Rüzgar'dan
Nil'in Mert'i yurttan attırmasının üzerinden tam iki gün geçmişti. Nil'e olan sinirim bitmişti. Son yaptıklarını yapmamalıydılar. Yurttan atılmayı haketmemişti. Sinirim dinmişti fakat suçluluk duygusu tüm şehvetiyle duruyordu. Benim payım büyüktü yurttan atılmasında. Hatta en büyük pay benimkiydi.
Fakat suçluluk duygusunu yaşayan tek kişi benmişim gibi görünüyordu. Öğle yemeği saatiydi ve iki masayı birleştirmiştik. Cem. Elif. Tunç. Deniz. Nil ve Yağız. Hep beraber yiyorduk. Sırayla baktım hepsine. Cem, Elifle konuşuyordu. Sanki ikisininde gözleri birbirlerinin gözlerinden güç alıyormuş gibi, ilk defa bu kadar parlaklardı. Tunç ile Nil birbirlerine laf atıyordu. Dördününde keyfi yerindeydi. Bu masadaki herkes bir şekilde ailesini kaybetmişti ama birbirlerinin ikinci ailesiydiler. Buna çok sıkı tutunuyorlardı. Ben ise bir türlü aileye giremiyordum. Evet, onlar beni aileden görsede ben yapamıyordum. Korkuyordum aslında. On sekizime girmeme az kalmıştı ve en iyi bildiğim şey; güzel olan hiçbir şeyin uzun sürmediğiydi. Yarın lys sınavı vardı. İki hafta sonra Cem gidecekti.
Elmamdan bir ısırık daha aldım ve Aslı'ya baktım. Oda arkadaşlarıyla yiyordu ama o da yalnızdı. O da bana baktı. O da benim düşündüklerimi düşünüyordu. Biliyordum. Yüzünden anlıyordum. Sırıttı. Bende sırıttım.
"Rüzgar sen ne diyosun?" Nil'in sorusuyla kendime geldim. Önüme döndüm. Herkes bana bakıyordu.
"Ne hakkında?"
"Tunç on tane üzümü ard arda havaya atıp yiyebileceğini iddaa ediyo."
"Hıh. İddaa etmiyorum, yapabileceğimi biliyorum."dedi Tunç. Elinde bir tane üzüm vardı.
"Tunç, bırak elindeki üzümü evlat."dedi Deniz.
"Niye ya?"dedi Tunç.
"Çünkü yaraların daha iyileşmedi geri zekalı." Deniz, bir ilişkide sözü geçen kadındı, ailenin reisiydi ve bilmesem Pınar'ın kızı olduğuna inanırdım.
"Bir şey olmaz."dedi ve üzümü havaya attı Tunç. Kafasını yukarı kaldırıp ağzını açar açmaz sızlanarak kafasını doğrulttu ve üzüm, uzun saçlarının arasına düşüp gözlerden kayboldu.
"Demiştim."dedi Deniz ve Tunç'un saçlarının arasından üzümü alıp ağzına attı.
Masadaki ben hariç herkes sahte bir şekilde 'öğğ' yaptı.
"Ha ha. Benim saçlarım bu yurttaki en temiz şey."dedi Tunç.
"Benim kıçım bile senin saçlarından daha temiz."deyip masadan kalktım.
"Nereye?"diye sordu Nil.
"Odama."
Koridorlari birer birer geçtim, üç dört kişinin düşmanca bakışlarını arkamda bırakarak. Bana baktıklarında ne gördüklerini tahmin edebiliyordum. Yalancı, iftiracı, ispiyoncu ve korkak birinin yüzünü. İspiyonlamak bu yurtta hiçbir zaman hoş görülmezdi. Herkes ispiyoncudan uzak dururdu.
Sıkkın bir şekilde odama girdim. Ders çalışmayı düşündüm ama... Son üç dört haftadır olan olaylar yüzünden neredeyse hiç ders çalışamamıştım. Şimdi çalışsamda, bu hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.
Yatağa attım kendimi. Yıldızlara baktım. Hani içinizde bir his olur ya... Karanlık bir his. Sanki içinizi açsalar orada kocaman, simsiyah, bir şey bulacaklarmış gibi. Tam oradaydı. Düşündükçe büyüyordu. Kötü bir şey, kötü bir şeyler olacak diye bağırıyordu.
Kafamı sağa çevirip, yatağımın yanındaki komidinin üzerindeki kitabı gördüm. İki haftayı geçmişti bu kitabı alalı. Gizemli kızın tavsiyesi üzerine almıştım ve tamamen unutmuştum. Elime alıp kaldığım yeri açtım. İki yüz elli küsür sayfa kalmıştı bitmesine. Belki herşeyi bir süreliğini unuturum umuduyla okumaya başladım.
YOU ARE READING
KİMSESİZLER
Teen Fiction"Dost olmak kolaydır Rüzgar, zor olan dostluk vazifelerini yerine getirebilmek." Tanıtım: Nil ve Rüzgar ayrı yerlerde aynı kaderi yaşamaya mahkum kılınmış iki küçük çocuktu. Yaşadıkları bu ortak kader onları herhangi bir yurtta bir araya getirirken...
