4. Bölüm

72 10 192
                                        

Ateş'i sonunda bulmuştuk. Benim fizik tedavilerim yüzünden biraz intikam işi aksamıştı ama şimdi gidecektim. Hemen intikam almayacaktım ondan. İçine girip onunlan bir sürü bilgi, zaafı var mı diye araştıracaktım. Herkes gibi onunda zaafları olucaktı ve ben o zaaflarını bulup sırayla öldürecektim. Benim gibi onunda karanlık bir boşluğa düşmesini sağlayacaktım. Onu o boşluktan çıkaracak hiç kimseside olmayacaktı. Benim burada işim bitince gidecektim. Annem, her gece rüyamda beni çağırıyordu. İntikamımı aldıktan sonra geleceğimi söylüyordum. O da intikam almamın bir işe yaramayacağını söylüyordu, ona intikam almam gerektiğini üstüne basa basa söylediğimde beni bırakıp gidiyordu. Elime su damlayınca, ağladığımı fark ettim. Bileğimi gözüme yaklaştırdım ve göz yaşlarımı sildim. Kapı çaldığında "Gel!" diye bağırdım. Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim. Gelen kişiyi görünce yüzümdeki gülümseme soldu. Ege gelmişti.

"Kavgalı mıyız hala?"

"Evet, şimdi defol!" dedim sesimi yükselterek. Ona yapmaması gerek bir şeyi söylemiştim ve oda yapmıştı. Benimle birlikte çatışmaya katılmayı nasıl düşünebilirdi? anlamıyorum açıkçası.

"Vurulmadım ama?" dedi, siyah gözlerini yeşil gözlerime dikerken.

"Vuruluyordun ama seni ahmak" dedim ve cevap vermesine izin vermeden silahımı alıp odamdan çıktım. Elif telefonla konuşuyordu, yanına gittim. Beni fark edince telefonu kapattı. Neden kapattığını merak ediyordum ama sormayacaktım. Konuşması bitmiş kapatmış olabilirdi.

E;"Ateşin yerini buldum" dedi bir nefesle. Yüzüme sinsice bir gülümseme yerleştirdim.

A;"Nerdeymiş?" dedim sabırsızlıkla.

E;"***** yerine gitmiş " dedi. Kafamı havalı bir şekilde salladım ve kimseye haber vermeden çıktım. Arabama bindiğimde Elif'in sesi kulaklarımı doldurdu. Yanıma geldiğinde camı indirdim.

A;" Evet? "

E;" Gitmesen olmaz mı? " dediğinde camı kapattım ve kafamı olumsuz anlamda salladım. Arabamı çalıştırdığımda oflayıp eve girdi. Dediği yere doğru arabayı sürüyordum.

Arabayı kenara çektim ve aşağı indim. Kapıyı sert şekilde kapattım. Sesini duyunca gülümsedim, kapıyı sert şekilde kapatığımda çıktığı ses tonunu seviyordum. Arabayı kilidiyle kitledim ve ordan uzaklaştım. Burda işim bitince ziyafet çekicektim çok acıkmıştım çünkü. Bir adam sanırım Ateş, on yedi yaşlarındaki çocuğuna sarıldı ve yanındaki adamlara teslim etti. Adamlar çocukla birlikte arabaya bindi ve bu alandan uzaklaştılar. Oraya doğru kendimden emin bir şekilde ilerledim. Bir elim silahımdaydı. Bir sürü siyah giyimli adam önümde toplandı. Onların önünde sinsi bir şekilde gülümseyen ateş sandığım adam vardı. Saçında kahverengiydi, kafasının orta yerine doğru beyaz saçları vardı, gözleri kahverengiydi. Yüzü pürüzsüz bir şekilde güzeldi. Hızlı bir şekilde belimden silahımı aldım ve Ateş'e doğruttum. Zamanım kısıtlıydı seri davranmam gerekiyordu, ne kadar seri davransamda yirmi adamı öldüremezdim. En azından ben Ateş'i öldürebilirdim ya da ben ölecektim. Ben silahımı Ateş'e doğrulttuğumda arkasındaki adamlarıda silahı bana doğrultmuştu. Onlardan korkmuyordum zaten gideceğim yer belli değil miydi? Elinde sonunda oraya gidecektim... Gözlerimi kıstım ve Ateş'in omzuna siper aldım ve silahı ateşledim. Silah patlayınca onlarda silahlarını patlatmıştı. Karnımdan vurulmuştum. Karnım kanıyordu elimle kurşunun orayı bastırdım. Kurşuna zararı olmaz diye düşünüyodum en azından kan duracaktı. Diğer adamlardan bir kaç tanesini vurmuştum diğerleri Ateş'ide alıp arabaya bindiler ve burdan uzaklaştılar. Çatışma seslerini duyan insanlar polisi aramışlarını düşünerek seri hareketlerle arabama bindim. Arabayı çalıştırdım ve burdan uzaklaştım. İntikam alacağım kişiyi belirlemiştim. Bittin sen küçüğüm....

[Elif'in ağzından]

Ateş'in yerini Alev'e söylediğim için çok pişmanım, boşuna atalarımız son pişmanlık fayda etmez diye dememiş keşke ahh şu keşkeler asla bitmezdi... Alev'e abla demeyi sevmiyordum -kibarlıktan olsa bile- aslında kimseye bir hitapla seslenmezdim. Babama bile ismiyle seslendirdim. Birde benim abim vardı. Kendisi babama, baba diyerek hitap eder. Evimizin uslu, çalışkan çocuğuydu. Bana göre içimizden en karanlık olanımız oydu, sadece gizliyordu. Babam kötü işlerle ilgilenirdi ama tabi bir ben biliyordum, ya da tek ben bildiğimi sanıyordum. Az bir süre olsa bile ondan kurtulduğum için çok sevinçliydim. Kötü bir şey yapmasak bile çoğu zamam bize hakaretli sözler söyler döverdi ama bazende bir o kadar çok severdi bizi.

Salonda daireler çiziyordum. Alev'e bir şey olacak düşüncesi beni çok korkutuyordu. Ateş'in karşısında hiç şansı yoktu. Omzumda iki el salonda dönmemi engelledi. Beni döndürünce omzundaki elin sahibi Ege'nin olduğunu gördüm. Sıska kollarımı Ege'nin vücuduna sardım ve göz yaşlarımı akıtmaya başladım.

"Abi, A-Alev-" cümlemi iri eliyle kesmişti, işaret parmağını dudağımın üstüne koymuştu.

"Alev nerde küçük ajan? " bana ajan dediğinde gözlerimi belerttim. Şaşırdığımı anlamış olacak ki gülerek şaka yaptığını söyledi. Konuşmaya başlıcağım sırada salonun kapısı açıldı ve içeri girdi. Alev merdivenlere yöneldiğinde Ege'de arkasından onu takip ediyordu. Alev kısa bir süre merdivenin orda durdu ve işaret parmağını yuları kaldırdı,

"Yolumuz buraya kadar, yukarıya gelemezsin. Hiç biriniz asla gelmeyin! " dedi kaba bir dille. Cümlenin sonunda sesini yükseltmesine şaşırmıştım. Yanına gitmek istiyordum ama korkuyordum. Alevden korkmayan kişi, kafayı sıyırmış olabilirdi. O adama yaptıklarından sonra bir piskopat olduğu kanısına varmıştım. Kahverengi deri koltuğa oturdum. Aklım hâlâ Alevdeydi, direk neden odasına gitmişti anlamıyordum...

Ümitsiz bir şekilde parmaklarımla oynamaya başladığımda yukardan boğuk bir çığlık sesi duyuldu... Ateş evine gelmiş olamazdı değil mi?!

Öl Ya Da ÖldürWhere stories live. Discover now