Chúng tôi đã cập nhật Hướng dẫn Nội dung.
Hãy xem các hướng dẫn mới nhất để tiếp tục chia sẻ câu chuyện một cách an toàn.

1

12 4 4
                                        

.
.

"Jeon Hanesi'nin kaderi bu gece senin kılıcının ucunda duruyor, Jungkook."
Üvey annesi, masanın üzerindeki ağır, gümüş kabzalı kılıcı yavaşça Jungkook'a doğru itti. Yüzündeki gururlu gülümseme o kadar gerçekçiydi ki, arkasındaki acımasız planı anlamak imkansızdı. "Valemor'un acımasız ordusuna karşı Jeon soyunu sen savunacaksın. Kardeşin Jimin arkanda, muhafızların koruması altında olacak ama ön safların lideri, ordunun gerçek yüzü sensin." Jungkook, kendisine verilen bu büyük sorumluluğun farkındalığıyla kılıca uzanırken köşede sessizce duran Jimin, gözlerini üvey kardeşinden kaçırmakla yetindi.

Jungkook, kılıcın soğuk kabzasını avucunun içinde sıktı. Yıllardır ailesinin gözünde bir hiç olarak görülmenin, üvey annesinin kınayıcı ve soğuk bakışlarına maruz kalmanın acısı ilk defa dinmiş gibiydi. Nihayet ailede kabullenebildiğini hissediyordu. Nihayet Jeon namını gururla taşıyabileceği bir fırsat sunulmuştu ona.
"Sizi mahcup etmeyeceğim," dedi kısık ama odada ki herkesin duyabileceği tonda. "Valemor ordusu geri çekilene kadar kılıcım kınından çıkmayacak."

Üvey annesi tatmin olmuş bir gülümsemeyle başını sallarken, köşede duran Jimin bakışlarını yerdeki halının desenlerine dikmişti. Parmakları cübbesinin kumaşını sıkmaktan bembeyaz kesilmişti ama tek bir kelime dahi etmemişti. Jungkook, kardeşinin bu sessizliğini savaşın verdiği korkuya yoruyordu.

"Jeon adının şanını en iyi şekilde taşıyacağını biliyorum," dedi üvey annesi, parmaklarını Jungkook'un omzuna koyarak. "Şimdi ikiniz de gidin ve Lumina Ordu'sunun gücünü gösterin."
Jungkook son bi bakış atıp saygıyla eğilip odadan çıktığında, Jimin de peşinden gitmek üzere hareketlendi ama annesi onun kolunu hafifçe sıkarak durdurdu. Bakışlarında ufacık merhamet gösterisi yoktu.
"Unutma Jimin," diye fısıldadı kadın, sadece oğlunun duyabileceği buz gibi bir sesle.

"Sen o ordunun arkasında, emrettiğim yerde kalacaksın. Gerisini üvey kardeşine bırak"
Jimin gözlerindeki tereddütle annesine baktı, dudakları titredi ama tek bir kelime dahi edemeden başını onaylarcasına sallayıp Jungkook'un peşinden koridora çıktı.

Gecenin sessizliği kılıç sesleri ve at kişnemeleriyle yarıldı

Jungkook, ordunun en önünde, Jeon sancaklarının altında devasa bir hırsla kılıç sallıyordu. Kardeşi Jimin'i ve ailesinin gururunu korumak için adeta bir kaplan gibi dövüşüyordu. Ancak savaşın tam ortasında, Doğu ordusunun devasa süvarileri üzerlerine dalarken arkasından garip bir ses yükseldi.

Geri çekilme borusu.

Jungkook, kan ve toz içinde kalmış yüzünü hızla arkaya çevirdi. "Ne yapıyorsunuz?!" diye kükredi. "Geri çekilmeyin! Mevzileri koruyun!"
Ama kimse onu dinlemedi. Jeon muhafızları, Jimin'in etrafında etten bir duvar örmüş, onu savaş alanından kaçırarak karanlığın içine doğru hızla uzaklaşıyordu. Jungkook, ordunun ana birliklerinin kendisini Doğu'nun kanlı kılıçları arasında tamamen tek başına, bir yem gibi bıraktığını gördüğünde göğsüne ağır bir taş oturdu.

Ailesi onu buraya Jeon adını savunsun diye göndermemişti. Ailesi onu buraya ölmeye bırakmıştı.

Tam o sırada, fırtınanın ortasındaki o ölümcül sessizlik çöktü. Savaş meydanındaki çığlıklar silikleşirken, siyah zırhının üzerindeki altın işlemeleri kanla lekelenmiş bir figür atından yavaşça indi. Gece kadar karanlık ve soğuk gözleri, meydanda tek başına kalmış, nefes nefese olan Jungkook'a kilitlendi.

Veliaht Prens Kim Taehyung, elindeki kana bulanmış uzun kılıcını yere doğru eğerek Jungkook'a doğru ağır, kendinden emin adımlarla yürümeye başladı. Yüzünde ne bir öfke ne de bir telaş vardı; sadece bir avcının sakinliği ve soğuk bir merak...
Taehyung, birkaç adım ötesinde durup kılıcının ucunu Jungkook'un boğazına doğru kaldırdı.

Bakışları, Jungkook'un gözlerindeki o hırçınlığın ardına gizlenmiş kırılmışlığı şak diye yakalamıştı.
"Jeon Hanesi'nin büyük generali bu mu?" dedi Taehyung. Sesi, savaş meydanındaki rüzgarı bile bastıracak kadar derin ve otoriterdi. "Seni buraya savaşmaya değil, cesedini toplamam için göndermişler küçük piyon."

Jungkook, boğazındaki kılıcın soğukluğuna rağmen başını dik tuttu. İhanete uğramanın verdiği o devasa acıyı öfkesinin arkasına gizleyerek dişlerini sıktı. "Ne duruyorsun?" dedi sesi titremesin diye çabalayarak. "Öldür beni." Taehyung'un dudaklarının kenarı tehlikeli, karanlık bir tebessümle yukarı kalktı.

Kılıcını yavaşça indirdi ama gözlerini Jungkook'un üzerinden bir an bile çekmedi. Adımını atıp aralarındaki mesafeyi kapattı; Jungkook'un çenesini sert, kaçışa izin vermeyen parmaklarıyla kavrayıp yüzünü kendine doğru kaldırdı.
"Seni öldürmek çok kolay ve sıkıcı olurdu," diye fısıldadı Taehyung, esirinin gözlerinin içine bakarak. "Kendi kanın seni feda etti ama ben seni tutuyorum. Artık benimsin."

ilk bölüm olduğu için kısa tuttuk biraz diğer bölümler daha uzun olacak emin olun 💕💕

Bạn đã đọc hết các phần đã được đăng tải.

⏰ Cập nhật Lần cuối: Jul 24 ⏰

Thêm truyện này vào Thư viện của bạn để nhận thông báo chương mới!

Pacte Venimeux | TaekookNhững tác phẩm khiến độc giả say mê. Hãy khám phá bây giờ