Küçük çocuk ayıcığının kollarından tutmuş, sanki canlı bir arkadaşıyla oynuyor gibi oradan oraya zıplıyor, gülmekten kendini alamıyordu. Küçük bir kulübeyi andıran evinden biraz uzaklaşmıştı. Oysa mutluluğu sokaklarda bulmayı öğrenmişti. Annesi bugün en sevdiği yiyecek olan patates kızartmasını yapacaktı. Babası ona bir horoz şeker almıştı. Bugün belki de küçük çocuğun en mutlu günüydü. Fakat bilmediği bir şey vardı. Hiç tatmadığı bir acı, hiç hissetmediği bir korku onu bulmak üzereydi.
Neden sonra bulutlar güneşin önünü kapatarak havanın kararmasına neden oldu. Birden soğuk bir rüzgâr esti. Küçük çocuk ürperdi. Artık gülmüyordu ve ayıcığıyla oynamayı da bırakmıştı. Hüzünlü bir ifadeyle gökyüzüne baktı. Yağmur yağsın istemiyordu. Minik elleriyle ayıcığına sarılarak eve doğru yürümeye başladı.
Henüz birkaç adım atmıştı ki siyahlara bürünmüş birisi üzerine yürümeye başladı. Küçük çocuk korkuyla geri çekildi fakat karşısındaki durmuyordu. Çaresizce arkasını dönüp koşmaya başladı. Kalbi gümbür gümbür atıyordu. Bir yandan hafifçe kafasını çevirip baktı. Adam hâlâ peşindeydi ve o da adımlarını hızlandırmıştı.
Küçük çocuk ne kadar koşsa da kaçamayacaktı. Çünkü yaşadığı yer çıkmaz sokaktı ve o duvarı aşması mümkün değildi. Yine de korkuyla koşmaya devam etmişti. O yalnızca 4 yaşında bir erkek çocuğuydu ve kimseye zarar vermemişti. Bu yüzden korkusunun nedenini anlayamıyordu.
Yorulmasına aldırmadan yoluna devam edip duvara ulaştı. Fakat bundan sonra kaçacağı bir yer yoktu. Tekrar arkasına döndü. Adam her saniye ona doğru biraz daha yaklaşıyordu. Ayıcığına daha sıkı sarıldı. Gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Korkuyla bağırmaktan başka bir şey gelmezdi elinden.
"Anne! Baba!"
Kimse duymamıştı. Duvarın kenarına sinmiş çaresizce bakıyor ve ağlıyordu. Adam artık yanı başındaydı. Siyah maskenin ardındaki gözler adamın aklındaki bütün sinsi düşünceleri anlatıyordu.
Eldivenli elleri çocuğu tutmak için uzandı.
Çocuk direndi, minik yumruklarını adama savurdu.
Kocaman eller vahşice bir kez daha öne atıldı.
Bu kez küçük çocuk yakalandı.
Canı yanıyordu, bir kez daha bağırdı ama yine duyan yoktu.
Keskin bir bıçak çekildi ve çocuğun tam kalbine girdi.
Acı bir çığlık sokağı inletti.
Birkaç kez çırpınsa da fazla dayanamadı ve küçük çocuk celladının kollarına bıraktı bedenini.
Sıcak kan bıçağın kenarlarından sızıyordu.
Adam acımasızca çekti bıçağı çocuğun cansız bedeninden.
Kan bu kez fışkırarak adamın üstüne sıçradı fakat o aldırmadı.
Kanlı bıçağı sıkıca kavrayıp kenarda kalan ayıcığa sapladı.
Eldivenli eliyle bıçağın sapından tutarak ayıcığı da alıp yürümeye başladı.
Ne yapacağını iyi biliyordu. Uzun zaman olsa da önceden de yapmıştı bu vahşiliği.
Ayıcığı bıçakla birlikte ilerideki gecekondunun kapısına fırlattı ve hızla oradan uzaklaştı.
YOU ARE READING
Çıkmaz Sokak
Actionİstanbul'un gri ve bulutlu bir sabahında gelen ihbar cinayet masasını harekete geçirir. Küçük bir çocuğun hayatı son bulmuştur ve ekip kendini çetrefilli bir yolculuğun henüz başında bulur.
