1. Bölüm : Kırılma

31 2 9
                                        

Ege'nin yakıcı güneşi, denizden esen ılık rüzgarla birleştiğinde insanın zihnini uyuşturan bir huzur yaratırdı. En azından bir zamanlar öyleydi.

Ben Yasemin Ateş. O yaz eşim Sarp Ateş'le birlikte Muğla'da çok güzel bir tatil planlamıştık. Ama hayat, biz plan yaparken başımıza gelenlermiş; öyle değil mi?

"Sevgilimmm ", sence de yüksek değil mi şarkının sesii?" demişti Sarp. Bense "Yok, hiç dee bile," demiştim. Sarp "Sen öyle diyorsan," diye karşılık verdi. Arabada , neredeyse son ses Ajda Pekkan'ın "Sana Doğru" şarkısı çalıyordu. Keyfim yerindeydi. Sarp'la kıştan beri gitmeyi planladığımız tatil günü gelip çatmıştı.

Yolculuğun ardından Muğla'nın zeytin ağaçlarıyla çevrili, deniz kokan o küçük beldesine ulaştık.

Rezerve ettiğimiz butik otel, tam da hayal ettiğimiz gibiydi. Taş mimarisi, ahşap panjurları ve bahçesindeki begonvillerle sarmalanmış avlusuyla şehir karmaşasından tamamen uzak, masalsı bir yerdi. Begonvillerin arasından kıvrılan çakıl taşlı yoldan yürüyüp resepsiyona geçtik. Otelin o kendine has limon çiçeği ve eski ahşap kokusu, daha girer girmez insanı dinlendiriyordu.

Yoğun bir sene geçirmiştik. Sarp başarılı bir mimardı ve çizimler, şantiyeler derken telefonları bir an olsun susmuyordu. Ben de bir psikolog olarak üst üste giren seansların ardından zihnen oldukça yorulmuştum. İkimiz de bu tatili sonuna kadar hak etmiştik.

Eşyalarımızı yerleştirirken Sarp pencerenin kenarına geçip otelin taş işçiliğini ve ahşap detaylarını incelemeye başladı.
"Adamlar harika bir restorasyon yapmış," dedi gözlerini tavan kirişlerinden ayırmadan. Bir mimar olarak ne zaman yeni bir mekâna gitsek önce binanın ruhunu çözerdi.

"Sonunda çizim masalarından, bitmek bilmeyen şantiye telefonlarından uzaklaştın," diyerek yanına yaklaştım.
Benim de durumum pek farklı değildi. Seanslar, danışanlarımın ağır hikayeleri derken ikimiz de neredeyse tükenme noktasına gelmiştik. Aylardır bu tatilin, bu sessizliğin hayalini kuruyorduk.

"Haklısın sevgilim," dedi Sarp, belimden tutup beni kendine çekerek. "İki hafta boyunca iş yok. Sadece sen ve ben. Tamamen dinleneceğiz."
"Umarım" dedim gülerek. "Çünkü o telefonu bir kez bile elinde görürsem denize atarım, haberin olsun."
Gülüştük. Sarp saate bakıp, "O zaman ben bir duş alıp üstümü değiştireyim. Akşam yemeği için otelin restoranında harika bir masa ayırttım çıkınca oraya gidelim " deyip yanağıma hızlı bir öpücük kondurdu ve banyoya geçti.

Ben de valizdeki son birkaç şeyi yerleştirip hazırlanmaya başladım.

Saat sekize doğru üzerime uçuşan beyaz bir yazlık elbise giydim. Saçlarımı serbest bıraktım ve hafif bir makyaj yaptım. Sarpsa lacivert keten gömleğini giymişti . Aylardır ilk defa ikimizi de bu kadar hafif ve mutlu görüyordum.

Odadan çıkıp el ele ahşap merdivenlerden aşağı indik. Otel avlusundaki begonvillerin altına kurulmuş mum ışıklı masalar harika görünüyordu. Denizden hafif bir rüzgar esiyor, dalgaların sesi avluya kadar geliyordu.Sarp sandalyemi çekip oturmam için bana yardımcı oldu, ardından karşıma geçti.

"Çok güzel olmuşsun," dedi gözlerimin içine bakarak.

"Teşekkür ederim sevgilim," dedim tebessümle.

Garson gelip siparişlerimizi aldı. Şaraplarımızı yudumlarken yılın yorgunluğunu, açacağımız yeni sayfaları ve gelecek planlarımızı konuştuk. Sarp her zamanki gibi ilgili ve nazikti. Gözlerinin içine baktığımda hayatımın adamını görüyordum.

Yemeğin ardından gecenin tatlı yorgunluğuyla odamıza çıktık. Pencereden giren hafif deniz esintisi ve dalga sesleri eşliğinde, aylardır ilk kez bu kadar deliksiz ve huzurlu bir uyku çektik.

GEÇMİŞTEN GELENStories to obsess over. Discover now