İnsanlar bizi okulda gördüğünde altı arkadaş olduğumuzu düşünürdü.
Yanılıyorlardı.
Biz arkadaş değildik.
En azından insanların arkadaşlıktan anladığı şey değildik.
Biz birbirimizin sırlarını bilen altı kişiydik.
Ve bazen birini gerçekten tanımak, ondan nefret etmek için yeterliydi.
Ben Lara.
On yedi yaşındayım.
Koyu kahverengi, omuzlarımı geçen saçlarım ve insanların ilk bakışta fark ettiği açık renk gözlerim var. Çok konuşmam. İnsanların hakkımda en çok yanıldığı konu da bu zaten.
Sessiz olduğumu sanıyorlar.
Oysa ben sadece konuşmaya değecek şeyleri seçiyorum.
Mesela arkadaşlarımın sırlarını.
Hepsini biliyorum.
İnci'nin geceleri kimseye söylemeden yazdığı şeyleri biliyorum.
Lal'in insanların sandığından çok daha kırılgan olduğunu biliyorum.
Ada'nın Serra'ya neden artık eskisi gibi bakamadığını biliyorum.
Serra'nın Aras'la ilişkisinin dışarıdan göründüğü kadar basit olmadığını biliyorum.
Aras'ın Serra'ya söylemediği şeyleri bile biliyorum.
Ve kendim hakkında bildiklerimi...
Keşke bilmeseydim.
Sabah sınıfa girdiğimde İnci her zamanki yerindeydi.
İnci'nin kısa, koyu kahverengi saçları ve sürekli burnunun ucuna kayan yuvarlak gözlükleri vardı. Elinde yine bir kitap vardı.
"İyi misin?" diye sordu.
"İyiyim."
Yalan.
Ama o da biliyordu.
İnci'nin en sevdiğim özelliği buydu. İnsanların söylediklerine değil, söylemediklerine dikkat ederdi.
Kitabı kapattı.
"Uyumadın."
"Uyudum."
"Yalan."
"Sen de çok soru soruyorsun."
"Sen de çok yalan söylüyorsun."
Gülümsedim.
"Adil."
İnci tekrar kitabını açtı.
Onu tanımayan biri İnci'nin sadece kitap okuyan, sessiz bir kız olduğunu düşünürdü.
Ben ise onun defterinin arka sayfalarında ne yazdığını biliyordum.
İnsanlar onu sessiz sanıyordu.
Aslında İnci, hepimizden daha fazla şey görüyordu.
Lal sınıfa girer girmez çantasını sıraya bıraktı.
Uzun, dalgalı saçlarını omzunun arkasına attı.
"Size bir şey anlatacağım."
İnci başını bile kaldırmadı.
"Yine mi?"
"Evet, yine."
Lal telefonunu çıkardı.
"Bakın, hakkımda yine konuşmuşlar."
Lal'in hayatında iki şey hiç bitmezdi.
Dedikodular.
Ve dedikoduları kendisinin başlatmadığını herkese kanıtlama çabası.
Hakkında çıkan söylentilerin çoğunu önemsemiyormuş gibi davranırdı.
Ama ben onu tanıyordum.
Gece odasında yalnız kaldığında o kadar da umursamaz değildi.
Bunu da biliyordum.
"Boş ver," dedim.
"Nasıl boş vereyim?"
"Çünkü yarın başka biri hakkında konuşacaklar."
Lal bana baktı.
"Sen neden bu kadar sakinsin?"
Çünkü sizin hakkınızda insanların bilmediği şeyleri biliyorum, diye düşündüm.
Ama söylemedim.
Öğle arasında Serra ve Aras yine yan yanaydı.
Serra'nın uzun, düz siyah saçları vardı. Her zaman düzgün görünürdü. Üniforması bile üzerinde sanki özel olarak hazırlanmış gibiydi.
Aras ise uzun boylu, koyu saçlı ve fazla konuşmayan biriydi.
Serra'nın sevgilisiydi.
En azından herkes öyle sanıyordu.
Ben ise gerçeği biliyordum.
Serra'nın Ada'yla olan meselesini de biliyordum.
Ada'nın Serra'ya olan güvenini neden kaybettiğini de.
Serra'nın bana "Kimse öğrenmeyecek," dediği geceyi de hatırlıyordum.
Ama ben söz vermemiştim.
Sadece dinlemiştim.
Ada masanın diğer tarafında sessizce oturuyordu.
Serra ona baktı.
"Bir sorun mu var?"
"Yok."
Ada'nın sesi soğuktu.
Serra kaşlarını çattı.
"Son zamanlarda benimle konuşmuyorsun."
Ada gülümsedi.
"Konuşacak bir şey bulamıyorum."
Lal ortamı yumuşatmak için araya girdi.
"Tamam, kavga etmeyin."
İnci kitabını kapattı.
"Zaten kavga etmiyorlar."
Hepimiz ona baktık.
İnci omuz silkti.
"Henüz."
Serra'nın yüzündeki ifade değişti.
Ben ise hiçbir şey söylemedim.
Çünkü İnci'nin de bazı şeyleri bildiğini biliyordum.
Serra'nın Ada'ya ihanet ettiğini ilk öğrenen kişi ben değildim.
Ama gerçeği en başından beri bilen tek kişi bendim.
Ada, Serra'yı gerçekten seviyordu.
Arkadaş olarak.
Belki de hayatındaki herkesten daha fazla güveniyordu.
Serra ise o güveni kırmıştı.
Aras'ın bundan ne kadar haberi olduğunu da biliyordum.
Ve işin en kötü tarafı...
Hiçbiri benim her şeyi bildiğimi bilmiyordu.
Bu benim avantajımdı.
Ya da lanetim.
Okul çıkışında altımız yine beraber yürüyorduk.
İnci kitap okuyarak yürümeye çalışıyordu.
Lal bir şeyler anlatıyordu.
Serra Aras'ın yanında yürüyordu.
Ada birkaç adım gerideydi.
Ben hepsine baktım.
İnci.
Lal.
Ada.
Serra.
Aras.
Ve ben.
İnsanlar bizi görse güzel bir arkadaş grubu sanırdı.
Ben ise içimizdeki çatlakları görebiliyordum.
Lal'in sakladığı kırgınlığı.
İnci'nin kimseye göstermediği yalnızlığı.
Ada'nın Serra'ya duyduğu hayal kırıklığını.
Serra'nın korkusunu.
Aras'ın sakladığı gerçeği.
Ve kendi hayatımdaki, kimseye anlatamadığım bağımlılık sorununu.
Hepimizin bir sırrı vardı.
Ama benim diğerlerinden farklı bir sırrım daha vardı:
Hepsinin sırrını biliyordum.
Ve bazen bir insanın elindeki en tehlikeli şey bir sır değil...
başkasının sırrını ne zaman kullanacağını bilmesidir.
O gün henüz hiçbir şey olmamıştı.
En azından onlar öyle sanıyordu.
Ben ise biliyordum.
Bu arkadaşlık çoktan bitmişti.
Sadece henüz kimse bunu fark etmemişt
ESTÁS LEYENDO
Kimse masum değil
Misterio / SuspensoŞeytan size zarar veremeyince yaz kanınızdakini yok eder yada en güvendiğiniz kişileri bu hikayede ben dahil masum yok herkes kendi menfaatleri için çalışıyor
