signal low

1 0 0
                                        

New Jersey'de düzenlenen, sadece alanında en yetenekli ve en prestijli olan iş adamları için düzenlenen klasik bir partiydi.

Kim Mingyu aylardır planladığı görevini sonunda devreye sokuyordu. Hedefinin içeri girdiğini gördüğü an tabletine dikkat kesildi. Tabletinden tüm iş adamlarının kolaylıkla dikkatini çekebilecek karışık mimari çizimler ve finansal tablolata bakıyordu.

Bugünün şanssız iş adamı Alexander Coates'di. Başarılıydı ama buradaki iş adamlarına kıyasla biraz ezik bir tipti. Her fırsata atlamazdı, kolayca kandırılacak bir tip de değildi. Yine de Mingyu için hiçbir şey imkansız değildi, uzun bir süre Alexander'ı araştırmıştı.

Alexander'ın yavaş yavaş yakınına geldiğini görünce barın taburesinde rahat bir konuma geldi. Tableti tutan kollarından birinde Alexander'ın uzun zaman önce çok istediği ama alamadığı sınırlı sayıdaki saati takıyordu. Diğer elinde de 1982 rekoltesi bir viski vardı, bardağın içinde öylece döndürüp duruyordu.

Alexander yanına gelince hiç kafasını kaldırmadı, ilk adımı onun atması gerekiyordu. Alexander hafifçe öksürüp konuşmaya hazırlandı.

Alexander: Rahatsız etmiyorum umarım. O saat 5711/1A modeli mi? Uzun zaman önce çok almak istemiştim, ama bilirsin daha iyi markalar vardı.

Alamıyorum demediği için kendini savunması Mingyu'nun komiğine gitmişti. Mingyu yavaşça kafasını kaldırdı. Yüzünde sıcak ama bir o kadar da mesafeli bir gülümseme vardı. Alexander'ı bir saniyede tek seferde baştan aşağı süzdü. Gömleğindeki kırışıklıktan, cebindeki iki telefona kadat her şeyi not etti.

Mingyu: Açık artırmadan aldım Alexander Bey. Doğru isimleri tanıyorsanız bu dünyada imkansız diye bir şey yoktur.

Alexander şaşırmışti, yine de belli etmiyordu.

Alexander: Adımı nereden biliyorsunuz?

Mingyu tableti yavaşça kapatır.

Mingyu: Geçen ay ekonomist dergisindeki yazınızı okumuştum. Maviköy projesi. Cesur bi yatırımdı.

Mingyu istediği sessizliği alınca, elinde sallayıp durduğu viskisinden bir yudum alır.

Mingyu: Her ne kadar bölgedeki zemin etüdü riskleri nedeniyle o ölçekte bi proje için fazla hırslı bulsam da.

Alexander çoktan karşısındaki adamı çözdüğünü düşünüyordu. Egosu incinse de adamın otoriter birisi olduğunu anlamış ve etkilenmişti.

Alexander: Zemin mi? Biz oraya milyon dolarlar yatırdık. Proje için her şey uygun? Siz kimsiniz tam olarak.

Mingyu kartvizit çıkartmadan, alçak bir ses tonuna geçer. Önemli birisiymiş gibi.

Mingyu: İsmim Leo, Asya merkezli bir altyapı ve kentsel dönüşüm fonunun New Jersey temsilcisiyim. Buradayım çünkü yarın sabah devletin koruma altından çıkaracağı, Marina Aethelgard Limanı arazisinin devri için bir görüşmem var. Ama sizin MaviKöy projeniz de... sevimli tabii.

Alexander'ın gözleri büyür, o liman arazisi aylardır kulislerde konuşulan ama kimsenin erişemediği altın madenidir.

Alexander: Marina Aethelgard Limanı mı? O alan tescilli Sit alanı değil miydi? Nasıl devrediliyor?

Mingyu saatini kontrol edip, kalkacağına ve acelesi olduğuna dair bir işaret verir.

Mingyu: "Tescilliydi" Alexander Bey. Yarın Resmi Gazete'de yayımlanacak kararla teknoloji ve turizm serbest bölgesi ilan ediliyor. Tabii bunu sadece projenin fon sağlayıcıları biliyor.

Alexander heyecanlı bir şekilde öne atılır, yavaş ve nazikçe "Leo"nun koluna dokunur.

Alexander: Bir dakika, Leo Bey. Lütfen oturun. Bir kadeh daha söyleyeyim. Bu proje için bir yerli ortak aranıyor mu? Bizim MaviKöy'deki iş makinesi parkımız ve nakit gücümüz New Jersey'de kimsede yok.

Mingyu soğuk bir ifadeyle reddeder

Mingyu: İlgileneceğinizi sanmıyorum Alexander Bey. Bu proje küçük ölçekli müteahhitlere göre değil. En az 15 milyon dolar teminat mektubu ve uluslararası gizlilik sözleşmesi gerektiriyor. Ayrıca fon yönetimimiz, ortak alacağı kişileri çok sıkı bir güvenlik taramasından geçirir. Zaten kontenjanımız dolmak üzere.

Alexander egosuna yenik düşüp yemi tamamen yemiştir, şimdi tek derdi o projeye girmek olucaktır.

Alexander: Milyon dolar mı? Benim sadece şu anki mevduatımda bunun iki katı var. Beni o masaya oturtun Leo Bey, teminatın yarısını bu gece sözleşmesiz hesabınıza "ön bloke" olarak geçeyim. Yeter ki o lansmanda benim adımı ana ortak olarak yazın.

Mingyu sıkıntılı bir iç çekip, Alexander'a acıdığı ve zorunluluktan yaptığı hissiyatı verir.

Mingyu: Bak Alexander Bey. Normalde prosedürlerin dışına asla çıkmam. Ama dergideki röportajınızda babanızın eski bir madenci olduğundan bahsettiğinizi hatırlıyorum. Benim babam da madenciydi. Emeğiyle bir yere gelen insanlara zaafım var.

Alexander: Gerçekten mi?

Mingyu tableti açar, önceden hazırladığı, üzerinde resmi mühürler ve gizli ibareler bulunan sahte Bakanlık evrakını hızlıca gösterip kapatır.

Mingyu: Yarın sabah 09:00'da Hazine yetkilileriyle gizli bir ön protokolümüz var. Eğer bu gece şirketinizin mali dökümünü ve 2 milyon dolarlık iyi niyet teminatını fonun yediemin hesabına bloke ettirebilirseniz... Yarın o masada benim sağımda oturursunuz. Ama bir şartla: Bu tek bir kelime bile dışarı sızarsa, anlaşma biter ve sizi mahkemeye veririm. Anlaşıldı mı?

Alexander hiç düşünmeden söze atılmıştı.

Alexander: Hemen, avukatımo ve finans müdürümü arıyorum. Hemen hallediyoruz.

​Alexander heyecanla telefonuna sarılıp bardan uzaklaşırken, Mingyu viskisinden son yudumunu aldı. Yüzünde en ufak bir zafer çığlığı veya heyecan yoktu. Sadece saatine baktı. Telefonunu çıkardı ve önceden Monero kripto cüzdanına bağlı olan, Seyşeller merkezli geçici yediemin hesabının ekranını açtı.

​Mingyu kendi kendine fısıldayarak:

Mingyu: İnsanlar paraya aşık olmaz Alexander Coates... İnsanlar diğerlerinden daha özel olduklarına inanmaya aşık olurlar.

---

Mingyu partiden ayrılmak üzereyken gözlemdiği garsona son bir kez bakar. Tabii garson demeye bin şahit. Kendisinin gizli ajan ya da polis olduğu çok belliydi. Gerçekten görev yapmıyor, müşteriler çağırınca gidiyordu. Sürekli kulağındaki "gizli" kulaklığına bastırıp kendi kendine konuşuyordu. Uzun zamandır çok zeki diye bahsettikleri Jeon Wonwoo bu olamazdı herhalde.

Mingyu kendi kendine gülüp bardan kalktı. Mekanın çıkışına doğru giderken. Wonwoo'nun koluna çarptı. Wonwoo'nun dikkati dağınık olduğu için tepsisini yere düşürmüştü. Mingyu samimi bir gülümsemeyle Wonwoo'dan önce tepsisini alıp ona uzatmıştı.

Mingyu: Gerçekten çok üzgünüm. Biraz sarhoşum da dikkat edemedim pek. Bir şey olmadı ya.

Wonwoo: Hayır iyiyim teşekkürler, umarım size bir şey olmamıştır.

Mingyu: Hayır olmadı sağ ol. (Ayağa kalkıp) Şimdi gitmem lazım, dikkat et kendine.

Mingyu arkasını dönüp giderken, saat 12 olduğu için müzikler çalmaya başlamıştı. Parmaklarıyla cebinden ritim tutarken, bıyık altından gülümsüyordu.

Wonwoo ayağa kalktığında cebinden bir hışırtı duydu, elini attığında hem canı yanmıştı hem de elinde bir kağıt tuttuğunu fark etmişti. Kağıda yazılanları kelimesi kelimesine hazmetmeye çalıştı.

"Silahının emniyeti açık, cebindeki dinleme cihazının pili bitmek üzere ve izlediğin adam 10 dakika önce arka kapıdan kaçtı"

Wonwoo kağıdı elinde buruşturup Mingyu'nun gittiği yöne bakar. Herkes dansa kalkmıştı, ortalık iyice karışmış ve iğne atsan yere düşmezdi. Artık Mingyu'yu göremezdi. Fakat bu davadan sonra elbet ki onu da bulurdu.

Wonwoo: Kendini çok zeki mi sandın, narsist. Bu dinleme cihazı senin sesini de kaydetti.

#signallowStories to obsess over. Discover now