Sinirden elim ayağım titriyordu. Gökhan kantinin ortasında 5-10 kızın arasında durmuş gülüşüyordu. Hemen kantinden tostumu ve ayranımı alıp çıktım. İçimden Gökhan'a ve yanındaki sürtüklere söverken birden çocuğun birine çarptım. Elimdeki ayran üzerime dökülmüştü. Tostum da yere düşmüştü
"Ya yürümesini bilmiyor musun sen" diye bağırdım. Sesim bütün koridorda yankılanmıştı. Herkes bize tip tip bakıyordu. Sanırım bu çocuk bizim sınıftaki Buğra idi.
"Ya özür dilerim görmedim"dedi Buğra.
"Şu halime bak. Kör müsün ya sen önünü göremiyor musun" koridorun ortasında avazım çıktığı kadar bağırıyordum.
"Özür diledik. Daha niye bağırıyorsun" dedi çocuk daha bir de kendini haklı çıkarmaya çalışıyordu.
"Özür dileyince hiçbir şey değişmiyor. Mesela üstüm başım temizlenmiyor" dedim ona
"Ne yapmamı bekliyorsun" dedi bana ve bunu söylerken bana bağırmıştı.
"Önümden çekilebilirsin. Lavaboya gideceğim de" onu iterek yanından geçtim. Sanırım arkamdan küfrediyordu. Bütün sinirimi tanımadığım sınıf arkadaşımdan çıkardım. Bir de bu çıktı başıma. Dışarı nasıl çıkacaktım ya. Buğra denen çocuğa söve söve lavaboya girdim. Islak mendilim de yoktu. O sırada lavabodan Sude (yanında oturduğum kız) çıktı. Üstüme başıma bakınca durumumu anlayıp "ıslak mendil ister misin" dedi. İçimden gelen tüm teşekkürleri söyleyip kabul ettim.
"Kim seni bu hale getirdi ?" Diye sordu Sude.
"Hani bizim sınıfta Buğra denen bir öküz var. Bana çarptı. Ayran da tost da gitti. Tabi bir de benim üstüm gitti. Zaten sinirliydim bu da üstüne gelince patladım" dedim Sude bir an şaşkınlıkla
"Ne yani sen şu sınıfın hatta okulun en taş çocuğu Buğra'dan mı söz ediyorsun" dedi. Bu çocuğu neden bu kadar büyütüyorlardı ki. Tip desen sanki bizim mahallenin deli ramazanına benziyordu. Töbe şimdi çarpılcam. Yani gideri vardı işte. Tamam ya Allah var taş çocuktu ama ben hiç haz alamamıştım. Bana çok itici geliyordu.
"Yoksa bağıran kız da mı sendin" dedi Sude. Bunu öyle söylemişti ki çok kötü bir şey yapmışım gibi hissettim
"Evet de sesim buraya kadar geliyor muydu" dedim
"Ne demek geliyor muydu. Tüm koridor senin sesinle çınladı."dedi Sude. Kim bilebilirdi ki böyle bir yüzün altından bir cadı çıkacağını.
"Neyse ne bu saattan sonra benimle uğraşmaması gerektiğini bilsin"
"Sen neymişsin ya. Sakin ol. Relax ne bu sinir korktum bir an" dedi Sude. İkimiz de gülüştük. Zil de çalmıştı zaten beraber sınıfa geçtik. Sude'nin bu kadar sıcakkanlı birisi olduğunu hiç sanmıyordum ama bana çok sevecen davranmıştı. Sevmiştim bu kızı. Kafa dengimdi. İyi anlaşacakmışız gibi geliyordu. Derse geç girmemize rağmen görünürde herhangi bir hoca yoktu. Beklemeye başladık ama ne bir gelen vardı ne de giden. Derse gireli yaklaşık bir on beş dakika olmuştu.
"Ya bu hoca nerede kaldı gelecekse gelsin gelmeyecekse de boş dersin keyfini çıkartalım" dedim Sude' ye. O da sıkılmışa benziyordu. Bana hak verdi. Önümüzde oturan iki erkeğe "Beyler bi bakar mısınız" dememle " E yuh artık" demem bir oldu. Pis pis bana bakan iki çift gözle karşılaştım bu Buğra'ydı.
"Çocuğum sen başıma bela mısın her yerde karşıma çıkıyorsun ?" dedim sert bir ses tonuyla.
" Bi git işine işim gücüm yok senin mi peşinde koşacağım" dedi alaycı bir şekilde. Nefretim gittikçe katlanıyordu. Resmen beni küçümsüyordu
" Sen dünyanın kendi etrafında döndüğünü falan sanıyorsun herhalde " dedim. Yanındaki Meriç de Sude de gergin ortamı yumuşatmaya çalışıyorlardı ama sinirden benim gözüm dönmüştü. Kimse beni sakinleştiremezdi. Şimdi de iğrenç iğrenç gülmeye başladı
" Dünya değil de senin döndüğün kesin. Ha bu arada bana ilk ve son bağıran kızsın. Hiç kimse bana sesini yükseltemez"
"Nasıl böyle mi bağıramaz" dedim ve bunu söylerken son yerinde avazım çıktığı kadar bağırmıştım. Tüm sınıf benim bağırmamdan sonra susmuş ve dikkatler bizim üstümüze toplanmıştı
"Bana bak bir daha bana bağırırsan kız mısın diye bakmam o sesini kısarım senin" dedi Buğra. Aslında tartışma başladığından beri tüm sakinliğini korumuştu fakat bağırmamdan sonra gözleriyle ateş püskürtmeye başladı.
"Sen de bir daha benimle bu şekilde konuşursan erkek misin diye bakmam ağzını burnunu kırarım" dedim. Tüm sınıf bizi bu şekilde dinlerken sınıfa hoca girdi.
Sinirlendiği her halinden belliydi.
"Ne bu gürültü. Sesiniz bütün okulda çınlıyor. Arya ve Buğra hemen yanıma gelin" Birbirimize öldürücü bakışlar attık ama onun benimkinden hiç etkilenmediği kesindi. Onunkiler ise sert ve keskindi
"Evet sorununuz nedir" dedi hoca. Buğra hiçbir şey dememişti. Ben de olup biten her şeyi bir çırpıda anlattım.
"Aranızda çok saçma sapan şeyler yüzünden kavga ediyorsunuz. İkiniz de haksızsınız. Şimdi hemen birbirinizden özür diliyorsunuz" dedi hoca. Sanırım çıldırmış olmalıydı. Ne o benden özür dilerdi ne de ben ondan.
"Ben bu öküzden asla özür dilemem onun benden özür dilemesi gerek. Ayaklarıma kapanırsa belki affederim" dedim.
Buğra kahkahalar atmaya başladı. O kadar sinir bozucuydu ki. Gülüşleri bile benle alay eder gibiydi.
"Yeter bu kadar saçmaladığınız. Ya birbirinizden özür dilersiniz ya da Arya ile Meriç yer değiştirir " dedi hoca. Bunu söylerken gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Ondan kesinlikle özür dileyemezdim. Yan yana oturmak da
benim için en büyük eziyet sayılırdı.
Buğra
"Ben bu kızla aynı sınıfta duramazken bir de yan yana mı oturacağım." dedi. 'Aman ne meraklıydım sana' bakışı attım ona.
Hoca
"Anlaşıldı. Arya eşyalarını topla Meriç'le yer değiştiriyorsunuz." dedi. Tüm sinirimi çantamdan çıkardım. Öyle sert atmıştım ki içindeki defterlerim yamulmuştu. Buğra arkasındaki Meriç denen çocukla konuşurken ben de sıraya ve sandalyeye çizgi çekmekle meşguldüm.
Hemen
"Burası senin burası da benim yerim. Bu çizgiyi geçmek yok" dedim. Yine alaycı alaycı sırıtıyordu
"İlkokulda kaldığın çok belli. Çocuk çocuk hareketler..." Dedi Buğra.
"Biz ona çocukluk değil edep diyoruz. Anlasan iyi edersin." dedim. Bu sefer çok iyi laf sokmuştum. Eminim altından kalkamayacaktı. Eliyle çizgiyi geçerek
"Yaa öyle mi ?" dedi. Hemen elini ittirecekken elim onun elinin üstüne geldi. Bir an göz göze geldik. İçimde ne oldu bilmiyorum ama hemen elimi çektim
"Demek elimi tutmak istiyorsun. Sana özel izin verebilirim." dedi ve hunharca güldü. Söylediklerine ağzımı ökeledim. Neyse ki sonunda zil çalmıştı. Bahçeye çıkıp hava almak istiyordum.
"Bi çekilir misin dışarı çıkmak istiyorum kırk dakika boyunca zaten seninleyim bari bi on dakika nefes alayım" dedim ona. Direkt cool bir şekilde ayağa kalktı ve bana yol verdi. Nasıl biriydi ya böyle ayakta dururken bile ayrı bir havası vardı ve nedense bu beni fazlasıyla sinir ediyordu. Tam çıkarken ayağım sıraya takıldı. Yere kapaklanacakken Buğra belimden kavrayıp tuttu. Aferin arya her yerde kendini böyle rezil et. O kadar yakındı ki bana sıcak nefesini yüzümde hissedebiliyordum. Onu ittirecekken kapıda bana bakan bir çift göz ile karşılaştım. Bu Gökhan'dı. Okulun içinde bile hiç karşılaşmadığım birisi beni bu pozisyonda ve kendi sınıfımda görmüştü. Ben böyle şansın ta ...
YOU ARE READING
BENİ AŞKA İNANDIR
Teen FictionHayat bazen bizi öyle bir noktaya getirir ki her şeyden vazgeçeriz. Mutluluğu beklemekten, doğru aşkı beklemekten. Sıkılırız artık karşılıksız aşklardan. Tam mutlu olduğumuzu sanarız fakat her şeyin sadece bir yalandan ibaret olduğunu fark ederiz. H...
