Hyunjin,
Bugün sana yine bir mektup yazıyorum.
Bunun kaçıncı olduğunu bilmiyorum. Saymayı çoktan bıraktım. Belki yüzüncü, belki iki yüzüncü. Belki de insanın söyleyemediği şeyler biriktikçe sayılar anlamını kaybediyordur.
Bu mektubu da göndermeyeceğim.
Bunu en başından bilerek yazıyorum.
O yüzden sana söylemeye cesaret edemediğim şeyleri burada söyleyebilirim.
Bugün yine yanımda oturdun.
Bundan daha sıradan bir şey yok, biliyorum. Senin için muhtemelen günün herhangi bir anıydı. Birlikte kahve içtik, sen bir şeyler anlattın, ben seni dinledim. Sonra yine o çok sevdiğim şekilde güldün ve ben, her zamanki gibi, söylediğin şeyin komik olup olmadığını bile unuttum.
Çünkü sen güldüğünde ben bazen ne yaptığımı unutuyorum.
Bunu sana söylesem muhtemelen gülerdin.
"Abartıyorsun, Felix," derdin.
Ben de gülerdim.
Sonra konu kapanırdı.
Bizim aramızdaki çoğu şey gibi.
Bazen düşünüyorum da, sana olan hislerimin en kötü tarafı seni sevmek değil.
En kötü tarafı, seni sevmeyi bu kadar kolaylaştırman.
Bana karşı öyle iyi davranıyorsun ki senden hoşlanmamam için hiçbir sebep bırakmıyorsun. Beni dinliyorsun. En sevdiğim şeyi hatırlıyorsun. Ben söylemeden moralimin bozuk olduğunu anlıyorsun. Kalabalık bir yerde beni arıyorsun. Bir şey olduğunda ilk beni arıyorsun.
Ve ben bütün bunları arkadaşlığımızın bir parçası olarak kabul etmek zorundayım.
Çünkü senin için bunlar sevgi olabilir.
Ama benim için biraz daha fazlası.
İşte aramızdaki fark tam olarak bu.
Sen bana sevgini veriyorsun.
Ben ise verdiğin her şeyi başka bir anlamla alıyorum.
Bunun adil olmadığını biliyorum.
Sana kızamıyorum.
Hatta bazen kendime kızıyorum.
Keşke seni ilk tanıdığım gün, bunun böyle olacağını bilseydim. Belki biraz daha mesafeli dururdum. Belki sana alışmazdım. Belki sesini her gün duymayı normalleştirmezdim.
Belki geceleri uyumadan önce aklıma gelen son kişi sen olmazdın.
Ama artık çok geç.
Çünkü insan bazı insanlara alışınca, onlardan vazgeçmenin bir yolu olmuyor.
Bugün bana yine birinden bahsettin.
Adını söylemedin. Sadece hoşlandığın birinden söz ettin.
Ben de sana "Kim?" diye sordum.
Bunu sormamam gerektiğini bile bile.
Sen güldün.
"Boş ver," dedin.
Ben de gülüp geçtim.
Ama eve geldiğimden beri o cümleyi düşünüyorum.
Belki o kişi gerçekten benden daha güzel gülüyordur.
Belki seni benden daha iyi anlıyordur.
Belki onun yanında kendini daha rahat hissediyorsundur.
Ve biliyor musun?
Bunların hiçbirine üzülmek istemiyorum.
Çünkü seni mutlu görmek istiyorum.
Bu cümleyi yazarken bile kendimden nefret ediyorum biraz.
Çünkü kulağa çok güzel geliyor.
"Ben seni seviyorum, bu yüzden mutlu olmanı istiyorum."
Ne kadar asil.
Ne kadar romantik.
Ne kadar da yalan.
Ben de seni istiyorum, Hyunjin.
Bencilce.
Sessizce.
Kimse bilmeden.
Bazen sadece benimle konuşmanı değil, bana bakarken başka hiç kimseye bakmadığın gibi bakmanı istiyorum.
Bazen telefonun çaldığında arayan kişinin ben olmamı değil, beni aramak için hiçbir sebebin olmamasına rağmen beni aramanı istiyorum.
Bazen sana sarıldığımda bunun arkadaşça olduğunu düşünmemeni istiyorum.
Ama sonra kendime kızıyorum.
Çünkü sen bunların hiçbirini bana borçlu değilsin.
Sen beni seçmek zorunda değilsin.
Beni sevmek zorunda değilsin.
Hatta benden hoşlanmak zorunda bile değilsin.
Ben sadece seni sevdiğim için bunları istemeye hakkım olduğunu sanıyorum.
Ama yok.
Bunu biliyorum.
O yüzden bu mektubu yazıyorum.
Senden hiçbir şey istemeden seni sevebilmek için.
Belki de mektupların amacı budur.
İnsanların söyleyemediği şeyleri, karşılığını beklemeden bir yere bırakabilmesi.
Ben de seni buraya bırakıyorum.
Her gece biraz daha.
Belki bir gün bu kutu dolacak.
Belki bir gün bu mektupların hepsini yakacağım.
Belki de sen hiç haberin olmadan hayatımda başka biri olacak ve ben bütün bunların neden bu kadar önemli olduğunu unutacağım.
Ama bugün değil.
Bugün hâlâ seni seviyorum.
Ve bugün hâlâ bunun imkânsız olduğunu biliyorum.
İnsan bazen bir şeyin olmayacağını bilmesine rağmen neden hâlâ umut eder?
Bilmiyorum.
Belki umut, insanın kalbine sormadan yaptığı son şeydir.
Ama sana bir söz verebilirim.
Bunu senden istemeyeceğim.
Seni köşeye sıkıştırmayacağım.
Aramızdaki şeyin adını değiştirmeye çalışmayacağım.
Sen bana "arkadaşım" dediğinde, gülümseyip "ben de seni arkadaşım olarak görüyorum" diyeceğim.
Sonra eve gelip sana bir mektup daha yazacağım.
Ve sen hiçbirini okumayacaksın.
Belki böylesi daha iyi.
Çünkü bazı duyguların gerçekleşmesi gerekmiyor.
Bazıları sadece insanın içinde yaşayıp sessizce büyüyor.
Benimki de öyle.
Sen bilmeden.
Sen fark etmeden.
Belki bir gün tamamen geçecek.
Ama o güne kadar...
İyi geceler, Hyunjin.
Bugün de seni sevdiğimi söylemedim.
Yarın da söylemeyeceğim.
- Felix
...
Abla saka misin dertli misin nasil yeni fic yayinliyosun ablacim isim bu tskler tskler
YOU ARE READING
İmkansız Bir Aşk Denir
FanfictionAşık olduğun kişiye asla okumayacağı mektuplar yazmak nasıl bir delilikti? HYUNLIX
