UMUT..
Son derece iyiydi bugün, durumu her geçen gün daha da iyiye gidiyordu. Sabah olduğunda odasının içine giren güneş ışığı, Güneş'ten sonra iyi gelen tek şeydi. İyileşiyordu, Güneş'in varlığı onu resmen her geçen gün daha da iyi ediyordu bunu biliyordu ama bu hastaneden çıkmasına sebep değildi. Çünkü Güneş onu nasıl iyi ettiyse o da Güneş'i iyi etmek istiyordu. Hastanede kalacağı günler Güneş için hasta numarası yapmasına değerdi..
-Saat henüz sabaha karşı beş idi. Doktorlar muayeneye her gün yedide başlar, koridor üzerindeki ilk odadan girerler, acil bi durum söz konusu olmadıkça son odaya geçene kadar saat sekiz olurdu. Neyse ki Umut şanslıydı, doktorlar Güneş'in odasına gelene kadar saat hemen hemen sekiz olacaktı. Umut her zamanki gibi kendini riske atmamak için yatağını dolabın içindeki yastık, yorgan kılıflarıyla, bir kaç kumaş parçasıyla doldurdu. Koridordan girse yukarı çıkana kadar elinde sonunda birine yakalanırdı biliyordu, her gece yaptığı gibi sabaha karşı bile olsa camdan tırmanma yolunu seçti, ilk hamlede ayağı takılıp tökezledi, birazda ayak serçe parmağını vurdu ki bu onun için en acısı, pes etmeyip tırmanmaya devam etti. Sonunun mutlu bitebileceği her iş onun için kutsaldı ki sevdiği kızı görebilmek kutsallığın da nirvanasıydı.. Bunu söylemekten ölene kadar bıkmazdı, nasıl da güzel uyuyordu.. Onun suratına her baktığında 'Ve Tanrı kadını yarattı' demekten kendini alıkoyamıyordu.. Dünyadaki tek kız oymuşcasına tek kadın ona verilmişcesine seviyordu, hayatında bir kere bile sesini duyamadığını bu güzel kızı.. Bu kadar düşünce yeter dedi kendi kendine artık hünerlerini sergileme vaktiydi. Ona gerekli en iyi tedaviyi yapabilmek için raporlarını ele geçirmeliydi. Genelde bu tip hastanelerde karışıklık çıkmaması için hastaların raporlarını kendi odasındaki kapalı dolabın içine kilitlerlerdi, günlük tedavilerde de hastanın günlük kaydını gece on iki gibi yazar, sorumlu kişi dolaba raporları yeniden koyup kilitlerdi. Şanslı olduğunu düşünüp dolabı kurcalamak için yanına yaklaştı Umut. Odalarda delici-kesici hiçbir alet bulunmazdı, hastalar kendine zarar veremesin diye zaten yasaktı. Odadan çıkıp alet aramaktan başka şansı yoktu. Neredeyse kendi adımların bile duyamayacağı sessizlikte ilerliyordu. Etrafında hiç kimse yoktu. İçinden şarkılar mırıldanıyordu (Teoman-Mavi kuş ile küçük kız). Bir tıkırtı duymasıyla birlikte irkildi birden. Neden o kadar ani bir dönüş yapmıştı ki, dönmesiyle birlikte köşedeki vazonun düşmesi bir oldu. Ve o sessizlikte çıkan ses.. Alarmların çalması, yetkililerin uyanması, doktorların neler oluyor diyerek koridorlara akın etmesi.. Arkasında hiç tanımadığı bir kızın oraya koş diyerek 'malzeme odası'nı işaret etmesi.. Olanların hepsi sanki ışık hızıyla gerçekleşmişti. Koşa koşa malzeme odasına girdi, o kargaşada bulduğu ilk doktor önlüğünü üzerine geçirdi. Yaka kartını da atlamadı bir de cebine tornavida alarak, yavaşça kendinden emin adımlarla uzaklaştı odadan. Bir doktor edasıyla girdi Güneş'in odasına. Tornavidayla dolabın kilidini zorlayabildiği kadar zorladı, ulaşmalıydı dosyasına, onu iyi etmek için bu şarttı.. Kapının açılma sesini fark ettiği gibi attı kendini pencereden dışarı.
-Saat tam 7:45 idi. Umut yatağında, doktorlar başında, raporlar yastığının altındaydı..
SILA..
Yaşadığı tüm talihsizliklerle staj işlemlerine devam ediyordu.. Dizilerde filmlerde olabilecek bir olay başına gelmişti resmen. Sen kalk adama küstah de budala de say söv adam senin patronun çıksın! Gerçi hak ettiğini de düşünüyordu onun, son derece bencil davranmamış mıydı? Az bile söylemişti ona, oh olsun demek istedi ama diyemedi. 'Neyse ki kovulmadım' diyerek avutmaya çalıştı kendini. Emre Bey'in verdiği dosyalama işlemlerini kendine kovulmak yerine verilebilen kutsal bir ceza olduğunu düşündü. Şu an önemli bir toplantı vardı içeride ama giremiyordu, dosyaları bitirmeden herhangi bir seansta da bulunamıyordu. Daha ilk günden tüm işler bok gibi gidiyordu. İnsanlar boşuna mı yıl boyunca inek diye dalga geçmişti? En iyi kliniğe girebilmek için o kadar boşuna mı çabalamıştı? Sınıfın yollusu gözüyle baktıkları sıska Didem bile iki gün önce arayıp seansta şöyle oldu böyle oldu diye anlatıp bütün gece kafasını şişirmişti. Beyni kendi içinde kafayı yedirtiyordu resmen. Biran önce bu gün bitse de gitsem diye düşünürken kapının açıldığını fark etti. Takım elbise giymiş adamların yanında süper mini etekli, uzun bacaklı, manken diyebilecek kızların çıktığını fark etti. Bunlar insansa biz neyiz diye düşünmekten de kızların tam bir yelloz olabileceğini düşünmekten de alıkoyamadı kendini. Emre Beyin odadan çıkmasıyla birlikte üşüştü kızlar etrafına. 'Gerçekten ilaçlarınızı bizden alırsanız çok kar etmiş olursunuz', 'Size en iyi şekilde hizmet ederiz Emre Bey', 'Bir kere deneseniz inanın pişman olmazsınız', 'En iyi kalite bizde Emre Beyciiim'.
Ne kadar da gevşek gevşek konuşuyorlardı, istemsiz bir şekilde sinir olmuştu Sıla. Emre Bey neden yüz veriyordu ki? Kimdi bu kızlar? Basit bi pazarlamacılardı işte. Beyaz elbiseli kızın Emre Bey'in omzuna dokunarak konuşmasına içten içe kıl oluyordu Sıla. O burada işlere boğulmuş bir şekilde çalışırken kızın göz göre göre oynaşmasına izin veremezdi. Bitirdiği dosyaları kucakladığı gibi aldı, boşta kalan sağ eliyle de filtre kahvesini kaptı, duvarın köşesine doğru ilerlediklerini görünce onlara doğru koşuyormuş gibi bir hamle yaptı. Sonuç: Elindeki filtre kahve beyaz elbiseli kızın üzerinde, Emre yere dökülen kahveden kayıp düşmüş, ve bütün herkes gözleri yerinden çıkacakmış gibi bu üçlüye odaklanmış..
Sıla sessizce bir sesin çıkabileceği en kısık tonda;
- Hay aksiii, çok pardon..
YOU ARE READING
Bir Akıllının Deli Günlüğü
Teen Fiction“Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız öyle kalır, bazılarımız akıllanır..” • • • Her şey anlamsızdı.. Her şey imkansız.. Yaşamaktan zevk alınamıyordu.. İlaçlar üzerine tükenmiş bedenler, titrek eller, çökmüş bir vücut.. Neden dedim kendi kendime, neden...
