☆1☆

1.1K 57 2
                                        

Hoş geldinnnn💞💞




"Anne, lütfen! Söz veriyorum yaramazlık yapmayacağım. Sadece bir kere yakından görsem yeter!"

Atlas, beş yaşındaki bir çocuğun sahip olabileceği en büyük heyecanla dizlerime kapanmış, o kocaman kömür karası gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Üzerindeki sarı-kırmızı forma, defalarca yıkanmaktan hafifçe solmuştu ama onun gözünde dünyanın en değerli kıyafetiydi. Arkasında gururla taşıdığı o isim yazıyordu: Karan. Galatasaray'ın efsanevi kaptanı, oğlumun hiç görmediği, hayalinde büyüttüğü o kusursuz kahraman figürüydü.

Aslında kalabalıklardan nefret ederdim. İnsanların bakışlarından, fısıldaşmalarından, geçmişimin o ağır kokusundan hep kaçardım. Yıllar önce ailem beni o korkunç gecenin suçlusu ilan edip evden attığında, dünyaya ve insanlara karşı tüılarımı kapatmıştım. Benim tek sığınağım, tek gerçeğim Atlas'ımdı. Onu tek başıma, tırnaklarımla kazıyarak büyütmüştüm. Onu kıramazdım. Kalbimdeki o derin korkuyu bir kenara itip, "Tamam anneciğim, gidiyoruz," dedim. Dünyalar onun oldu.

Ali Sami Yen Spor Kompleksi Rams Park'ın çevresi tam bir karnaval yeri gibiydi. Her yer sarı ve kırmızıya boyanmıştı. Atlas elimi o kadar sıkı tutuyordu ki, sanki bıraksa bu devasa kalabalığın içinde kaybolup gidecekti. Kafasındaki aslanlı şapkayı düzelttim. Stadyumun kapısına yaklaştıkça göğsümdeki sıkışma artıyordu. "Güvendesin," diye fısıldadım kendime, "Sadece oğlun için buradasın."

Tribündeki yerimizi aldığımızda Atlas'ın gözlerindeki ışıltıyı görmek, çektiğim tüm o gerginliğe değmişti. Yeşil sahaya bakarken büyülenmiş gibiydi. Derken stadyumda bir anons yankılandı ve dev ekranda futbolcular belirdi.

Ve o çıktı. Karan...

Stadyum adeta yıkılacak gibi tezahürat yapmaya başladı. Kollarında kaptanlık bandı, yüzünde o her zamanki ciddi, mağrur ve odaklanmış ifadeyle takımın en önünde sahaya yürüyordu. Atlas oturduğu koltukta zıplamaya başladı, "Anne bak! Kaptan çıktı! Karan abi çıktı!" diye çığlık atıyordu.

Maç boyu Atlas'ı izledim. O ise sadece Karan'ı izledi. Karan'ın attığı her pas, hakeme yaptığı her itiraz, takımını ayağa kaldırışı oğlumun gözünde bir büyücünün hareketleri gibiydi. Maçın son düdüğü çaldığında ve Galatasaray kazandığında, stadyumdaki coşku doruğa ulaştı. Herkes birbirine sarılıyor, marşlar söylüyordu.

"Anne, aşağıya inelim mi? Ne olur, belki formamı imzalar!"

Atlas'ın bu masum isteği karşısında yine hayır diyemedim. Kalabalığı yara yara protokol ve tünel çıkışına yakın, tellerin olduğu bölgeye doğru ilerledik. Her yerde güvenlikler vardı ve insanlar futbolcuları görebilmek için birbirini eziyordu.

"Atlas, çok yaklaşma anneciğim, elimi bırakma!" diye seslendim ama sesim gürültüde kayboldu.

Tam o sırada futbolcular tünelden çıkıp taraftarları selamlamaya başladı. En arkada, ter içinde kalmış formasıyla Karan yürüyordu. Atlas tellere doğru bir adım daha attı, o kadar heyecanlıydı ki ayağı bir taşa takıldı ve küçük bedeni güvenlik barikatının altından kayıp direkt sahaya giden koridorun zeminine yuvarlandı.

"Atlas!" diye çığlık attım. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. Güvenlikler hemen oğluma doğru hamle yaptı. Geçmişin getirdiği o panik dalgası bütün vücudumu felç etti, nefes alamadım.

"Durun, dokunmayın çocuğa!"

Sert, otoriter ama bir o kadar da tok bir ses koridorda yankılandı. Güvenlikler durdu. Kafamı kaldırdığımda, az önce dev ekranda izlediğim o devasa adamın, kaptan Karan'ın Atlas'ın yanına diz çöktüğünü gördüm.

Karan, yerdeki Atlas'ı incitmekten korkar gibi nazikçe omuzlarından tuttu ve ayağa kalkmasına yardım etti. Üzerindeki tozu eliyle silkeledi. "İyi misin küçük aslan? Canın yandı mı?" diye sordu. Sesi az önceki sertliğinin aksine inanılmaz derecede şefkatliydi.

Atlas, şok içinde karşısındaki kahramana bakıyordu. Ağlamak üzereydi ama kendini tuttu. "İyiyim... Kaptan," dedi fısıltıyla. Sonra arkasındaki ismi gösterdi. "Bak, ben de Karan'ım."

Karan'ın yüzünde ilk defa o televizyonlarda görmediğim, içten ve sıcacık bir tebessüm belirdi. "Demek öyle," dedi ve Atlas'ın saçlarını karıştırdı. Tam o anda, Karan kafasını kaldırdı. Tellerin arkasında, korkudan rengi atmış, elleri titreyen ve gözleri yaşlarla dolu bana baktı.

Göz göze geldik. Zaman o saniyede durdu sanki. Karan'ın o keskin, kahverengi gözlerinde bir şaşkınlık ve merak belirdi. Benim gözlerimde ise yılların biriktirdiği o ürkeklik ve koruma içgüdüsü vardı. Karan, benim bir anne olarak yaşadığım o saf korkuyu hissetmiş gibi doğrudan gözlerimin içine bakarak ayağa kalktı. Atlas'ın elinden tuttu ve tellere, yani tam olarak benim durduğum yere doğru yürümeye başladı.

Bölüm sonuuu

umarım beğenmişsinizdir

oy ve yorum yapmayı unutmayınnn

seviliyorsuz💞🦋

FutbolcumBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin