1.Bölüm

156 12 10
                                        


​Güneş ışığının zorla sızdığı okul koridorlarında, sıradan bir günün o bunaltıcı gürültüsü hakimdir. Ancak bu sıradanlık, geniş omuzları, kaslı yapısı ve adımlarındaki o akıl almaz gevşeklikle koridorda salınan Hilal için sadece bir sahneydi. Yanında, her an bir komedi filmi çekiyormuşçasına sırıtan Sueda ve kollarını göğsünde birleştirmiş, etrafa soğuk tehditler saçan Esin vardı.

​Hilal, dudaklarının kenarına yerleşen o ukala sırıtışla adımlarını yavaşlattı. Bakışları, koridorun duvarına adeta yapışmış gibi yürüyen, mavi saçlarını yüzüne perde yapmış Zeynep'e takıldı. Zeynep,o kadar ürkek, o kadar savunmasız duruyordu ki... Beyaz teni, korkudan buz kesmiş gibiydi.

​Hilal, devasa gövdesiyle aniden Zeynep'in tam önünde bitiverdi. Yolunu kesip iki elini ceplerine soktu, omuzlarını esneterek o sınır bozucu, lakayt ses tonuyla konuştu:

​"Ooo, mavi kafa! Hayırdır ya, yerçekimiyle gizli bir anlaşman mı var? Kafan hep yerde, tozları mı sayıyorsun? Baksana biraz yukarı, endamımızı gör, gözün gönlün açılsın."

​Sueda arkadan kıkırdayarak katıldı: "Harbi ya Hilal! Kızın gözü insan görsün, kaslarını göster de kendine gelsin, zayıflıktan düşecek şimdi!"
​Esin ise tek kelime etmeden Zeynep'e üstten baktı, gözleriyle adeta kızı ezdi.

Zeynep'in kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Yeşil gözlerini zeminden ayıramadı, soğuk parmaklarını birbirine kenetleyip pürüzlü bir fısıltıyla cevap verdi: "Lütfen... Çekilin yoldan."

​Hilal, bu cevaba sesli bir kahkaha patlattı. "Aman aman, ne kadar da kibarız! Çekilmeysek ne yapacaksın ki maviş? O zayıf kollarınla bana omuz mu atacaksın? Zorlama istersen, kaslarımı incitmeyelim şimdi."

​Zeynep'in nefesi boğazına tıkanırken, aniden aralarına sarı saçlı bir kasırga gibi Lidya daldı. Lidya'nın kahverengi gözlerinde kararlı bir öfke vardı.

Hızla Zeynep'in titreyen koluna girdi ve Hilal'e ters bir bakış fırlatarak, "Tarih hocası seni arıyor Zeynep! Ödev kapağını hemen teslim etmezsen sıfır verecekmiş, çabuk yürü!" diye yalanı yapıştırdı. Hilal'in ağzını açmasına fırsat bile vermeden Zeynep'i çekip oradan uzaklaştırdı.

​Hilal ise arkalarından gevşekçe esneyip seslendi: "İyi bakalım, bugünlük ucuz yırttın mavi kafa! Yarın yine beklerim!"

​Sınıfın kapısından içeri girdiklerinde Zeynep'in dizlerinin bağı çözüldü. Sırasına güçlükle oturdu. Ancak Lidya panikle çantasını karıştırmaya başladı. "İnanmıyorum! Resim dosyamı alt kattaki atölyede unuttum. Zeynep sen kal burada, hemen koşup alıp dönüyorum!" diyerek sınıftan fırladı.

​Zeynep sınıfta yapayalnız kaldığı o saniyede, kapının eşiğinde Beren belirdi. Beren, okulun en tehlikeli çetesinin lideriydi. Bakışlarında katıksız bir nefret vardı. Yalnız kalan Zeynep'i görünce gözleri parıldadı.

Ağır adımlarla yaklaştı ve ellerini Zeynep'in masasına öyle bir vurdu ki, çıkan ses sınıfta yankılandı. Öne doğru eğilip Zeynep'in yüzüne doğru tısladı:

​"Bak sen... Koruyucu meleğin de yok yanında," dedi Beren, sesi zehir gibi akan bir tiksintiyle doluydu. "Şu ezik tipine bak ya. Mavi saçlar, sürekli mağduru oynayan o iğrenç bakışlar... Gerçekten bu okulda senin gibi bir zavallıyla aynı havayı solumaya tahammül edemiyorum. Kendini ne sanıyorsun sen? Sana defalarca gözümün önünde dolaşma demedim mi ben?! Bir daha karşıma çıkarsan o mavi saçlarını tek tek yolarım senin, duydun mu beni? Cevap versene kızım, dilsiz misin sen?!"

​Zeynep, göğsüne oturan o devasa ağırlıkla kalakaldı. Tırnaklarını avuç içlerine batırdı, canı yandı ama tek kelime edemedi. Çenesini sıkıp gözlerini masanın ahşap desenlerine kilitledi. Beren'in savurduğu hakaretler ruhunu bıçak gibi keserken sadece yutkundu.

Ölümcül OyunStories to obsess over. Discover now