BÖLÜM 1 GİRİŞ

8 2 2
                                        

Selam okur bu benim ilk kurdum beğenip yorum yaparsanız sevinirim sizinle büyüyüp sizinle gelişeceğim oy vermeyi unutmayın belki 2 bölümü hafta içi atabilirimm🥹🤍

İstanbul'un en tepesinden bakıldığında insanlar sadece ezilmesi gereken küçük karıncalar gibi görünürdü. Aksoy Holding'in kırkıncı katındaki yönetim kurulu odasının devasa camından dışarıyı izlerken zihnimden tam olarak bu geçiyordu. Şehir ayaklarımın altında uzanan ve kuralları tamamen benim tarafımdan yazılmış devasa bir kumar masasıydı. Ve ben bu masada hiçbir zaman kaybetmemiştim."Dünyayı yöneten şey para değildir" dedim, sesimi yükseltmeye gerek duymadan. Sadece fısıldamıştım ama odadaki on iki yönetim kurulu üresinin nefesini kesmeye yetmişti. Elimdeki kristal kadehi İtalyan mermerinden yapılma masaya yavaşça bıraktım. Çıkan tok ses odadaki gerilimi bir kat daha artırdı. "Dünyayı yöneten şey kimin elinde hangi sırrın olduğunu bilmektir. Ve daha da önemlisi o sırrı ne zaman bir silaha dönüştüreceğini kestirebilmektir."Bakışlarımı camdan çekip masanın en ucunda oturan yaşlı adama çevirdim. Ahmet Karaca. Şirketimizin baş yazılımcısı dahi ama bir o kadar da naif bir adamdı. Günlerdir üzerinde çalıştığı o veri tabanı algoritmasıyla Aksoy ailesinin yıllardır yeraltında yürüttüğü para trafiğini ve lüks yatlar üzerinden yapılan o gizli sevkiyatları çözebileceğini sanmıştı. Kendi adaletini arayan küçük bir adamın dev bir imparatorluğa meydan okuma çabasıydı bu. Acınasıydı.Ahmet'in alnından süzülen ter damlası masanın üzerine düştü. Elleri gözle görülür bir şekilde titriyordu. "Varis Bey" dedi, sesi o kadar çaresiz çıkıyordu ki odadaki klimaların soğuk havası bile bu çaresizliği kamçılamaya yetiyordu. "Ben sadece şirketin sistemindeki o açıkları kapatmak istedim. Kötü bir niyetim yoktu. Yemin ederim kimseye bir şey söylemedim. Ben suçsuzum.""Suç" dedim, masanın etrafında ağır adımlarla yürümeye başlayarak. Ayakkabılarımın mermerde çıkardığı her ses onun için idama giden bir saatin tık tıkları gibiydi. "Göreceli bir kavramdır Ahmet. Benim için suç bana ait olan bir güce dokunmaya cüret etmektir. Sen o sınır çizgisinden geçtin."Tam arkasında durdum ve eğilip kulağına doğru fısıldadım. "Ve benim sınırlarımı ihlal edenlerin bu hayatta kalma hakkı yoktur."Doğrulup masanın diğer ucunda bir gölge gibi sessizce bekleyen sağ kolum Barkın'a hafifçe başımı salladım. Barkın kusursuz siyah takım elbisesinin içinden kalın deri bir dosya çıkardı ve Ahmet'in önüne fırlattı. Dosya masaya çarparken çıkan ses yaşlı adamın irkilmesine neden oldu."Nedir bu" diye kekeledi Ahmet, dosyayı açmaya cesaret edemeyerek."O dosya" dedi Barkın, sesindeki o alışılmış duygusuz tonla. "Senin son üç yıldır şirketin gizli fonlarından kendi hesabına milyonlarca dolar aktardığını ve sahte faturalarla şirketi dolandırdığını kanıtlayan belgeler. Yarın sabah saat sekizde organize suçlar şubesi evine baskın yapacak. Ve sen hayatının geri kalanını o karanlık hücrede neyi yanlış yaptığını düşünerek geçireceksin."Ahmet'in yüzündeki tüm kan çekildi. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. "Bu yalan. Ben asla böyle bir şey yapmadım. Bana komplo kuruyorsunuz. Yalvarırım yapmayın benim bir hayatım var, ben suçsuzum.""Herkes bir gün bedel öder Ahmet" dedim, kadehimden son yudumu alarak. "Bugün de senin sıran."Güvenliğe bir işaret verdim ve iki iri yarı adam içeri girerek Ahmet'i kollarından tuttuğu gibi odadan çıkardı. Koridorda yankılanan feryatları asansör kapısının kapanmasıyla tamamen kesildi. Onun arkasında bıraktığı enkaz ve paramparça olacak hayatı umurumda bile değildi. Güçlü kalmak istiyorsan merhamet denen o zayıf duyguyu kalbinden söküp atmalıydın. Ben bunu çok genç yaşta öğrenmiştim.Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde Aksoy Malikhanesi'nin devasa salonu ışıl ışıldı. Şirketin yıl sonu başarısını ve Ahmet Karaca gibi bir pürüzün temizlenmesini kutluyorduk. Şehrin tüm elitleri, siyasetçileri ve iş insanları buradaydı. Herkes bana yaltaklanmak ve gücümün gölgesinden bir pay kapabilmek için birbiriyle yarışıyordu."Yine harika bir temizlikti sevgilim" diyen bir sesle arkama döndüm.Mila Saygın. Nişanlım ve gelecekteki Aksoy soyadının taşıyıcısı. Üzerindeki zümrüt yeşili derin yırtmaçlı elbisesiyle tam bir asalet timsali gibi duruyordu. Boynundaki milyon dolarlık gerdanlığı düzelterek yanıma sokuldu ve elindeki şampanya kadehini kadehime hafifçe vurdu. Gözlerinde aşk değil saf bir güç tutkusu vardı. Ben onu zekası ve statüsü için seçmiştim, o da beni gücüm için. Bizimki bir aşk hikayesi değildi. İki yırtıcının ortaklık anlaşmasıydı."Aksoy adını lekeleyecek ve bize ayak bağı olacak herkesi böyle acımasızca ezmen hoşuma gidiyor" diye fısıldadı, kırmızı rujlu dudaklarında sinsi bir gülümsemeyle. "Ahmet Karaca fazla ileri gitmişti ve hak ettiği yere gitti.""Kimse Aksoy adının üzerine basarak yükselemez Mila" dedim, salonun diğer ucunda bir sütuna yaslanmış bizi izleyen kuzenim Alaz'ı fark ederek.Alaz elindeki viski bardağını bana doğru kaldırıp bıyık altından gülümsedi ve ağır adımlarla yanımıza doğru yürüdü. Ceketinin düğmelerini açmış ve her zamanki o rahat umursamaz ama arkasında binbir tilki barındıran tavrıyla tam karşımızda durdu. Babamın ölümünden sonra şirketin başına benim değil kendisinin geçmesi gerektiğini düşünen en tehkeliyi düşmanımdı. Çünkü o dışarıdan bir düşman değil içerideki bir yılandı."Tebrikler kuzen" dedi Alaz, sesindeki o yapmacık samimiyet beni tiksindiriyordu. Elini omzuma koydu ama parmaklarındaki o baskıyı hissettim. "Yine bir pürüzü tereyağından kıl çeker gibi halletmişsin. Ahmet Karaca davası yarın manşetlerde olur artık. Zirvedesin her zamanki gibi."Omzumdaki elini sertçe ittirdim. "Zirve benim ait olduğum yer Alaz. Bunu biliyorsun."Alaz hafifçe güldü ve gözleri bir anlığına Mila'ya kaydı, ardından tekrar bana döndü. "Biliyorum, biliyorum da dikkat et derim. Zirvenin rüzgarı sert olur. İnsanın dengesini çabuk bozar. Bir bakmışsın o rüzgar seni hiç bilmediğin bir uçuruma fırlatmış.""Benim dengemi bozacak rüzgar henüz bu dünyada esmedi Alaz" dedim, gözlerimi gözlerine dikerek. "Eğer o rüzgarı estirmeye çalışan biri olursa rüzgarın çıktığı yeri kuruturum."Alaz'ın yüzündeki o sahte gülümseme bir anlığına soldu ve gözlerinde saf bir nefret belirdi ama bunu çabuk gizledi. "Sadece bir dost tavsiyesiydi kuzen" deyip arkasını döndü ve kalabalığın arasında kayboldu.Gecenin ilerleyen saatlerinde partinin o sahte gürültüsünden ve insanların yapmacık tebriklerinden sıkılmıştım. İçimdeki o tuhaf huzursuzluğu bastırmak için kimseye haber vermeden garaja indim. Siyah özel yapım spor arabamın direksiyonuna geçtim. Motorun o güçlü kükremesi zihnimdeki tüm sesleri susturmaya yetti. Malikhanenin kapısından çıkıp otobana fırladım.Hava kararmış ve İstanbul'un üzerine bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağmaya başlamıştı. Asfalt simsiyah bir ayna gibi parıldıyordu. Gösterge tablosundaki kırmızı ışıklar yüzüme vururken hız sabitleyiciyi devre dışı bıraktıktan sonra gaza yüklendim. Yüz kırk, yüz seksen, iki yüz yirmi.Hız benim için kontrol demekti. Ben hayatı da bu araba gibi kullanıyordum. Hızlı, tehlikeli ve her zaman sınırda. Kafam rahattı. Ahmet Karaca yarın sabah tutuklanacaktı, Alaz'ın sesini kesmiştim ve şirket güvendeydi. Ben Varis Aksoy'dum ve yenilmezdim.Tam o sırada keskin bir virajı dönerken karşı şeritten gelen devasa bir tırın kontrolünü kaybettiğini gördüm. Yağmurlu asfaltta kayan tonlarca ağırlıktaki demir yığını bir canavar gibi benim şeridime doğru savruluyordu. Farlarımın keskin ışığı tırın gövdesindeki o soğuk metale çarptı.Her şey bir saniyeden daha kısa bir sürede gerçekleşti.Fren pedalına sonuna kadar bastım. Lastiklerin asfaltta çıkardığı o çaresiz çığlık gecenin karanlığını böldü. Araba kontrolümden çıktı ve kendi ekseni etrafında dönmeye başladı.Zaman o an tamamen yavaşladı.Camların patlayışını ve havada süzülen binlerce elmas gibi parıldayan cam kırıklarını gördüm. Hava yastığı yüzüme muazzam bir güçle çarparken göğsümde hissettiğim o korkunç baskıyla nefesim boğazımda düğümlendi. Metalin metale sürtünürken çıkardığı o ezilme sesi kulak zarlarımı patlatacak kadar şiddetliydi.Araba taklalar atarken zihnimden geçen son şey Ahmet Karaca'nın o odadaki çaresiz bakışları ve Alaz'ın bir bakmışsın o rüzgar seni uçuruma fırlatmış sözleri oldu.Göz kapaklarımın üzerine tonlarca ağırlıkta bir karanlık çökerken Varis Aksoy'un o kusursuz yenilmez dünyası büyük bir gürültüyle karanlığa gömüldü.

Bölüm bu kadardııı inşallah sevmişsinizdiirrr yorumlara yazmayı unutmayınn ilerki bölümlerde görüşürüzz NoctyraSoullarımmm🤍

SAHTE YANSIMA 1 Stories to obsess over. Discover now