Medya da ki Samira'nın küçüklüğü.
Güneş cesurca doğarken, gece'den korkarak batıyordu. Niye bu kadar yalancı bir güzelliği vardı onun? İnsanlar güzelliğine kapılıp boğuluyor diye düşündü Pars. Yıllar öncesini hatırladı. Babasıyla ilk tanıştığı anı. Hastanede en ücra köşeye konulmuş tozlu bir koltukta başlamıştı herşey. Küçük kelebek hafızasını yitirmişti ve çaresiz babası onu tanımadığı için ağlıyordu.
O günü düşünmek canını yakıyordu genç adamın. Hem öz annesi ile babasını kaybetmişti, hemde görüp görebileceği en iyi babayla tanışmıştı.
Telefonunu yatağına fırlatıp ufak bir 'siktir' mırıldandı. O kız aklına gelmişti yine. Masum teni aklına geldikçe dikkatini dağıtıyordu.
Onu dudakları aralık bir biçimde düştükçe aklına deliricek gibi oluyordu. Sakin olmak için yaktı bir dal ölümü. Dumanı usulca dudaklarından süzülürken telefonunun sesini duymuştu. Sigarasını söndürüp telefonuna uzandı. Arayan Kuzey'e kafayı takmış Gülfemdi. Yine Kuzey hakkında kafasını ütüleyeceğini düşündü. Açmamayı tercih etti ama içinde bir sıkıntı düşünce dayanamayıp açtı.
"Samira'nın başı dertte." İsmini duyar duymaz kızgın damarları kabarmıştı. Cevap vermeden kapattı telefonu.
Elini yumruk yapıp dişlerini birbirine kenetlemişti. Yıllardır derin ormanında, ağaç kabuğunda yaşattığı kelebeğin başı dertteydi.
Öfke nöbetleri gidip gelirken telefonda Samirayı takip ettirdiği elemanını aradı. İkinci çalışta açılmıştı telefon.
"Samirayı takip ediyorsun değil mi?" Karşı taraftan öksürük sesi gelmişti. Birkaç dakika cevap gelmeyince yineledi sorusunu. Bekletilmekten zerre haz duymazdı.
"Şu anda peşindeyim. Şehrin en ıssız yolunda tek başına yürüyor. Büyük cesaret doğrusu. Bu güzellikle tek başına hemde." Eleman büyük hir cesaretle Parsla şımarık bir şekilde konuşmuştu. Bu kadar rahat olduğuna şaşırmıştı Pars.
Sinirle, "Lafı geveleme lan! Peşinden sakın ayrılma ve bana derhal konum at." Cevap vermesini beklemeden kapatmıştı yüzüne telefonu.
Konumu attığında babasına durumu bildirecek bir mesaj atmıştı. Neden o yolda yürüyordu ya da neden Gülfem başı dertte demişti merak ediyordu. Düşüncelerini susturup babasının sık sık kullandığı salonda, Samira'nın fotoğraflarıyla süslü odaya gitti. Küçüklüğünden beri onun videoları ve fotoğraflarıyla büyümüştü. İçinde yaşatıyordu küçük kelebeğini. Her sinirli olduğunda ya da üzgün olduğunda küçük kelebeğin çocukluk videolarını izleyip sakinleşirdi. Günden güne büyüyordu içinde minik kelebek.
●●●●
Oda'dan çıkıp arabasına atladığı gibi Kuzey'in yanına gitmişti. Samira geldiğinden beri işlerle doğru düzgün ilgilenemediğinden Kuzey'e devretmişti herşeyi. Bu durumdan pek memnun olmasa da mecbur kalmıştı. Kuzey pek güvenilir biri değildi. Kuzeni olduğu için sesini çıkartamıyor olması tamamen zorunluluktandı.
Mekana geldiğinde arabayı park edip gergin adımlarla alışveriş merkezine girdi. Aslında alışveriş merkezi değildi, daha çok tuzak gibiydi. Üç katı çeşitli mağazalarla doluydu, ama alt katlar ölüm kokuyordu. Bütün kirli işleri orada hallediyordu genç adam.
"Oo Pars bey sonunda teşrif edebilmiş demek!" Pars'ın odasında rahatça hareket eden Ali'ye uzun bir şekilde baktı. Bu bakışları tanıyan Ali'nin ciddi olup bakışlarını kaçırması ani olmuştu.
"Ne oldu yine?" Masaya oturup ellerini kenetleyerek içki kokan adama baktı. Yıllardır Pars'ın yakasından olmayan uyuz herif yine para için gelmişti. Babasının arkadaşı olmasa zahmete girmeden bitirebilirdi işini. Ama babasına borçlu hissediyordu kendini.
"Bizim işlerde arada sırada sorun çıkıyor bilirsin. Ee fazla da para olmayınca halledilmiyor ne yazık ki. Babanın hesabından az dörtlük uzatta işlerimize dönelim." Dişlerini sıktı sıkabildiği kadar. Samira doğduğunda babasına yardım elini ilk bu adam uzatmıştı. O yüzden ayakta kaldığını söylüyordu babası.
Dişlerini çözüp kasadan çıkardı istediği kadar parayı ve uzattı ayyaş adama. Pis bir ifadeyle sırıtıp çıktı odadan.
O sırada babası mesaj atmıştı, "Samirayı buldum. Eve gidiyoruz fazla oyalanmadan gel." Babasının dediğini yapıp masadan kalktı. Kapıdan çıkarken bir ses işitmesi üzerine olduğu yerde gizlenip dinlemeye başladı.
"Ne demek babası geldi aldı? Ulan ben sana onu kaçırman için para vermedim mi puşt!" İşittiği ses Kuzey'e aitti. Duydukları üzerine şaşırmıştı Pars. 'Güvenmemekte haklıydım.' Diye geçirdi içinden.
Biraz daha kulak misafiri oldu seslere.
" Bir işi de becer be! Şu siktiğimin beynini kullan bir kere de!" Ağlayan adamı yakasından tuttuğu gibi yere fırlatıp topuklarını yükseltip uzaklaşmıştı koridordan. Sesler kesilince odadan çıkıp yerde yatan çocuğun şaşkın bakışlarına aldırmadan binadan çıkmıştı. Otoparkta arabasına binmeyip motosikletine atladığı gibi eve doğru son sürat sürüyordu. Kuzey'den duydukları aklını karıştırırken eve çoktan varmıştı. Kaskını eline aldığı gibi eve girmişti. Salonda babasıyla küçük kelebeğin sesini duyduğunda temkinli hareketlerle adımlarını hızlandırdı.
Salon kapısına geldiğinde Samira'nın korkak bakışlarıyla karşılaştı. Gece'nin güzelliği tenine yansıyan kelebekten gözlerini ayıramıyordu.
"Baba?" Soru işaretleri birleşip diline mühür vurunca, sustu. Kelimeler ardı ardına dökülecekken bıçağın damarlarına ulaşması onu susturmuştu.
"Samira tanıştırayım, oğlum Pars. Oğlum tanıştırayım Samira. Aynı sınıftasınız diye biliyorum. Tanışmış mıydınız? "
"Tanıştık baba." Bakışlarını ısrarla küçük kelebeğe diktiğinde, kelebeğin nabzı gittikçe artıyordu. Soğuk bir rüzgar misali bakışları derinleştikçe bıçak damarlarına ulaşıyordu.
●●●●
Kelimelerin uzağında kalmış nokta gibi sabırla bekliyordum. Ne olacağını, cümle'nin nasıl biteceğini, hikaye'nin ne ile son bulacağını. Sabırla umuyordum. Ne olacağını kestiriyor gibiydim. Bakışları en derinime işliyordu.
Her baktığında, içimde bir kelebek havalanıyordu. Daha önce yaşamadığım, tanıdık olmayan bu his gittikçe artıyordu ve bu beni korkutuyordu.
Kuzey'in çirkin sözlerine sinir hücrelerim dayanamamıştı ve cafe'den büyük bir hışımla çıkmıştım. Telefonumun şarjı bitmişti ve nereye gideceğimi bilmeden yürüyordum. Bir araba durmuştu ve tanımadığım birinin arabasına binip evine gitmiştim. Şans o ki arabasına bindiğim adam Adnan Kuvars'tı. Yurt'un ve okulun sahibi, aynı zamanda Pars'ın babası.
Merakıma yenik düşüp girdiğim oda'da bana gönderilen mektupta, zarftan düşen fotoğrafta ki küçük kız çocuğu ile ona çok benzeyen bir kızın fotoğrafları ile karşılaşmıştım.
Aklıma soru işaretleri nüfus ettikçe iş çıkmaza biniyordu.
Sonrasında ise Pars gelmişti ve babası beni yurt'a bırakma görevini ona vermişti. Arabaya binerken nabzım hızını arttırmıştı ve sessizliğin büyüsü dilime nüfus etmişti.
Yurt'un önüne geldiğimizde bana numarasını vermişti ve acil durumlarda kesinlikle aramamı söylemişti. Söylemekten çok emir vermişti aslında.
Koskoca bir günüm böyle geçmişti ve sıradanlıklar üzerine kurulmuş hayatımı ani bir şekilde heyecan kaplamıştı.
Kendi oyunumda savruluyordum, canım yanıyordu ama dilim mühürlenmişti ve susmaktan başka çarem yoktu.
●●●●
Bu bölüm biraz kısa oldu bu yüzden özür diliyorum hepinizden. Diğer bölümde telafi edeceğimden şüpheniz olmasın. Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın..
YOU ARE READING
Donmuş Kelebek
Teen FictionElinde ki bıçağı dart tahtasına atış yapar gibi duvara attığında küçük kelebek durduğu yerde korkudan titremeye başlamıştı. Maskesini çıkarıp küçük kelebeğin korkak masum bakışlarına dikmişti gözlerini. "Buz tutmuş kanatlarla uçamazsın kelebek,"...
