Bölüm 6

13 0 0
                                        

    Aradan geçen iki günün ardından evi temizlemek ve Uluçla vakit geçirmek dışında hiçbir şey yapmamıştım. Bugün dışarı çıkıp biraz hava almak iyi gelebilirdi. Kahvaltı masasını topladıktan sonra Uluç'a seslendim.

"Ablacım, oyuncaklarını topla hazırlanıp birlikte dışarı çıkalım."

"Tamam." diye seslendi içeriden." Topluyorum hemen."

    Gelen patırtı seslerinden yukarı çıktığını anlamıştım. Bende mutfaktaki kalan işlerimi hallettikten sonra yukarı çıktım. Yatağın üstüne oturmuş tişörtüyle boğuşuyordu. Sanırım ters giydiğinin farkında değildi. Bu durum gülümsememe neden olmuştu. Çok sevimli bir hali vardı.

    Zaten onun yanında olmadığım zamanlar pekte neşeli olmuyordum. Beni güldüren tek şey küçük kardeşimdi. Oda olmasa nasıl bu durumu atlatacağımı bilemiyordum. Annemle babamın ölümünden sonra Uluçla iyileşmiştim. Birkaç sene sonra Parsla tanıştıktan sonra onunla vakit geçirmekte iyi gelmiş zamanlarımın çoğunu Pars ve kardeşimle geçirmiştim. Onlarla olduğum zaman vaktin nasıl geçtiğini bile anlamıyordum. Her şeyi unutuyordum. 

    Şimdi Pars' ı da unutmak istiyordum ama gitmek unutmak değildi aslında,  aklımda gözleri varken unutmak her şeyden daha zordu.    

   Belki ben ona ondan vazgeçerek tekrar sevmeyi öğretemezdim, ama bende onu unutmayı öğrenip ondan vazgeçemezdim.

    Birini çok kısa bir zamanda sevmek o kadar kolaydı ki , istemeden gerçekleşiyor ama birini isteyerek unutmak her şeyden uzun sürüyor. Belki aylar belki yıllar ...

    "Gerçekten unutmak istiyor musun?" diye sorsalar bir cevap veremezdim. Bu kadar severken, o güzel gözleri, bana sevdiğini söylemesi aklımdan çıkmaz, gözümün önünden gitmezken buna karar vermek o kadar zordu ki.

   Biri bu soruyu sorsa verecek cevabım yoktu. 

    Ama düşünmeden de edemiyordum. 

    Ya başka birini severse?

    Haftalar önce beni sevdiği gerçeğiyle dolu olan kalbi hatırlayana kadar geçen zamanda başka birini seçerse?

    Ona yaklaşmayı her şeyden çok istiyordum ama nasıl olacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu...

    Ne sıfatla? diye düşünüyorum. Ne sıfatla ona yaklaşıp eskileri hatırlamasını sağlayacaktım.Gözünde şuan basit bir asistandan başka hiçbir şey değildim.

   Bir yandan Doruk'un yardım etmesini arkamda olmasını istiyordum. Ama diğer yandan onun yardımını istemeyip her şeyi kendim halletmek istiyordum. Beni sevdiğini hatırlayıp o eski güzel günlere dönmeyi.

   Uluçun adım sesleriyle döndüm. Hazırlanmış bana bakıyordu. Elinden tutup anahtarları ve telefonumu alıp dışarı çıktık. Sıcak hava doğrudan yüzüme vurmasıyla yüzümü buruşturmuştum. Çok bunaltıcıydı ama dışarı çıkmaya ihtiyacım vardı.

     Rengarenk sokakların arasında kaybolup deniz gözükünceye kadar yürüdük. Pek değişmemişti ama yinede belli değişiklikler vardı. Her yer rengarenk çiçeklerle kaplıydı. Yeni 2 - 3 dükkan açılmış hepsi daha çok pastane tarzıydı. 

    Uluçun elini tuttuğum koluma iki eliyle asılmasıyla ona döndüm. Koluma asılmakla kalmıyor az ilerdeki küçük pastaneye doğru sürüklüyordu. Onun yönlendirmesine uyup çekiştirmesine ses çıkarmadan takip ettim.

     "Abla! Çok sıcak bir şeyler içelim." demesiyle çekiştirmesinin nedenini anlamıştım. Bende bunalmıştım. Bir şeyler içmek iyi olabilirdi. Önüne geldiğimiz pastaneyi incelemeye başladım. Çok tatlı bir yerdi. Açık mavi tahta görünümlü sandalyeler ve masalar vardı. Kapının dışında kapını çevresini ve beyaz duvarı saran pembe çiçekler vardı. Kapının önünden itibaren masalar başlıyordu. 

     İçeri girdiğimizde çok kalabalık olmadığını gördük. Çoğu kişi bu saatlerde denizde veya varsa havuzunda oluyordu. Buralara pek uğramazlardı. Önceden olduğu gibi hala aynıydı. Yeşil çiçeklerle yapraklarla kaplı camın önündeki masaya oturduğumuzda bizi tombul bir teyze karşıladı. Güler yüzü ve masmavi gözleriyle çok tatlıydı.

    "Hoşgeldiniz." dedi içten gülümsemesiyle. "Ne istersiniz?" 

     Sorusuyla Uluç'a döndüm. "Bitanem ne istiyorsun?"

     "Çikolatalı pasta ve limonata istiyorum." bende limonata istediğimi söylediğimde "Tamam kızım hemen getiriyorum." demişti. Hızla uzaklaşırken içerdeki bir kıza seslenip siparişlerimizi söylemişti. Kız çıkıp siparişlerimizi hazırlarken bende camdan dışarı bakıyordum.

      Biri ağlıyor başka biri gülüyordu. Ne kadar da dertsiz tasasız gözüküyordu. Belki de sıkıntılarını dışarıya yansıtmamaya çalışıyordu. Başka biri sinirle yanındaki çocuğa el kol hareketleriyle bir şey anlatıyor ondan aldığı cevapla arada ayağını yere vuruyordu.

      Bende dışarıdan nasıl gözüktüğümü merak ediyordum. Gülümsemeye çalışıyordum, üzüntümü belli etmemek için. Ne kadar başardığımı bilmiyordum açıkçası. 

     Biraz önceki siparişlerimizi alan bayanın seslenmesiyle ona döndüm. Tepsideki pasta ve limonataları önümüze bırakıyordu. "Afiyet olsun." dediğinde onu daha önce hiç görmediğimi fark ettim. Beş yıldır gelmiyordum aşağı yukarı ama yine de buradaki çoğu kişiyi tanıyordum. İçimden gelen dürtüyle seslendim. Pek müşteri yoktu nasıl olsa.

      "Sizde bizimle oturur musunuz?" bu tatlı kadınla sohbet etmek hoş olabilirdi. "Bana mı dedin kızım?" diye döndüğünde sadece başımı sallamıştım. 

      "Sizi daha önce hiç görmedim." dedim. "Yani neredeyse beş yıldır gelmiyorum buralara ama..." dedim. Devamını getiremedim. Oda bir şey dememiş ve bizim siparişlerimizi hazırlayan kıza biraz tek ilgilenmesini söyleyip oturmuştu. Sohbete başladığımızda adının Serap olduğunu eşiyle birlikte emekli olduktan sonra böyle bir yerde pastane açmak istediklerinden bahsetti. İki sene önce tatile geldiklerinde buranın satılık olduğunu görmüşler ve kendileri işletmeye başlamışlar. Çocukları yokmuş, bunu derken yüzünde buruk bi gülümseme vardı. Beş yıldır neden gelmediğimi sorduğumda ilk başta bir şey diyememiştim ama bu tatlı bayanla sohbet etmek çok iyi gelmişti. Bazen tanımadığın biriyle konuşmak tanıdıklarınla konuşmaktan iyi geliyordu.

      Pars'ı anlattım. Anlattıkça rahatladıp, rahatladıkça ağlamaya başladım. Benim ağladığımı görünce Uluç'u arka tarafa çalışanlara bakmaya yollamıştı. 

       "Kızım, beni olmayan ablan yerine koyarsan çok sevinirim. Bu durumda ne denir ne yapılır bilmiyorum ama akışına bırak. Olacağı varsa olur."dediğinde teşekkür edip Uluç'u da alıp çıkmıştık. Her gün gelmeye çalışacağımı söylemiştim.

     Uluç'ta arkada nasıl pasta yaptıklarını nasıl şekil verdiklerini görmüş anlatmıştı.Anlaşılan çok ilgisini çekmişti. 

     ******

   Geçen iki haftada günlerimi Pars'ı azda olsa düşünmeden geçirmeye çalışmıştım. Günlerimin çoğu ufaklıkla gezerek, denize girerek geçmişti. Sıklıkla Serap ablanın yanına uğramış kalabalık zamanlarda yardım etmiştim. Bu zamanlarda Uluç'u Hatice teyzeye bırakmıştım. Uluç Hatice teyzeyi çok sevmiş boş zamanlarda bahçesindeki küçük sarı köpekle oynayarak geçirmişti. 

    Artık geri dönme zamanıydı. Her şeyi silip an baştan başlama zamanı...


You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Sep 22, 2015 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

YENİ BİR SENWhere stories live. Discover now