Leniden yediğim ilk yumrukla yere yapıştım ve ağzımdaki kan tadını tabiiki hissediyordum.
Leninin tekme atacağını anlamıştım.Her seferinde aynı taktiği kullanıyordu.Uzun süredir sokak dövüşü yapmasam bile reflekslerim yerindeydi.Leninin tekmesinden hızlı bir refleksle kaçtım.Ayağı kafese çarpınca Leni istemsizce yüzünü buruşturdu. Dengesini yeniden bulmaya çalışırken ikisi de temkinli davranıp mesafeyi korudu.
Ellie, Leni'nin sendelediğini fark etti ama acele etmedi. Gözlerini bir an bile üzerinden ayırmadan yavaşça ilerledi. Leni yeniden gardını toplamaya çalışırken nefesi düzensizleşmiş, hareketleri eski keskinliğini kaybetmişti. Dakikalar geçtikçe üstünlük yavaş yavaş Ellie'nin tarafına kaydı. Leni geri çekilmek zorunda kaldı, sırtını tekrar kafese yasladı. Bir süre daha direnmeye çalıştıysa da sonunda gücü tükendi. Dizlerinin üzerine çökerken başını eğdi. Ellie birkaç adım geri çekilip derin bir nefes aldı; dövüş bitmişti.Ellie derin bir nefes alarak Leni'nin yanına yürüdü ve elini uzattı.
"İyi dövüştün." dedi, yüzünde yorgun ama samimi bir gülümsemeyle.
Leni kısa bir an duraksadı, ardından uzatılan eli tutup ayağa kalktı.
"Sen de." diye karşılık verdi. "Bugün daha iyiydin. Tebrik ederim."
Ellie hafifçe başını salladı. "Teşekkür ederim."
Ellie, dövüş alanının arka tarafındaki küçük ofise doğru yürüdü. Metal kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde patron masasının başında oturuyordu. Masanın üzerinde deste deste banknotlar ve birkaç evrak vardı.
"Temiz dövüştün." dedi patron, çekmecesini açarken. İçinden kalın bir para destesi çıkarıp Ellie'ye uzattı. "Hak ettiğin ödeme."
Ellie desteyi eline alıp hızlıca saydı. Eksik olmadığını görünce parayı siyah cüzdanına yerleştirdi.
"Sağ ol." diyerek kısa bir selam verdi ve odadan çıktı.
Koridorun sonunda bulunan soyunma odasına geçti. Terden sırılsıklam olmuş eldivenlerini ve bandajlarını çıkarıp dolabına bıraktı. Üzerindeki siyah tişörtü, eşofmanını ve spor ayakkabılarını değiştirerek rahat bir kapüşonlu, koyu renk kot pantolon ve beyaz spor ayakkabı giydi.
Ardından duş bölümüne geçti. Sıcak su omuzlarından aşağı akarken günün bütün yorgunluğu yavaş yavaş üzerinden akıp gidiyordu. Yüzündeki tozu ve teri yıkadı, saçlarını geriye doğru taradı. Duştan çıktıktan sonra havluyla kurulanıp hafif bir deodorant sıktı, çantasını omzuna aldı.
Ellie binadan çıktığında akşamın serin havası yüzüne çarptı. Otoparkta duran siyah motosikletine bindi, kaskını taktı ve motoru çalıştırdı. Eve gitmek yerine sahil yoluna doğru sürdü. Şehrin gürültüsü geride kalırken dalga sesleri yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı.
Motorunu sahile yakın bir noktaya park etti. Kaskını gidona astıktan sonra ellerini cebine koyup kıyı boyunca yürümeye başladı. Denizden gelen hafif rüzgâr saçlarını savuruyor, sokak lambalarının ışığı kaldırıma uzun gölgeler düşürüyordu.
Bir süre yürüdükten sonra banklardan birinde tek başına oturan genç bir kız dikkatini çekti. Başı öne eğikti, elinde yarısı boş bir şişe vardı. Yanına yaklaştığında kızın ayakta durmakta bile zorlandığını fark etti.
"İyi misin?" diye sordu Ellie.
Kız yavaşça başını kaldırdı. Gözleri yorgun ve dalgındı.
"...Mijin." diye mırıldandı. "Ben... iyiyim."
Konuşurken kelimeleri birbirine karışıyordu. Ellie, Mijin'in fazla içtiğini hemen anladı.
"Bu hâlde burada kalamazsın." dedi sakin bir sesle. "Evin nerede?"
