O gün ne yedim, ne içtim, ne yaptım hatırlamıyordum. Sadece Nurten annenin yanına oturup 2 duble doldurmuştum kendime. Babam dik dik bakıyordu ama daha fenası, Ferit'in ailesi de bana kadınlar içmez der gibi bakıyordu. Yine de uzakta kalmışlardı, o yüzden kimse bana gelip bir şey söyleyememişti.
Ama bana kalsa, 2 dubleyi suyla karıştırmak yerine 2 şişeyi kafama dikerdim.
Kimseye bir şey belli etmemek, hele Nurten anneme belli etmemek o kadar zor olmuştu ki.
Yeşil kazağı çıkarıp kenara koyduktan sonra donsam bile geri giymediğimde bir sorun olduğunu herkes anlamıştı. Mutlaka anlamışlardı. Ama ne Tarık'ın ceketini kabul ettim, ne içerden getirdikleri kalın kumaşı, ne de dayımın arabasının arkasında duran battaniyeyi.
"Ben 3 kesecektim, bu 6 yaptı." dedi Nurten anne. O an sofraya zor bela dönebilmiştim.
Babam bana bakıp "Bir şeyi de abartmasan şaşarım." dediğinde dayım ve Tarık aynı anda gülmüştü. Ben ikinci dublenin son yudumlarından birini içerken omzumu indirip kaldırdım.
"3 tane yetmezdi." dedim sonra.
"6 da çok olmuş."
"Niye çok olsun? Kuzu dediğin minicik bir şey." Babam ters ters baktı. "Sen cimrisin." dedim sonra.
Babam tam laf edecekti ki dayım araya girdi. "Kızın sevabına da karışma istersen."
Güleceğimi anlayınca kafamı sağa doğru çevirdim. Bir süre öyle kalıp dudaklarımı ısırdıktan sonra Tarık rakıyı püskürttüğü için kahkahayı basmış bulunduk.
"İsraf ne zamandan beri sevap?" dedi babam dayıma.
Dayım da çok emin bir şekilde "Kurbana verilen para ne zamandan beri israf?" diye sordu.
Yanlışlıkla gözüm çarptığında Ferit'in de masadaki ortamdan keyif aldığını gördüm. Masanın diğer ucundaydı ama gözü kulağı burada gibiydi.
Gözlerimi çekerken yengesiyle göz göze geldim. O da fesuphanallah çeker gibi bir rakıya bir bana baktı. Tarık yine gülünce gördüğünü anladım ama ben bu sefer saygısızlık olmasın diye gülmedim.
Bana neyse elin Saruhan'ından.
"Yenge." dedi Ferit sonra. Yengesinin bakışlarını benden çekmeye çalıştığını düşünmedim ya da düşünmek istemedim. O yüzden masaya gelen, yılın son karpuzlarından bir çatal alıp keyifli keyifli yemeye devam ettim. Zaten bir süre sonra soğuktan ellerim donmuştu ve artık çatalı bile tutamaz durumdaydım.
Nurten anne "Ferit." diye seslendi. "Sizin arabanın yanına bir poşet bıraktırdım. Onu da alın gidin."
Tarık bana bakarak dudaklarını hareket ettirdi ama ses çıkarmadı. "Rakı." demişti.
Nurten anne devam etti. "Gidince acıkır bu kız, rakı içti."
"Abartma anne. 2 duble içtim." dedim yanına gidip arkasından sarılırken. Çok uykum gelmese ve soğuktan donmasam kesinlikle dönmek istemezdim ama işçilerin yarısından fazlası da kalkmıştı zaten.
"Sen bir yudum içsen de karnın acıkır." dedi.
Doğru söylüyordu, yanlış söylese bile itiraz etmedim. En kötü yarın akşama kalır diye düşünmüştüm çünkü.
"Alırım." dedi Ferit. Sonra amcası Salih bey de "Saat geç oldu, yarın iş var, kalkalım." deyince hep beraber kalkmış bulunduk. Hasan babanın elini öpüp Nurten anneyi de öpücüklere boğduktan sonra Tarık'ın iyice uzayan saçlarını karıştırdım. Ama o kalkıp bana sarıldı.
YOU ARE READING
Yas Çiçeği
Historical Fiction1980'lerden. Bazı evlilikler aşkla başlar. Bazılarıysa iki düşman ailenin aynı masada otururken çıkarlarını koruyabilmeleri için verdiği son kararla. Asya, bir Saruhan'ın karısı olduğunda geçmişini kapının dışında bırakabileceğini sanmamıştı. Ferit...
