BİRİNCİ BÖLÜM

13 2 0
                                        


Bazı insanların yaraları kapanmazdı, bazılarının acısı unutulurdu ama izleri kalırdı, bazı insanların yaralarındaysa çiçek açardı. 

Benim yaralarımın üstünde yas çiçeği vardı.

Uyandığımda Ferit Saruhan yatağın öbür tarafında değildi. Yastığının üzerindeki çöküntü duruyor, çarşaf beline kadar yattığı yerde toplanmış görünüyordu ama kendisi pencerenin önünde, sırtı bana dönük halde gömleğinin düğmelerini ilikliyordu.

Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Tavandaki kalın ahşap kirişleri, kapının yanındaki eski ceviz dolabı, gece söndürülmeden önce sobanın başına bıraktığım bakır maşayı görünce bağ evini hatırladım; hemen arkasından da dün geceyi.

Gelinliğim sandalyenin arkasından yere kadar sarkıyordu. Duvağım aceleyle çıkarıldığı yerde kalmış, beyaz kumaşın bir ucu ayakkabımın üzerine düşmüştü. Ferit'in ceketi ise benim gelinliğimin yanındaki sandalyeye asılmıştı. Birbirine değmeyen iki parça kıyafet bile aynı odada yan yana durunca bana uygunsuz görünüyordu.

Belki de insanın düşmanının oğluyla evlendiği ilk sabah böyle oluyordu; gözünü açtığında önce kocasının yabancılığını, sonra artık o yabancıyla arasında kalmaması gereken mesafeyi hatırlıyordu.

Ferit dönüp bana bakmadı. Uyanık olduğumu anlamış olması gerekirdi, yatakta hareket ettiğimde eski karyolanın demirleri hafifçe ses çıkarmıştı. Buna rağmen gömleğinin son düğmesini ilikledi, pantolonunun kemerini taktı, komodinin üzerinde bıraktığı saatini bileğine geçirirken yalnızca saate baktı. Dün gece aynı yatağa girdiğim adamın sabah beni görmezden gelmesi canımı acıtmadı. Tam tersine rahatlamam gerekirdi.

Yine de içimde adını koyamadığım bir huzursuzluk vardı. Çünkü gece karanlıktı. Gece birbirimizin yüzünü fazla görmemiştik. Nikâh kıyılmış, büyüklerin duası alınmış, düğün bitmiş, bağ evine gelmiştik; sonrasında olacak şeyi ikimiz de biliyorduk. Ferit beni zorlamamıştı. Ben de kaçmamıştım.

Nurten anne düğünden iki gün önce saçımı tararken, "Kızım, gündüz kocana kızarsın, kavga edersin, yüzüne bakmazsın ama yatağı ceza yeri yapma. Evlilik başka türlü kurulmaz," demişti. Normalde biri bana böyle bir şey söylese haddini bildirirdim. Nurten anne söyleyince susmuştum. Doktorun ona verdiği altı ayla bir yıl arasındaki ömür, son zamanlarda söylediği her şeyi olduğundan daha kıymetli hale getiriyordu.

Asıl kötüsü, dün gece yalnızca onun sözünü dinlediğim için Ferit'in yanında kalmamış olmamdı.

Bundan utanıyordum.

Ferit Saruhan'dan hoşlanmıyordum. Ailesinden hiç hoşlanmıyordum. Çocukluğumdan beri Saruhan adını iyi bir cümlenin içinde duymamıştım. Buna rağmen gecenin bir yerinde onun bana dokunmasının kocalık görevi olmaktan çıktığını, benim de karşılık verdiğimi, hatta bütün bunlardan düşündüğümden çok daha fazla hoşlandığımı biliyordum. Sabahın aydınlığı bunun üzerine vurunca insanın kendi bedenine kızası geliyordu. Aklım yıllardır düşman bildiği adamdan uzak dururken bedenimin onun kim olduğuyla pek ilgilenmemiş olması gururuma dokunuyordu.

Yorganı üzerime biraz daha çektim. Ferit sonunda başını çevirip bana baktı. Gözlerinde ne geceden kalan bir yakınlık ne de bunu yüzüme vuracak bir memnuniyet vardı. Birkaç saniye baktıktan sonra, "Kapı vuruldu," dedi. "Aşağıda biri var."

Sesinin sıradanlığı beni kendime getirdi. "Ne zamandır?"

"Az önce."

Yataktan kalkmam gerektiğini bildiğim halde üzerimde yalnızca ince gecelik olduğu için tereddüt ettim. Ferit bunu gördü. Hiçbir şey söylemeden yüzünü çevirdi, sandalyenin üzerindeki ceketini aldı ve odadan çıktı. Bu davranışın incelik mi, rahatsızlık mı olduğunu anlayamadım. Belki ikisi de değildi. Ferit Saruhan'ın bana bakmak istemediği ihtimali de vardı. Dün gece yaşananların onun için yalnızca evliliğin gereği olması mümkündü, bunu düşününce içimde oluşan küçük rahatsızlığa daha çok kızdım.

Yas ÇiçeğiStories to obsess over. Discover now