Merhaba sevgili okuyucularım, yazarken çok eğlendiğim bu kitabı, sizi buluşturmanın sabırsızlığıyla bu bölümü düzenledim. Karakterler için herhangi bir model belirlemedim. Okuduğunuzda onları sizin zihninizde canlandırmanız bu sefer birinci önceliğim oldu. Umarım en az benim kadar keyif alırsınız! Yorumlarınızı merakla bekliyorum.
İyi okumalar!
***
BİRİNCİ BÖLÜM
Bir Soyadının Ağırlığı
Bazı felaketler kapıyı çalmazdı.
Bir düğün davetiyesi gibi altın yaldızlı bir zarfın içine saklanır, annenizin elinde sallanarak odanıza girer ve siz daha ne olduğunu anlayamadan cumartesi gecenizi, huzurunuzu, hatta henüz tanışmadığınız bir adama karşı besleyeceğiniz bütün iyi niyeti elinizden alırdı.
Benim felaketim de o sabah, annemin sesiyle geldi.
"Işıl, hâlâ hazırlanmadın mı?"
Yorganı başımın üzerine çektim. Belki beni göremezse varlığımdan şüphe eder, düğüne tek başına gitmeye karar verirdi.
Yirmi yedi yaşında, uluslararası sözleşmelerde tek bir virgülün peşine düşebilen, kırk kişilik bir ekibi yönetebilen ve üç ayrı ülkedeki tedarikçiyi aynı toplantıda susturabilen bir kadındım. Buna rağmen annem yatak odama girdiğinde, ilkokul gezisine katılmamak için hasta numarası yapan sekiz yaşındaki hâlime dönüyordum.
Kapı ikinci kez vurulmadı. Çünkü Nalan Kalaycılar, kendi evindeki kapıları yalnızca nezaketen bir kez çalardı.
"Saklanmanın hiçbir faydası yok," dedi.
Yorganı yüzümden biraz indirip tek gözümü açtım.
Annem yatağın karşısında, elinde buharlı ütüden yeni çıkmış zümrüt yeşili elbiseyle duruyordu. Saçları her zamanki gibi kusursuz, ruju sabahın bu saatine göre gereğinden fazla kırmızıydı. İnsan anneme bakınca hayatında hiçbir şeyin ters gitmediğini sanabilirdi. Oysa o, ters giden her şeyi makyaj masasının çekmecesine kaldırıp üstüne parfüm sıkarak yaşamaya devam eden kadınlardandı.
"Saklanmıyorum," dedim boğuk bir sesle. "Stratejik geri çekilme yapıyorum."
"Saat on biri geçti."
"Düğün akşam sekizde."
"Saçın var, makyajın var, trafik var."
"Anne, saçım başımın üzerinde. Kaybolmadı. Makyaj dediğin yirmi dakika. Trafik de İstanbul'un ortak kaderi, benim şahsi sorumluluğum değil."
Elbiseyi gardırobun kapağına astı ve kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bir de huysuzluğun var. En çok vakti o alıyor."
Gülmemek için dudağımın içini ısırdım. Annem bunu fark ettiğinde kazandığını sanırdı. Nalan Kalaycılar'a bu hazzı sabahın on birinde yaşatmaya niyetim yoktu.
"Dün gece ikiye kadar çalıştım."
"Biliyorum. Baban üç kere söyledi. İlkinde senin ne kadar çalışkan olduğunla övündü, ikincisinde şirketi senden başka kimsenin kurtaramayacağını anlattı, üçüncüsünde de neden hâlâ evlenmediğini sordu."
Gözlerimi kapattım.
"Harika. Daha kahvaltı etmeden hayatımın üç ana sorununu öğrendim."
Annem yatağın kenarına oturdu. Parmakları saçlarımın arasından geçtiğinde bütün itirazlarım bir anlığına sustu.
YOU ARE READING
Bize Rağmen
RomanceBazı düşmanlıklar yaşananlardan değil, anlatılanlardan miras kalır. Işıl Kalaycılar ve Levent Öncü, birbirlerini tanımadan önce soyadlarının arasına çizilmiş görünmez bir sınırın iki tarafındaydı. Ancak Boğaz'a karşı başlayan o ilk karşılaşmada, ail...
