1. Bölüm

84 11 2
                                        

Selam💗 İyi okumalar!
Bol bol yorum yapmayı unutmayın☺️
Sizi seviyorum🥹🎀
____________________________

Demir, çalışma masasının üzerindeki dosyalardan başını kaldırdığında bakışları doğrudan odanın ortasındaki yumuşak, krem rengi halıya kaydı. Şirketin yönetim kurulu toplantıları, milyon dolarlık anlaşmalar veya gün boyu süren yoğun telefon trafiği... Bütün bunlar, tül perdenin arkasından süzülen ılık ikindi güneşinin altında küçük ahşap blokları üst üste dizmeye çalışan o minik beden karşısında anlamını yitiriyordu.

Demir Koral, henüz 28 yaşında genç ve hırslı bir iş insanıydı. Geniş omuzları, spora borçlu olduğu düzgün fiziği ve keskin yüz hatlarıyla dışarıdan bakıldığında oldukça mesafeli, disiplinli biri gibi görünürdü. İş dünyasındaki arkadaşları dışında kimse onun iç dünyasını kolay kolay bilmezdi. Demir, duygusal tercihlerinin getirdiği zorluklar ve geçmişte yaşadığı kırılgan ilişkiler yüzünden kendi yolunu çizmeye karar vermişti. Hayatı boyunca hissettiği o derin baba olma arzusunu ertelememiş; ailesinin de tam ve içten desteğiyle henüz bir yaşındayken Ege’yi evlat edinmişti. O gün Ege’yi kucağına aldığı ilk an, Demir için dünyadaki tüm düğümler çözülmüş, hayatın gerçek anlamı ortaya çıkmıştı.

Şimdi Ege tam üç yaşındaydı. Sarı, ipek gibi hafif kıvırcık saçları, gökyüzünü andıran berrak mavi gözleri ve bembeyaz teniyle bakanın bir daha bakmak isteyeceği kadar tatlı bir çocuktu. Demir’in 1.90’a yaklaşan boyu ve yapılı fiziğinin yanında Ege o kadar ufak, o kadar kırılgan kalıyordu ki Demir ona her baktığında göğsünün ortasında kocaman bir şefkat dalgası büyüyordu.

"Babam..." diye fısıldadı Demir, sesindeki tüm sertliği kapının dışında bırakarak.
Ege, elindeki kırmızı bloğu yeşil bloğun üzerine yerleştirmeye çalışıyordu. 3 yaşındaki bir çocuğun ince motor becerileri henüz tamamen gelişmediği için parmakları hafifçe titriyor, dengede tutmakta zorlanıyordu. Tam bloğu koyduğu anda küçük kule devrildi. Ege, minik ellerini havaya kaldırıp peltek diliyle mırıldandı:
"Baba! Bak, Düştü!"

Dil gelişimi yaşına tamamen uygundu; iki üç kelimelik cümleler kurabiliyor ama konuşurken harfleri birbirine karıştırıp yuvarlıyordu.
Demir sandalyesinden kalktı, dizlerinin üzerine çökerek Ege’nin yanına emekledi. Devasa cüssesiyle minik oğlunun yanında adeta dev gibi duruyordu ama hareketleri bir tüy kadar hafifti.

"Gitti mi kule güzelim?" dedi Demir, elini Ege’nin yumuşacık sarı saçlarında gezdirerek. "Olsun oğlum, yeniden yaparız. Gel bakalım buraya, önce bir sarılayım sana."

Ege hiç ikiletmeden minik kollarını iki yana açtı ve doğrudan Demir’in geniş göğsüne doğru atıldı. Demir oğlunu tek hamlede kucağına alıp boynuna gömdü. Ege’nin bebek şampuanı ve süt kokan tenini derin bir nefesle içine çekti. Ege, minik elleriyle babasının tişörtünü sıkıca kavramış, çenesini Demir’in omzuna yaslamıştı.
"Baba, acıyktım ben... Şüt istiyoyum" dedi Ege, yüzünü Demir’in boynuna sürtüp gıdıklayarak.

"Süt mü istiyor benim minik bebeğim?" dedi Demir, sesini incelterek. Ege’nin yanağına yumuşacık bir öpücük kondurdu. "Güzelim benim... Süt saatin birazdan gelecek ama önce ne yapıyorduk? Taze meyve püremizi yiyorduk, değil mi civcivim?"

Üç yaşındaki çocukların sindirim sistemi ve beslenme düzeni oldukça hassas olurdu. Demir, Ege’nin beslenmesine aşırı dikkat ederdi. İşlenmiş şeker, asitli içecekler veya paketli gıdalar bu eve asla giremezdi. Ege için özel hazırlanan muz, biraz yoğurt ve çok az balla tatlandırılmış taze meyve kasesi mutfakta hazır bekliyordu.

Demir, Ege kucağındayken mutfağa doğru yürüdü. Ege babasının kucağında olmayı, onun yüksekliğinden dünyaya bakmayı çok seviyordu. Babasının boynuna sarılmak onun için en güvenli limandı.

Benim Minik Bebeğim Stories to obsess over. Discover now