Yurt binasının koridorlarında, yerleşmeye çalışan yeni öğrencilerin kaotik telaşı daha ilk dakikadan kendini belli ediyordu. Bir ellerinde karton kutular, diğerlerinde güçlükle sürükledikleri bavullarla oda numaralarını kontrol eden öğrenciler, dar koridorlarda birbirlerine çarpa çarpa ilerliyor; yeni tanışanların çekingen sohbetleri koridorlarda yankılanıyordu.
Her kapının önünde farklı bir hareketlilik, farklı bir başlangıç vardı. Kimi ailesiyle vedalaşmak için son kez sarılıyor, kimi odasına sığdırmaya çalıştığı eşyalarla boğuşuyor, kimi ise daha ilk günden çevresine bakınıp kendine bir arkadaş grubu bulmaya çalışıyordu. Koridor boyunca uzanan bu kalabalığın içinde herkes birbirine yabancıydı; ama belki de tam olarak bu yüzden, herkes aynı heyecanı taşıyordu.
Efe üçüncü kata ulaştığında, birkaç saniyeliğine durup etrafına baktı. Elindeki bavulun sapını biraz daha sıkı kavrayarak koridor boyunca uzanan kapıların üzerindeki numaraları kontrol etti. Birkaç saniye boyunca bakışlarını kalabalığın üzerinde gezdirdikten sonra, tanıdık bir yüz seçti. İçindeki gerginliğin yerini bir anda rahatlamaya bıraktığını hissedince yüzüne kendiliğinden bir gülümseme yayıldı.
"Miraç!"
Miraç da onu görür görmez elindeki kutuları yere bırakıp kalabalığın arasından yanına geldi. Efe daha bavulunu yere indirmeye fırsat bulamadan sapını onun elinden aldı, diğer elindeki kutuları da üst üste taşıyarak kendine çekti.
"Sonunda geldin oğlum. Yarım saattir kapıda bekliyorum, bulamazsın beni diye."
Efe hafifçe güldü. Binaya girdiğinden beri ilk kez gerçekten rahatladığını hissediyordu.
"Heyecandan yolu şaşırdım ya. Birlikte kalacak olmamız çok iyi oldu. Burada başka kimseyi tanımıyorum."
Miraç cevap vermek yerine boşta kalan eliyle Efe'nin saçlarını karıştırdı. Efe onu omzundan itmeye çalışırken ikisinin de kahkahası koridorun gürültüsüne karıştı. Birkaç saniyeliğine etraflarındaki kalabalık, bavullar ve yabancı yüzler önemini yitirmiş; Efe kendisini tanıdığı birinin yanında, alışık olduğu kadar güvende hissetmişti.
Tam o sırada karşı odanın kapısı açıldı.
İçeriden çıkan çocuk, kapıyı arkasından aceleyle çekerken koridorun ortasında duran Efe'ye omzuyla çarptı. Çarpmanın etkisiyle Efe bir adım geriye savruldu ve elindeki kutulardan biri neredeyse dengesini kaybedip yere düşecekti.
"Pardon."
Tek kelimeydi.
Çocuk durup başını hafifçe eğdi. Efe, refleks olarak ona baktığında göz göze geldiler ve kalabalığın bütün gürültüsü birkaç saniyeliğine arka planda kalmış gibi oldu.
Efe'nin dikkatini çeken ilk şey, çocuğun koyu renk saçlarının alnına doğal bir dağınıklıkla dökülüşüydü. Esmer teni, kulaklarındaki küçük gümüş küpeler ve yarım kollu gri gömleğinin açık yakasından görünen boynu, ona olduğundan daha rahat ve umursamaz bir hava veriyordu. Birkaç düğmesi açık olan bol gömleği, uzun kot şortunun belinde son buluyordu. Kolundan aşağı doğru uzanan dövmelerse eline kadar devam ediyor, parmaklarının hemen üzerinde kayboluyordu.
Üzerinde ilk bakışta dikkat çekmeye çalışıyormuş gibi duran hiçbir şey yoktu. Buna rağmen Efe'nin bakışları, istemeden de olsa onun üzerinde birkaç saniye fazla kaldı.
Bunu ancak çocuğun dudaklarının bir köşesinin belli belirsiz yukarı kıvrılmasıyla fark etti.
Sanki yakalanmıştı.
Anlık gelen utançla dudaklarını birbirine bastırıp bakışlarını hemen kaçırdı. Ne zamandır ona baktığını kendisi bile bilmiyordu; bildiği tek şey, karşısındaki çocuğun bunu fark etmiş olmasıydı. Bunun üzerine söyleyecek bir şey bulmaya çalışsa da aklına hiçbir şey gelmedi.
YOU ARE READING
in the pause | Aref
FanfictionKarşılıklı iki yurt odası, ortak bir festival ve aralarındaki mesafeyi giderek anlamsızlaştıran bir yakınlık. Efe, insanlardan çok müziğe güvenen biriydi. Arda ise kimseye güvenmek zorunda kalmayacak kadar kendi dünyasında yaşamaya alışmıştı. Biri h...
