Şehrin henüz tam olarak uyanmadığı o saatlerde, sokakların aksine bir yer çoktan hareketlenmişti.
"Kim şu bıçakları yine yerinden oynattı?"
Mutfaktan yükselen sesle birlikte çalışanlar birbirlerine baktı.
Kim Taehyung yine güne sinirli başlamıştı.
Siyah önlüğünü düzelterek tezgâhların arasında dolaşırken çalışanlar sessizce işlerine devam ediyordu. Çünkü herkes Taehyung'un mutfakta ne kadar mükemmeliyetçi olduğunu biliyordu.
"Şef, sakin ol. Daha gün yeni başladı."
Kapıdan giren Kim Seokjin elindeki kahveyi masaya bıraktı.
"Sen karışma."
"Karışırım. Yoksa çalışanlar senden korkudan istifa edecek."
Taehyung gözlerini devirdi.
Restoranın açılmasına saatler vardı ama mutfak şimdiden savaş alanına dönmüştü.
Bir köşede Min Yoongi tatlıların son hazırlıklarıyla ilgileniyordu. Kulaklığının tek tarafı takılıydı ve etrafındaki gürültüyü umursamıyor gibi görünüyordu.
"Yoongi, bir şey desene."
"Hayır."
"Niye?"
"Canım istemiyor."
Jin homurdanarak uzaklaştı.
Tam o sırada mutfağın kapısı açıldı.
"Günaydın!"
Jung Hoseok'un enerjik sesi içeriyi doldurdu.
"Sabahın köründe nasıl bu kadar mutlu olabiliyorsun?" diye sordu Jin.
"Yetenek."
"Bu yetenek değil, sorun."
Hoseok kahkahasını gizlemeye bile çalışmadı.
Birkaç dakika sonra Park Jimin ve Kim Namjoon da restorana geldi.
Her zamanki gibi Namjoon'un elinde bir dosya, Jimin'in elinde ise çalışanların isteklerini yazdığı küçük bir not defteri vardı.