KUTUP AYILARI

48 4 0
                                        

Multimedia: Azra


"Belki üstümüzden bir kuş geçeeer, kanadından bir tüy düşer, iner döne döne gökyüzünden, hiç bir yüz güzel değil senin yüzündeeen." Tüm sabahlar güzel be. "Lala-la-lala"

"Allah'ın cezası Azra bi sus artık sus." Ay benim kıvırcık Lavin'in sinirlendi galiba. Odasından buraya gelmesi 5 saniye bakınız: "Biiir, İkiii, üüüç, dörtt, bee.." Beş diyemeden hayvan gibi açıldı kapım. "Ya kızım sen bavulunu hazırlasana ne ötüp duruyon sabahın bu saatinde guguk kuşu gibi he. Öldürücek misin sen beni?" Ay kıvırcığım sinirlenince çok tatlı olurmuuş. "Ya Lavin bana kırmızı sandeletlerini versene." Kurduğum cümle üzerine bana sen ciddi misin bakışları atıp: "Te Allahım ben ne diyorum bu ne diyo, al Azra tüm sandeletlerim senin olsun ama lütfen sus." Ops kapıyı çarpıp çıktı. Neyse bende bavulumu hazırlamak üzere dolabımın karşısına geçiyorum ve bu sefer askıdaki değil katlı olan kıyafetlerime yöneliyorum. ortalama 4 buçuk gün için 8 takım kıyafet almam lazım. Bakalım bakalım ne koyabiliriz. Tabiki öncelikle bikiniler bir mayo bir bikini alıyorum ve bavuluma koyuyorum. İki kot şort bir beyaz şort alıp onlarıda bavuluma koyuyorum. Askıdaki eteklerimden derin yırtmaçlı uzun turuncu eteğimi alıyorum. Uzun bordo beyaz çizgili elbisemide alıyorum. Ve şuan giymek üzere yırtık kotlarımdan birini elime alıp kenara ayırıyorum. Tişört kısmına geldiğimde 4 tişört alıp bavula yerleştiriyorum...

Ivır-zıvır derken bavulumu hazırlamak için tam bir saatimi harcıyorum daha sonra duşa girip hazırlanıyım derken saati 9 yapıyorum. Çocuklarla bizde kahvaltı yapmak üzere dün akşam sözleşmiştik. Ha siz dün ne olduğunua merak ediyosunuz şimdi. Benim için sıradan bir konserdi Aral gelmedi. Buğra ve Lavin de kutup ayıcılığı oynamaya devam ediyorlar. Aynada son kez görünümüme baktıktan sonra büyük bir memnuniyetle aşağı iniyorum. Ah tabiki iphonemi alıp. Mutfak kapısından girdiğim gibi sinirlerimin saç tellerimin ucundan çıkma tepkimesi meydana geliyor. Herkes kahvaltıya başlamış biride hadi Azra diye beni çağırmamış. Patates kızartmaları bitmiş krepler bitmiş bir tanecik tost kalmış bana bir tanecik tost düşünebiliyor musunuz? "Anne hadi bu dengesiz örümcek-Yiğit-, Cadının süpürgesi -Sude- aslan yelesi -Mert- ve bu kutup ayıları neyse de sende mi beni sattın ha? Sende mi anneeeeğ" Herkes kahkaha atarken annemde onlara eşlik ediyordu. Gırgır şamata yapa yapa evden çıktılar ben naptım biliyo musunuz zeytin ekmek.

Şimdi benim şeytani planlarımı gerçekleştirme vaktim. Düşünelim bakalım elimizde bir Mert'in birde Buğranın arabası var. Ah tamamdır buldum. "Evet ben Yiğitsiz yolculuk yapamam." Kurduğum bu cümle Yiğitin egosunu Everest'e çıkardı ama yapıcak bişey yok. "Valla Azracım sende haklısın ama ben biricik kankeytam Mert'in arabasıyla gidicem e madem sende gelde beraber gidelim." Ah egosunu dürttüğüm. Sude'ye kaş göz yapmadan anladı hemen mevzuyu. "Yakışıklı Yiğit kardeş bende geliyim mi be sizle." Yiğit sağ eliyle saçları düzeltim sol eliyle olmayan bıyığını kıvırıp "Madem sende gel katıl haremime" demesin mi. Dedi valla dostlar aynen böyle dedi şebemaymun. Herkesin kahkahası havada dolaşırken Lavin'in kan yanaklarıda birikmişti. Buğra'da olayı anlamış hiç itiraz etmeden "Hadi o zaman başlasın yolculuk." demiş bize startı vermişti. Biz arkada Buğralar önde birbirimizi ara ara sollayarak başlayan yolculuk Mert'in o müthiş espirileri ve Yiğitin yılışıklıklarıyla Sude'yle bizi şebemutluluk yapmıştı.

LAVİN*

Azra'nın yaptığın iyilikmi yoksa kötülük mü bilmiyorum ama sırf sıkıcı bir yolculuk olmasın diye radyoya uzanıp hemen bir kanalda durup çalan şarkıyı dinliyorum. -MFÖ- Ah bu ben- Şarkıya hafiften eşlik ederken Buğrada küresel ısınma etkisiyle bana eşlik etmeye başladı. Sonra radyoya uzanıp sesini kısıp bana döndü.

"Baban arıyor mu? Rahatsız ediyor mu?" Beni mi düşünüyor yoksa konu olsun diyemi soruyor bilmiyorum ama içimde biriken umut dalgası yerini yine umutsuzluğa bıraktı.

"Hayır en sonra sizin yanınızda konuştum işte." Cevabıma karşılık kafasını hafifçe salladı.

"Senin bir ihtiyacın, derdin ya da sıkıntın var mı?" Yok eyvallah iyiki varsınız demem gerekirken bakın ne diyorum.

"Sen dışında mı? Hayır hiçbir sıkıntım yok." Cümleyi kurduktan sonra başımı öne eğiyorum. Aman Allah'ım ben ne söyledim. Elini radyoya uzatıp tamamen sesini kıstıktan sonra önce Mertleri sollayıp sonra kaldığı yerden devam ediyor.

"Sana sıkıntı yarattığımı düşünmüyorum kıvırcık, eğer öyleyse benden uzak durmanı tavsiye ederim." Kurduğu cümle morelimi eksilere düşürürken kendi kendime her zamanki Buğra işte diyorum.

Radyoyu açmadan devam eden yolculukta telefonuma bir mesaj düşüyor.

Kimden: Hakan

Lavin, özledim seni müsait zamanında ara buluşalım.

Büyük ve derinden bir of çekip cevap vermeden telefonu yanıma bırakıyorum. Kim bu Hakan sorunuza cevap vermem gerektiğini bildiğimden hemen açıklıyorum. Hakan lisede benim sevgilimdi. Lise sonra ayrılmıştık çünkü Hakan beni aldatmıştı. Zaten deli divane aşık olmadığım için ban akoymamıştı. Konservatuar'a başladığımda da işte Buğradan hoşlanmaya başlamıştım.

Hazır canım sıkılıyorken size tanışma hikayemizden de bahsedeyim. İlk gündü, bahçede otururken Azra yanıma oturup kırmızı mı mavi mi diye sormuştu -Deli diyorum inanmıyosunuz, ya da bi saniye sizde anlamışsınızdır artık- Bende kırmızı dediğimde kalkıp benide elimden tutarak kaldırmış ve Mert'in yanına götürüp onunla tanıştırmıştı. Sonra ben ertesi günü sabah bahçede Mert ve Azrayı beklerken Buğra bana çarpıp telefonumu düşürmüştü bende tabiki Allah ne verdiyse çemkirip elindeki telefonumun bir üst modeli olan telefonu almış kulanmaya başlamıştım sonra Buğrada bize katılmıştı.

Telefonum çaldığı için devamını başka bir seansa erteleyip çalan telefonuma yöneliyorum.

"Söyle Azra." Sakın saçma sapan konuşup beni sinirlendirme ağzını kırarım ses tonumu kullandığıma eminim.

"Ah aşkım rahatsız etmiyorum demi? Buğra'ya söyler misin biraz yavaşlasın yoksa ölüceksiniz." Cümlesi bitmeden gözüm ibreye kaydı 140 mı? Oha. Telefonu kapatıp Buğra'ya döndüm.

"Buğra, gereksiz hızlı gidiyosun yavaşla." Bana baktı sonra ibreye ve dediğim gibi yavaşladı.

"Özür dilerim fark etmedim." Gülümsedim

"Beni öldürmene gerek yok Buğra merak etme denizde kızlara bol bol baksanda surat asmıcam ve iyi bir arkadaş olucam." Bana bakıp kaşlarını çattı.

"Ben iyi bir arkadaş olucağımı düşünmüyorum." Ah yani ben seni kıskanıcam mı demek istedi? Evet evet evet. Gülümsedim hemde çok içten.

"Ah canım oldu olası bir de bon koskonmom sodoco yonomdoko kozo komso bokomoz de bende güleyim." Sanki mümkünmüş gibi kaçlarını iyice çattı.

"Aynen öyle Lavin. Ben kıskanmam ama ha sen ha Azra ha Sude benim için fark etmez kimse benim yanımdaki kıza bakamaz ha onların sevgilisi olabilir ama sen benden başka kimseye gülemezsin bile." O şeklinde açılan ağzımı kapatıp "Ha?" diye garip bir ses çıkardım ve Buğra bana dönüp "Yol boyunca tek cümle daha kurarsan seni sağda bırakırım." dedi ve ben ebediyete kadar susmayı tercih ettim. Başımı onaylarca salladım ve gülüp "Aferin şimdi sıradaki parça benden sana gelsin" deyip kahkaha attı.

Elini radyoya uzattı ve çalan ilk parça gerçekten bana geldi.

"Pinhani- Ne güzel güldün."


RENGARENKWhere stories live. Discover now