Hiddet

57 5 3
                                        

   Günün ilk ışıkları, yaprakların arasından süzülüp saçlarını ve gözlerini yıkarken elindeki sigaradan derin bir nefes çekti. Gözleri her zamankinden daha dalgın ve daha bulutluydu. Göğsü yavaşça inip kalktı ve gri duman dudaklarının arasından ince bir iplik gibi süzülmeye başladı. Poyraz Samyeli ne kadar nefret edilesi biri olsa da hayatım boyunca gördüğüm en güzel şeydi.

Şafak boğazını temizleyerek beni bulunduğumuz anın içine döndürdü. "Beni dinlemiyor musun sen?"

"Pek dinlediğim söylenemez," dedim gözlerimi iri iri açarak. Elimden geldiğince masum görünmeye çalışıyordum.

Gözlerini devirdi. "Hayatımda gördüğüm en zor öğrencisin," diye homurdandı.

Bugün açık alanda eğitim görüyordum. Şafak bir silah seçmem ve onu en ince ayrıntısına kadar tanımam gerektiğini söylemişti. "Seçtiğin silah geri kalan hayatında sana en yakın olan şey olacak," demişti. "Her an senin yanında olacak ve her an yanında olacak bir şeyi her şeyiyle tanımalısın."

Dikkatimi önümdeki silahlara yönelttim. "Şuradaki," dedim elimle işaret ederek. "Onu istiyorum."

"Cheytac M2000, güzel seçim," dedi takdirle. "Ama sana göre biraz ağır. Belki de benim kullandığım gibi bir SIG-Sauer SSG 3000 denemelisin." Daha küçük ve ince bir tüfeği işaret etti.

"Hayır," dedim inatla. "Onu istiyorum."

"Küçük inatçı bir çocuksun," dedi yeniden homurdanarak.

Burnumu kırıştırarak dil çıkardım. Silahı parçalara ayırdı ve yavaşça hangi parçanın nereye ait olduğunu anlatmaya başladı. Dikkatimi toplamakta zorlanıyordum ama silahı parçalayıp tekrar birleştirmemi istediğinde başardım.

Gururla gülümsedi. "Sanırım artık nişan çalışmalarına başlayabiliriz."

İnanamayarak ona baktım. "Gerçekten mi?" diye soludum. "Bir şeylere ateş edebilecek miyim yani?"

"Benim dışımda herhangi bir şeye," dedi altını çizerek. "Mesela, verandadaki masanın üstünde duran bardak oldukça iyi bir hedef gibi görünüyor."

Tüfeğin yanına uzandım. Nişan aldım, nefesimi tetiğe bastığım anda bırakıverdim.

Ama kurşun bardağa değil, Poyraz'ın hemen yanında durduğu cama isabet etti ve cam binlerce parçaya bölündü. Yerinden sıçradı ve anında bana döndü. Bukleleri gözlerinin önüne düşmüştü, aramızda neredeyse iki yüz metre mesafe vardı ama gözlerinin alev alev yandığını görebiliyordum. Çenesindeki bir kas seğirdi.

El sallayıp bağırdım. "Üzgünüm, ıskaladım!" Sinsi sinsi gülümseyerek, "Asıl hedefim sendin," diye ekledim.

Şafak hemen yanımda uzanıyordu ve bütün bu olayı nefesini tutarak izlemişti. Ben kendimi tüfeğe ve yaptığım espriye kaptırmışken beni dirseğiyle dürttü. Boğazını temizleyip, "Sıla," dedi.

Onu umursamadan dürbünle etrafı taramayı ve yeni bir hedef aramayı sürdürdüm. Israrla ismimi söylemeye ve dirseğiyle kaburgalarımı deşme çabasına devam ettiğinde dişlerimin arasından bir nefes alıp ona döndüm. "Cehennemin dibi!" diye azarladım onu. "Sıla da Sıla! Ne var?"

Tüfeğin dürbününe döndüm. Dürbünden Poyraz'ın hızla yaklaşan bedenini görmemle, Şafak'ın, "Kaçsak iyi olacak," demesi bir oldu.

Yerimden fırlamamla koşmaya başlamam bir oldu. Şafak arkamdan gelirken kahkahalarla gülüyordu. "Askerler, mevzileri terk edin!" gibisinden bir şeyler bağırıyordu. Onu umursamadım çünkü biliyordum ki, Poyraz beni yakalarsa gebertecekti. Gerçekten de şehit olacaktım.

GüvenilmezWhere stories live. Discover now