Bakalım kim kimi kanatıyor

48 8 6
                                        

Kampüsün ana koridorundaki hava, hissedilir bir şekilde ağırlaşmıştı. Kalabalık, sanki görünmez bir bariyerle ikiye bölünmüş, fısıltılar anında kesilmişti. Sebep son derece basitti: Mimarlık Fakültesi'nin en üst katına çıkan merdivenlerin başında Jeon Jeongguk ve Kim Taehyung karşı karşıya gelmişti.

​İkisi de 25 yaşındaydı. İkisi de bu üniversitenin kurallarını koyan, herkesin uzaktan hayranlıkla ama bir o kadar da çekinerek izlediği o popüler isimlerdendi.

​Taehyung, omuzlarına dökülen simsiyah saçları, esmer teni ve geniş omuzlarını saran siyah deri ceketiyle merdivenlerin tepesindeydi. Keskin çene hattı ve koyu renk gözleri doğrudan birkaç basamak aşağıdaki muhatabına kilitlenmişti.

​Jeongguk ise omuzlarını gererek tek elini cebine atmış, başını hafifçe yukarı kaldırmıştı. Kapüşonlusunun altından görünen simsiyah saçları ve o kıskanılacak kadar süt beyazı, pürüzsüz teni koridordaki spot ışıklarının altında adeta parlıyordu.

​İki devasa, spordan kaslanmış bedenin arasında çekilen o hayali çizgi, tüm kampüsün en büyük efsanesiydi. Kimse onların neden bu kadar nefret ettiğini tam olarak bilmiyordu. Bildikleri tek şey; yan yana geldiklerinde havadaki gerilimin patlamaya hazır bir bombaya dönüştüğüydü.

​"Yolumdan çekil, Jeon," dedi Taehyung. Sesi, kendine has o boğuk ve derin tona sahipti.

​Jeongguk dudaklarını yukarı doğru kıvırdı. O kışkırtıcı, alaycı gülüşü tam olarak Taehyung'un sinir uçlarına dokunmak için tasarlanmıştı. "Sana yolu benim açtığım hangi evrende görüldü, Kim? Çok istiyorsan etrafımdan dolan."

​Taehyung bir basamak aşağı indi. Aralarındaki mesafe kapandıkça, ikisinden yayılan o sert ve baskıcı aura çevredeki diğer öğrencilerin birkaç adım gerilemesine neden oldu. Taehyung'un bakışları, Jeongguk'un açıkta kalan süt beyazı boynuna kaydı. O pürüzsüz, lekesiz ten... Taehyung'un içindeki o kontrolsüz dürtü, sırf o kibri kırmak için tırnaklarını o beyazlığa geçirmek, orayı kendi morlukları ve tırnak izleriyle kirletmek için yanıp tutuşuyordu. O ten ancak kendisi tarafından mahvedildiğinde anlam kazanacaktı.

​"Sabrımı zorluyorsun," diye fısıldadı Taehyung, sadece ikisinin duyabileceği bir mesafe kaldığında.

​Jeongguk geri adım atmadı. Aksine, göğsünü Taehyung'unkine neredeyse değdirecek kadar öne çıktı. İki adamın arasındaki o sert, boğucu çekim ikisinin de nefesini kesti ama ikisi de bunu dışarıya belli etmeyecek kadar gururluydu.

​Jeongguk'un koyu gözleri, Taehyung'un dolgun ve esmer teniyle tezat olustatran o kalın dudaklarına odaklandı. Çenesindeki kaslar kasıldı. O dudakları kendi dişlerinin arasında ezmek, Taehyung o küstahça konuşmayı kesene ve dudaklarından kendi kanının tadını alana kadar ısırmak istiyordu. Aralarındaki bu nefret adını koyamadıkları, tensel ve yırtıcı bir açlıkla besleniyordu.

​"Zorlarsam ne olur?" dedi Jeongguk, sesini alçaltarak. "Yine geçen haftaki gibi üzerime mi yürürsün? Hadi, dene."

​Taehyung elini hızlıca uzatıp Jeongguk'un kapüşonlusunun yakasını kavradı ve onu kendine doğru çekti. Çevredekilerden küçük bir çığlık yükseldi; herkes bir kavganın kopacağını sanıyordu. Ama ikisinin de gözlerinde başka bir yangın vardı. İkisi de birbirinin sıcak nefesini kendi dudaklarında hissediyordu.

​"Seni bu kampüsün ortasında mahvederim Jeon," diye hırladı Taehyung. Bakışları Jeongguk'un beyaz boynunda çakılı kalmıştı.

​Jeongguk, yakasını tutan elin üzerine kendi güçlü elini koydu, parmaklarını Taehyung'un eklemlerine bastırdı. Yakınlıkları o kadar üst seviyedeydi ki, birbirlerinin hızlanan kalp atışlarını duyabiliyorlardı.

Skin & MaliceBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin