iskele balıkçısı

44 9 13
                                        

bu kitabı birileri okursa umarım beğenir🩵

yaz, 2026, ayvalık

yazın kavurucu sıcağında ayvalık'ın taş döşeli dar sokakları, yerli ve yabancı turistlerin cıvıltısıyla dolar taşar.

ve belki de birilerinin adresi, mavi beyaz boyalı sandalye ve masalarıyla limanın hemen kenarında duran bu restorana çıkar.

iskele balıkçısı”

önder ailesinin nesilden nesile yıllardır işlettiği bu restoran, o yıl ailenin tek oğlu olan milan önder tarafından işletiliyordu.

yaşıtları, mahalledeki komşuları, arkadaşları birer birer tıp, mühendislik ya da işletme fakültelerinin yollarını gözlerken kendisi, ekranda beliren sıralamayla baş başa kalmıştı.

elde ettiği başarızlığın üstüne babasıyla epey tartışmış en sonunda da onun dediklerini kabul etmişti.

"boş boş evde oturup seneye kadar yatmak yok. bir işin ucundan tutmayı öğreneceksin. dükkan seni bekler, geç kasanın başına, öğren işletmeyi."

ve daha niceleri...

artık günlerinin çoğu aynı geçiyordu. gün henüz yeni aydınlanırken kasaba üzerindeki sessizliği limana geri dönen balıkçı teknelerinin motor sesleri bölüyordu. milan, henüz gözündeki uykuyu atamadan dükkanın kepenklerini kaldırır, ahşap masaların tozunu alırken balıkçı kayıklarının kıyıya yanaşmasını izlerdi. ardından o günkü deniz mahsullerini alır, mutfaktaki çalışanlara teslim ederdi.

öğle saatleri de sıcaktan dolayı turistler çoğunlukla plajlarda ya da kafelerde olurdu. böylece genç, gelen birkaç müşteriyle ilgilenir ardından günlük işlerle veya arızalarda uğraşırdı.

güneş batmaya yakın ayvalık gökyüzü turuncu, kızıl renklere büründüğünde günün en yoğun vakitleri gelmiş demekti. rezervasyon krizleri, deniz kenarı masa kavgaları, ısrarcı müşteriler...

herkesle iletişim kurmaya ve durumu toparlamaya çalışan milan, kimi zaman günün yorgunluğundan dolayı pek de kibar olmayabiliyordu.

***

temmuz sıcağı en kavurucu günlerini yaşatmıştı o gün. en çekilmez, en nemli akşamüstüydü. restorandaki klima bozulmuş, kasanın sistemi çökmüştü. bunların üstüne sanki planlanmış gibi, her bir çalışan fazlasıyla yavaş tamamlıyordu yemekleri ya da siparişleri.

gün boyu hem sorunları ve arızaları çözmeye çalışan hem de müşterilerle ilgilenmeye çalışan sarışın, fazlasıyla gergin bir ruh halindeydi.

derin bir nefes verip kendini sakinleştirmeye çalışırken iskelenin en dibindeki masada bir hareketlilik koptu.

masada oturan üç arkadaştan birisi garsonla konuşuyordu, ses tonunu biraz yükselterek.

milan masaya doğru ilerledi ve sorunu çözmeyi amaçlayarak yumuşak bir ses tonuyla konuşmayı böldü.

"buyrun beyefendi ben yardımcı olayım?"

"ben deniz levreği sipariş etmiştim, bu bildiğiniz çiftlik levreği." dedi kıvırcık saçlı oğlan, parmağının ucu önündeki tabağı işaret ediyordu.

milan tam konuşmak üzere ağzını açıyordu ki müşteri izin vermeden devam etti.

"hem kalamar da lastik gibi olmuş. bu nasıl restorancılık? siz ne biçim iş yapıyorsunuz?"

masadaki diğer iki oğlan, arkadaşlarının sözlerinden rahatsız olmuş olmalılar ki uyarı amaçlı boğazlarını temizliyor, onun ismini söylüyorlardı. “can.

gün boyu yaşadığı gerginlikler sonucu, fazla kibar yaklaşamadı sarışın.

"ilk olarak hoş geldiniz. ikinci olarak o tabağınızdaki balık daha bu sabah tam olarak yanınızdaki denizden tutuldu." dedi oğlan denizi göstererek.

"gözlerinin şeffaflığından anlarsınız zaten, tabii deniz balığıyla çiftlik balığını ayırt edebiliyorsanız." suratında, karşısındaki kıvırcığı rahatsız edecek bir gülüş vardı.

"kalamara gelince, taze tutulduğu için dokusu öyledir. siz dondurulmuş zincir market kalamarlarına alıştıysanız, bunun bizimle pek bir alakası yok."

oğlan, restoran sahibini süzdü ve ayağa kalktı. gözleri kısıktı.

"siz benim damak zevkime laf edeceğinize öncelikle müşteriyle nasıl konuşacağınızı öğrenin."

cevapsa gecikmedi. "müşteri de benimle düzgün konuşsa keşke."

"alt tarafı bir balık servis edeceksiniz."

"e siz de alt tarafı bir balık yiyeceksiniz."

"doğru düzgün sunum bile yapamıyorsunuz."

"burası 'alt tarafı' bir esnaf lokantası. süslü püslü sunumlar istiyoranız limanın öte tarafında lüks restoranlar var beyefendi, siz oraya buyurun."

ses tonlarının gitgide yükselmesi üzerine, diğer iki arkadaşı da ayağa kalktı. sarışın kıvırcık saçlı olan, arkadaşını ileri çekip onu sakinleştirirken diğeri milan'a doğru yaklaştı.

"kusura bakmayın, biz hemen gitsek olur mu? hesap işini yarın halletsek? söz geleceğim. şimdi herkesin tadını kaçırmayalım."

milan başını salladığında, onunla tartışan kısa boylu oğlan, duyduğuna göre adı can'dı, arkadaşıyla konuşurken dahi ona bakıyordu ters ters.

arkadaşları onu alıp dükkanı terk ederken, sarışın ona son bir kez baktı.

hafif rüzgarla uçuşan keten bir takım giymişti. yüzünde deniz tuzunun, güneşin bıraktığı tatlı bir bronzluk vardı. kıvırcık saçları hafif nemliydi.

onlar dükkanı terk ettiğinde, sabır çekerek kalan müşterilerle ilgilenmeye devam etti milan.

***

nasillll

begendiyseniz oy verirseniz cok sevinirim 🩵

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: 2 days ago ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

balıkçı ; milcanStories to obsess over. Discover now