BEYAZ EV

100 23 270
                                        

Bazı yerler, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin insana yabancı gelmezdi. Sokakları değişir, evlerin boyası yenilenir, tanıdığın yüzler birer birer kaybolurdu ama insan yine de bir köşeyi gördüğünde çocukluğunu hatırlardı.

Mahallenin sokaklarında yürürken tam olarak bunu hissediyordum.

Yirmi yıl önce koşarak geçtiğim sokaklardan şimdi ağır ağır yürüyordum. Mahalle küçülmüş gibiydi. Çocukken gözümde kocaman görünen apartmanlar artık sıradan, daracık gelen sokaklar ise nedense hâlâ aynıydı.

Bakışlarım, sokağın sonundaki tek katlı, müstakil beyaz eve takıldığında ise adımlarım farkında olmadan yavaşladı.

Evi tanıyordum.

Hem de sandığımdan çok daha iyi.

Bu evi birkaç gün önce tutmuştum ama onunla tanışıklığımız tam yirmi sene öncesine dayanıyordu. Çocukken önünden her geçtiğimde bir gün bu evde yaşamak istediğimi bilsem de, büyüdükçe bu evin varlığını bile unutmuştum.

Ama hayat bazen sen unutsan da, senin kaderini etkileyecek o şeyleri öylece yoluna serebilir.

Mahallede ağır ağır ilerleyip, tanıdık bir yüz görebilme umuduyla etrafıma bakarken telefonum gürültüyle çaldı. Ardımdan sürüklediğim bavulu bırakıp hızla sırt çantamın içine gelişigüzel fırlattığım telefonumu bulmaya çalıştım.

Telefon neredeyse kapanacaktı ki, sonunda o koca dehlizde ona ulaşabildim.

"Alo?" dedim, telefonu kulağıma götürürken gözümün önüne düşen bir tutam saçı üfleyerek uzaklaştırmaya çalışıyordum. "Efendim anne?"

"Bade, ne yaptın kızım? Eşyaların sağ salim geldi mi?"

Gözlerimi kısıp beyaz evin önündeki minik kamyonete baktım.

"Eşyalar geldi de, sağ salim mi bilmiyorum. Henüz göremedim."

"Çok bir şey yoktu zaten ama inşallah kırılmamıştır."

Aslında ev zaten eşyalıydı ama yanımda olmasını istediğim birkaç parça eşyamı bulunduğum şehirden bir nakliyat şirketine verip buraya göndermiştim.

"İnşallah anne," dedim, boşta kalan elimle bavulu yeniden sürüklemeye başlayarak. "Bavul elimdeyken zorlanıyorum, akşam seni ararım olur mu?"

"Olur kızım, hadi dikkat et."

Birkaç iyi dilekten sonra telefonu kapattım ve şortumun cebine sıkıştırıp ilerlemeye devam ettim. İlerledikçe kaşlarım çatılmaya başladı. Gördüğüm manzara adımlarımı bir an için duraksattı.

Evin önünde bir değil, iki kamyonet vardı.

Farkında olmadan adımlarımı hızlandırdım. Eve biraz daha yaklaştığımda, genç bir adamın yabancı kamyonetin başında durduğunu ve birkaç kişinin içinden bazı ev eşyaları çıkardığını gördüm.

"Merhaba?" dedim, bavulumu kenara bırakıp adamın arkasından seslenirken.

Genç adam yüzünü bana döndü. Çok kısa bir an kaşlarının çatıldığını görür gibi oldum ama ifadesi o kadar hızlı düzeldi ki doğru gördüğümden emin olamadım.

"Merhaba?" dedi o da tıpkı benim gibi sorgularcasına.

"Bu eşyaları..." Elimle kamyonetten indirilen eşyaları gösterdim. "Neden evimin önüne indiriyorsunuz acaba?"

Adamın kaşlarının ortasında çizgi bu defa daha belirgin bir hâl aldı.

"Evimin önüne mi?" Eve kısa bir bakış attı. "Siz bu evde mi oturuyorsunuz?"

EKSİK PARÇABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin