Bazen, insanların amacının ne olduğunu bilmediği vakitler olur, nedensizce attığı adımlar da peşinden gölge misali gelirdi. Her bir düşün, her bir fikrin yarattığı derin ve soluksuz bırakan hisler, insanın zihninde görünmez bir yol çizer; kişi, nereye vardığını bilmeden o yolun peşinden sürüklenirdi. Belki de bazı yolların bir varış noktası yoktu. Bir amacı, bir hedefi, bir beklentisi yoktu. Belki de insan, yürüdüğü yolun kendisiydi; attığı her adımda kendinden biraz daha uzaklaşır, sonunda dönüp ardına baktığında geride bıraktığı şeyin kendi sureti olduğunu fark ederdi.
Ben de tam olarak o suretin ortasındaydım şimdi. Ayağımın altındaki sıcak asfalt yerini çakıl taşlarının üstüne yıllar önce dökülmüş asfalt parçalarına ve betona bırakmıştı. Yer yer çakıllar kenarlarda duruyor, gri betonun kenarından sahili selamlıyordu.
Evet, sahil.
Hani bazen ruhumuza iyi gelecek bir şeyin olduğunu koşulsuz hisseder ve kabulleniriz, ardını düşünmeden de o yola girer ve onu bulmaya, belki de yakalamaya çalışırız... Ben de öyle hissediyordum. Sahilin, denizin, dalgaların hepsinin merhem olduğuna inanıyordum yaralarıma. Düşüncelerim her seferinde beni bu bilinmeyen yola atıyor, saatlerce yürümemi talep ediyordu.
Sonuna değmesi için, sonuna değdiği için.
Gözlerim önündeki sahile her geldiğimde, bedenim tüm çıplaklığı ile suya karıştığında nefes alıyordum. Suyun ciğerlerime yaptığı basınç beni mutlak bir suretle korkutuyor ama aynı zamandada nefes aldırıyordu. Dalgaların her biri bedenimi çizen kumlarla benden uzaklaştığında gözlerimi ağır ağır kırpıyor, ardından yeniden dalıyordum suya.
Dalgalar benimle mücadele etmeyi bırakmadığı için, ben yorulana kadar devam ediyordu bu savaş.
Ama aksine, bugün deniz oldukça sakindi. Tepede gözüken yıldızların yanı sıra yanımda sokak lambaları vardı bir kaç yüz metre aralıkla. Tenha olduğunu bildiğim bu alanda karanlık bana korku yerine huzur katıyordu.
Aynı şey gibi... Hatırlar mısınız, küçükken sarıldığımız oyuncak ya da yetişkin olmuşken bile sahiplendiğimiz o değerli şarkı. Paylaşmak istemediğimiz, gözler önüne gelince huzursuz olduğumuz.
Burası da öyleydi. Kumlara basmak üzere olduğum alan ve ilerideki tek bir bodur ağaç benin için öyleydi.
Bir ismi vardı, Serenitas.
Latince'de, sakinlik, berraklık, huzurlu bir dinginlik gibi anlamları vardı. İlk başta bu anlamlara gelen Pax ismini de düşünmüştüm ama sonra bundan vazgeçtim.
"Serenitas... Ben geldim. Korkma, bugün tertemizim. Geçen geldiğimde tüm yaşlarımla tuzlu tuzluydum. Biraz da içkili?"
Kıkırdadım.
İlk adımımı ufak kaldırım bloğundan kaldırarak önümdeki alana, kumlara doğru attım. Üstümdeki ceketi çıkararak beyaz ince kollu body ile kalmıştım ama sorun değildi. Esen rüzgar öylesine güzeldi ki, şimdi huzuru tattığım ağacımın dibinde uyuya bilirdim.
Bir kaç adım daha sessizce atarken, ağacın görünen yerine ilerlemeye başladım. Bir yandan da telefonumu çıkararak feneri açmıştım önümü görmek için. Sahil sadece yıldızların sayılamayacak küçük ışık taneleri ile aydınlanıyordu, arkamda kalan kısımda sokak lambası vardı ama sarı ışığı sadece sahilin bir kısmını içine alabilmişti.
Yumuşak adımlarımı ağaca doğru atmaya devam ederken, gelen sesle başımı yavaşça kaldırdım. Ufak bir sürtünme, belki de kıpırdanma sesiydi.
Işığı sesin geldiği yöne doğru kaldırırken, gözlerimin içine doğru bakan bir çift göz gördüm. Kahverengi gözler bir anlığına öylesine korkutucu gelmişti ki, dudaklarım bir çığlık için aralandığında derin bir nefes alarak onları durdurmak zorunda kaldım.
ESTÁS LEYENDO
Sahil || Hyunho -Smutshot
FanfictionYolunu sahilde bulmuş Minho, sahil kenarında içkisini yudumlayan Hyunjin'e rastlar.
