🌹
1446/Manisa Sarayı
Şehzade Mehmed,dairesinin tam ortasındaki haritanın üzerine yavaşça adımladı. Karşısında küçük çıtırtılarla yanan,turuncu ışığı içinde yeşil hareler barındıran kahve gözlerine çarpan şömine ateşi;dışarıdaki kuru soğuğa rağmen şakaklarından terler akıtmasına yetiyordu. Yada bu hızla kalkıp inen göğüs kafesi içindeki büyük sıkıntıdan kaynaklıydı.
Henüz 12 yaşında, 1444'ün baharında tahta çıkmıştı Mehmed. Her zaman sessiz olan kişiliği o vakitlerde tecrübesizliğin hiddetiyle bozulmuştu. Şimdi henüz iki ay önce tekrar tahtı babası Murad Han'a devretmesiyle daha da kitaplara gömülmüş,sessizleşmişti. Nadir uyuduğu uykularda ise sadece tek düşünü görüyordu:Kostantiniyye...
Sırtını döndüğü büyük ahşap kapısı ağır ağır tıklandı.
"Gel."
Sesi bir fısıltıdan farksızdı. Gözlerini ayırmadığı haritadan yavaşça uzaklaştı. Arkasında ki kapı ince bir gıcırtıyla açıldı.
"Şehzade hazretleri, Mara Hatun sizi görmek istemişler."
Omuzuna dönerek başıyla onayladı. Bakışlarını yanan ateşte sabitledi. Mara Hatun sadece elbisesinin çıkardığı hışırtı ile içeri süzüldü. İnce eli, henüz 14'ünde olmasına rağmen yaralarla dolu,kılıç kullanmaktan sızlayan geniş sırtına narince dokundu. Mehmed üvey validesine döndü. Artık beyazları kırmızılaşmış gözlerine hayretle baktı Mara Hatun.
"Şehzade'm, ne vakittir uyumuyorsunuz?"
Daima çatılmış kaşları biraz daha çatıldı Şehzadenin. Aklını durduramıyor,uyusa dahi çok geçmeden zihninin sesinden uyanıyordu. Kaç gece yere çökmüş,başını ellerinin arasına almıştı? Saymadı.
"Siz ne için gelmiştiniz Mara Ana."
"Gülbahar ve ailesi yarın akşam burada olacaklar. Pek tabii baban Murad Han da. Bu gece uyusan iyi olur. Yarın seni böyle görmeleri uygun olmaz." Mara Hatun resmiyeti bir kenara atıp anne şefkati ile elini yanağına çıkardı. Küçük temasından sonra odadan geldiği gibi sessizce ayrıldı.
Mehmed bakışlarını sağına çevirdi,ıssız yatağına vuran sadece bir ay ışığı vardı. Sonrasında solundaki uzaklıkta, büyük kitaplığının önünde tüm karışıklığıyla çalışma masası duruyordu. Gözleri masasının solundaki ikinci kapıya ulaştı. O kapının ardında Gülbahar ve kendisi için hazırlanan daire vardı.
Artık bu karmakarışık dünyasının hemen solunda bir limanı olacaktı. Hiç görmediği nişanlısı...
~~~~~~
Manisa Sarayına henüz vuran ilk ışıklarla birlikte sabah Ezanı okunuyordu. Erken saatlerin buz gibi keskin soğuğunda,akşamki yemek için telaşta olan aşçıbaşı ve yanındakiler haricinde pek kimse uykularından arınamamıştı. Şehzade Mehmed hariç...
Valide Mara gittikten sonra uğraşı sonucu uykuya dalmıştı ama yüzüne vuran ufacık turunculukta hemen gözleri aralanmıştı. Sadece ışık vurduğunda ela olan kahve gözlerini mermer ve çini tavandan çekip pencereye döndürdü. İçerideki sıcaktan oluşan buhar ağaçları gölgeliyordu. Sakince doğruldu,içinde sebepsiz bir kıpırtı vardı. Tanıdık olmayan bu his içine kapanık ruh halini günden güne daha da çoğaltmıştı.
Ezanın bitmesini beklerken avucundaki beyaz teninde yavaştan oluşmaya başlayan nasırlarını,ince çiziklerini izledi.
.
Manisa Sarayının mutfağında büyük bir telaş vardı. Koridorlarda tek tek söndürülen meşaleler yerini güneş ışığına bırakmıştı. Taştan ve mermerden duvarlar soğuğun yavaştan kırılmasıyla ısındı. Saray her zamankinden daha düzenli bir koşuşturmacanın ortasındaydı.
YOU ARE READING
Fetih ve Aşk
Historical FictionŞehzade Mehmed'i Kostantiniyye Fatih'i yapacak kanlı ve dikenli yolda arkasında eteklerinden güller dökülen bir kadın vardı. Gülbahar Hatun... Şehzade iken büyük hayallerini yadırgamayan,onunla birlikte yıldızlara dalan,kalbinde ki tek mühürlü kapı...
