Ben Hermes. Tanrıların habercisi, yolcuların ve hırsızların tanrısı, ölülerin yol göstericisi. Hani kanatlı sandaletleriyle oradan oraya uçan tanrı. İşte o tanrı şu anda sizinle konuşuyor. Biraz onur duymalısınız.
Beni tanıdığınıza göre devam edebiliriz.
Bugün de her zamanki gibi günlük teslimat işlerimi tamamlamış ve sıklıkla yaptığım gibi bir ağaç dalına yaslanıp biraz kestirmiştim. En küçük sese uyandığım için bu hiçbir zaman yerinde bir uyku olamazdı. Ama her seferinde bunu yapmaktan asla yorulmazdım.
Yine bir sese uyanınca biraz da sinirle gözlerimi açtım. İki dakika olmamıştı. İlk önce bir kuş şimdi ise... Bir insan? Biraz da olsa neşem yerine gelmişti. Takılmak için başka bir iş bulmuştum. Merakla insana baktım. Bunun olsa olsa 20 yaşlarında olan bir oğlan olduğu uzaktan bile belliydi. Kumral saçları hafif uzundu ve bir kaç tutam omuzlarına ancak değiyordu. Kesmeye vakit bulamamıştı büyük ihtimalle. İç çekip daha iyi görmek için yaklaştım. Bu sırada çocuk da bir yere eğilmiş, kopardığı bitkileri bir sepete koymakla meşguldü. Bunların mantar olduğunu tahmin ettim. Bu çimlikte en çok bulunan şey mantardı ne de olsa. Çocuk önüne gele saçlarını elinin tersiyle itip ayaklandı. Sepeti çoktan elinde belirmişti. Heyecanla bir yere dönünce gözlerini gördüm. Şu ana kadar gördüğüm bütün gözlerden güzeldi gözleri. Morun en güzel tonuydu. Lavantalar görse kıskanırdı gözerini. O kadar güzeldi ki...
Başımı iki yana salladım. Biraz daha bakarsam ağzımın suyunun akacağına emindim. Bu sefer dikkatimi çocuğun baktığı yöne çevirdim. Bir çift silüet çocuğa yaklaşıyordu. Bunlardan birinin bir kız diğerinin ise bir erkek olduğunu görmek pek zor değildi. Yaklaşık 7 yaşında olduklarını tahmin ettim. Oğlan eğilip ikilinin kendisine koşarak gelmesini izledi. Geldiklerindeyse onlara sıkıca sarıldı. Daha sonraysa onları biraz uzaklaştırıp yüzlerine baktı. "Bir şey bulabildiniz mi?" Sesi kadife gibiydi. Erkek olan başını salladı. "Bulduk ama İris hepsini kaçırdı." İris sinirle ona baktı. "Hayır abi, Lykos beni suya itince kaçtı hepsi. Hem Lykos da birkaç balığı tutup bıraktı." "Balıkların derisi kaygandı!" "Hımp! Eminim öyledir!" Abileri gülümsedi. "Hadi, hadi. Kavgayı kesin. Siz balık yakalayamasanızda ben birkaç tane mantar buldum. Onları yeriz." İki çocuk da surat astı. "Yaaa! Ama ben balık yemek istiyordum." Oğlan kıkırdadı. "Tamam, onu da yarın yeriz. Size yardım ederim." "YEYYYY!!" Oğlan iki çocuğu el ele tutuşturup erkeğin diğer elini tuttu. "Hadi eve gidelim."
Bu aile ilgimi çekmişti. Bu yüzden onları evlerine kadar izlemem de garip değildi. Evleri bir köylü eviydi. Nedense daha kötü bir ev hayal etmiştim. Bu yüzden evleri şaşırttı. Büyük ihtimalle paraları geçinmelerine ancak yeten bir aileydiler. Üç çocuk kapıyı çalınca kapıyı anneleri açtı. Anneleri de oğlan gibi mor gözlüydü. Ancak onun upuzun siyah saçları vardı. Saçlarını bol bir şekilde örmüş ve bir omzundan akıtmıştı. Ne var ki küçükler annelerine çok benziyorlardı. İkisinin de siyah saçları ve yeşil gözleri vardı. Şimdi bakıyorum da büyük ihtimalle ikizdiler. Birbirlerine çok benziyorlardı.
Anneleri gülümseyip onlara bir şeyler dedikten sonra onları içeri aldı. Uzakta oldukları için sözleri duyamasamda dudaklarından az bucak çıkarmıştım. Çok çalıştıklarını, onlara hemencecik yemek hazırlayacağını söylemişti anneleri. İstemsizce sırıttım. Mutlu bir aileye benziyorlardı.
Bir süre evi yukarıdan izledim. Hava çoktan kararmıştı ve yıldızlar beni selamlıyordu. Tam o sırada bir adam gördüm. Adamın üstü delik deşik olmuş, yüzü morluktan geçilmez hale gelmişti. Adamın yoluna bakarak çocukların babası olduğunu tahmin ettim. Hızlı bir kılık değiştirmeden sonra ormana girip bir gezgin gibi adamın karşısına çıktım. Onu gördüğüme çok sevinmiş gibi gülümsedim. "Merhaba buranın sahibi çiftçi. Acep **** nerede bilir misiniz?" Adam bir süre sanki benim orada olduğumu sindiriyormuş gibi bekledikten sonra titreyen eliyle kuzeyi gösterdi. Adama acıdım. Ancak 50 yaşlarındaydı ancak ne hallere gelmişti. Gençken yakışıklı olduğu su götürmezdi. Elimi cebime atıp bir kese altın çıkarıp adama verdim. "Buyrunuz iyi beyefendi. Çok teşekkür ederim." Adam şaşkınlıkla bana bakarken uzaklaştım. Ancak adam pelerininden tutunca duraklamak zorunda kaldım. Bu kadar kötü görünmesine rağmen adamın tutuşu mengene gibiydi. "Lütfen, evime buyrunuz ey gezgin. Yorgun olduğunuzu hissediyorum. Bendeniz Christos, şu gördüğünüz evin beyiyim." Çocukların evini gösterince istemsizce rahatladım. "Çok teşekkürler Bay Christos. Gerçekten çok açım." Adam başını iki yana salladı. "Asıl ben teşekkür ederim gezgin. Ne kadar geri vermek istesem de bu para ailemin başını bir süre dertten uzak tutacak." Onayladım. "Hiç sorun değil."
Christos'un peşinden evin kapısına geldim. Christos belli bir ritimle kapıyı çaldı. Anlaşılan bu güvenlik parolalarıydı. Mantıklı, diye düşündüm. Daha demin gördüğüm anneleri kapıyı açtı. "Hoşgeldiniz, gezgin, Christos." Başını eğerek ikimizi de selamladı. "O zevk bana ait hanımefendi." "Lütfen, bana Danae diyin gezgin." Başımla onayladım. "Bana da Klaus diyebilirsiniz Danae." Danae hafifçe gülümsedi. "Peki o zaman Klaus, yemek neredeyse hazır. Yiyeceğini düşünüyorum." Tekrardan onayladım. "Masaya geçebilirsiniz."
Danae gerçekten kısa süre sonra sıcacık bir mantar yemeğini önümüze koydu. Ben dünyayı dolaşan bir tanrıyım. Dolayısıyla bir çok mantar yedim. Zehirli, zehirsiz, az pişmiş, çok pişmiş... Ama hiç bu kadar lezzetli bir yemek yememiştim. Resmen parmaklarımı yediğimi gören Danae gülümsedi. "Güzel mi?" Başımı hızla salladım. "Çok!" Christos kıkırdadı. "Danae'min yemekleri çok güzeldir." Ona sonuna kadar katılıyordum.
Kısa süre sonra yemekler bitmiş ve yemek sonrası sofra sohbeti başlamıştı. Çocukları görmediğim için Danae'nin onlara erkenden yemek yedirip uyumaya gönderdiğini düşünmüştüm. Ayrıca Danae kocasını böyle görünce hiç şaşırmamış ve o yemek yerken hızlı bir pansuman yapmıştı. Christos'un tepkilerinden Danae'nin elinin hafif olduğu belliydi. Bir süre daha konuşunca konu geldi kalmama. "İstersen burada kalabilirsin Klaus. Emin ol hiç rahatsızlık vermezsin." Gülümsedim. "Çok teşekkür ederim ancak gitsem daha iyi olacak." Danae de eşini desteklercesine kafa salladı. "Sadece bu gecelik kal Klaus. Sabah kahvaltı edip gidersin. Hem dinlenmiş olursun hem de karnın tok olur. Uzun bir yolculuğa çıktığını tahmin ediyorum." Haklıydı. Sorduğum yer yaklaşık 27 kilometre uzaklıktaydı. Sandaletlerimle hızlıca gidebilecek olmama rağmen şu anda bir insan olduğum için bunu reddedemezdim. Pes etmiş gibi iç çektim. "Eğer size de uygunsa..." Hem Danae hem de Christos kocaman gülümsedi. "Emin ol hiç sorun değil."
Bir saat daha hızla geçince Danae ayağa kalktı. "Ben senin yatağını hazırlayayım." Salonda yatacağımı önceden söylemişti zaten. Zaten mutfakla hiç bir ayrımı olmayan salona geçip koltuğu uygun hale getirmeye başladı. Christos'a döndüm. "Tuvalet nerede acaba?" "Şuradan geç hemen sağda." Başımla teşekkür edip gösterdiği koridora girdim. Dar bir koridordu. Dediği gibi hemen sağda bir tuvalet vardı. Koridorun sonunun bahçeye açıldığını fark edince şaşırdım. Demek ev bu sayede sürekli havalanıyordu. Ayrıca bu ikinci bir çıkış sağlıyordu. Tuvalete girdikten sonra bahçeye çıkmaya karar verdim.
Koridorun sonuna gelince derin bir nefes aldım. Hava çok güzeldi. Hafif hafif esiyor, bulutlar gökyüzünü kaplıyordu. Babamın yine birisine sinirlendiğini düşündüm. Umarım bu sefer daha kısa sürerdi.
Bahçeye göz atınca o mor gözlü çocuğu gördüm. Çimenlerin arasına oturmuş, ayı izliyordu. Saçları hafif esen rüzgarla dalgalanıyor, çocuğun yüzünü kapatıyordu. Çocuğun yanına yaklaştım. O da çıkardığım sesle bana dönmüştü. "Sen babamın getirdiği gezgin olmalısın." Başımı salladım. "Adım Klaus." Gülümsedi. "Crocus." Bu ismin ona çok yakıştığını düşündüm.
Bir süre daha onunla oturduktan sonra kalktım. "Ben gitsem iyi olur. Yarın yorucu bir gün olacak." Başını salladı. "İyi geceler." "İyi geceler."
EVETTTTTT İLK BÖLÜMMMMMM!!! Bu arada bu fikir bir anda geldi. Pintereste de baya fan görünce dedim ki ben bunu yazarım! Ama biliyorum hikaye Apollo'nunkine çok benziyor ama sallayın kimin umrunda?
YOU ARE READING
Crocus
RomanceHermes bir gün bir ölümlüyle karşılaşır. Daha sonra aşık olacağı bu ölümlü düşünce yapısını sonsuza kadar değiştirecektir.
