1 BÖLÜM

78 4 3
                                        

HER KESE SELAMM SİZEEE GÜZELL BİR KURGUYLAAA GELDİMM UMARIM SEVERSİNİZZZZZZZ 🤍

​"Nasıl yaptın, Yaren? Biz arkadaş değil miydik? Hoşlandığım çocukla sevgili olmak ne demek?"

​Yaren, sanki karşısında beş yıllık dostu değil de alelade bir yabancı varmış gibi bana kısa, buz gibi bir bakış attı. Dudakları, küçümseyen bir kıvrımla yukarı doğru büküldü.

​"Ben de seviyorum," dedi, sesindeki pervasızlık canımı yakarken. "O da beni seviyor. Aramızdan çekil artık."

​Boğazıma oturan, nefesimi kesen o devasa düğümü yutmaya çalıştım. Sesim bir fısıltıdan farksızdı:

"Biz... biz arkadaştık..."

​Sözümü, jilet gibi keskin bir tonda kesti:

"Değiliz."

​Kalbim sanki göğsümün içinde bin parçaya ayrılıyordu. Parçaların her biri ruhuma batıyordu. "Bir erkek için değer miydi?" diye sordum, gözlerimdeki son ümit kırıntısıyla.
​Hiç düşünmedi. Gözünü bile kırpmadı.

"Değer. Şimdi de siktir git evimden."

​Sözleri, soğuk bir kış gününde yüzüme atılmış tokat gibiydi.
​Gözlerim anında bulutlandı.

Beş yıl... Dile kolay, koskoca beş yıl. Aynı okul sırasını paylaşmış, geceler boyu aynı sırları fısıldaşmış, geleceğe dair aynı pembe hayallere inanmıştık.

Bir insanın, yarım on yıllık yaşanmışlığı birkaç acımasız cümleyle silebilmesi ne kadar da kolay, ne kadar da acıydı...

​O evden, o kapıdan nasıl çıktığımı hatırlamıyordum. Sokak ayaklarımın altından kayıyor, dünya tersine dönüyordu. Kulaklarımda uğultulu bir sessizlik, ciğerlerimde yetersiz bir hava vardı.

Dizlerim artık bedenimin yükünü taşıyamadı; çözüldü. Gözlerimin önündeki renkler önce birbirine karıştı, ardından her şey zifiri bir karanlığa gömüldü.

​Gözlerimi araladığımda, genzimi yakan o tanıdık, keskin antiseptik kokusu burnuma doldu. Gözlerimi kırpıştırıp beyaz, ruhsuz tavanı gördüğümde nerede olduğumu anladım.

Yine bir hastane odası, yine bir çöküş.

​Babamın ölümünden sonra hayatımın orta yerine bir karabasan gibi çöken yemek yeme bozukluğum, yine kendini hatırlatmıştı.

Günlerce mideme tek bir lokma dahi girmez, içim açlıktan kavrulsa da boğazımdan hiçbir şey geçmezdi.

Şimdi bu fiziksel yıkıma bir de ruhsal bir ihanet eklenmişti. İçimde direnen son yaşam enerjisinin de damarlarımdan çekildiğini hissettim.

​Kapı hafifçe aralandı.

Genç, yorgun gözlü bir hemşire içeri süzüldü. Yüzüme şefkatle bakarak, "Yakınlarınızı aramak ister misiniz? Haber vermemizi istediğiniz biri?" diye sordu.

​Boğazım yeniden düğümlendi. Dudaklarımda buruk, paramparça bir tebessüm belirdi. Başımı yavaşça iki yana salladım.

​"Kimsem yok benim."

​Hemşirenin yüzündeki profesyonel ifade yerini derin bir hüzne bıraktı.

"Üzgünüm..." diye fısıldadı.

​"Sorun değil," dedim.

​Ama sorundu.

Hem de çok büyük bir sorun.

Hayat, bana bu dünyada yapayalnız olduğumu kanıtlamak için daha ne kadar ileri gidecekti?

​Akşamüstü, hastanenin kasvetli havasını arkamda bırakarak taburcu oldum.

Arabama binip şehrin sessiz, kendi kabuğuna çekilmiş sokaklarında ilerlerken, kaldırım kenarında çaresizce kıvrılmış siyah bir kedi gördüm.

​Ayağımı gazdan çekip arabayı yavaşça sağa yanaştırdım.
​Hayvanlardan hep ürkerdim aslında. Ama siyah kediler...

Onlardan hiç korkmazdım. İnsanlar, batıl inançların ve anlamsız önyargıların gölgesinde sırf rengi yüzünden onlardan uzak dururdu.

Belki de bu yüzden ona karşı içimde bir yakınlık hissetmiştim. Dışlanmanın, istenmemenin, sadece varlığın yüzünden suçlanmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordum.
​Arabadan inip yanına doğru usulca çömeldim.

İlk başta ürkekçe geriye kaçtı, sarı gözleriyle beni tarttı. Sonra, aramızdaki o görünmez acı bağını hissetmiş gibi titrek bir adımla yaklaştı. Küçük kafasını avucumun içine bıraktı.

Yumuşacık, serin tüylerini okşarken, uzun zamandır donmuş olan kalbimin derinliklerinde küçücük de olsa bir sıcaklığın filizlendiğini hissettim.
​Yakındaki marketten koşarak aldığım mamayı önüne bıraktığımda, minik kedi büyük bir açlıkla yemeye koyuldu.

​Bir süre kaldırım kenarında oturup onu sessizce, sadece izledim.
​Sonra yeniden arabama bindim, kapıyı kapattım ve direksiyonu gecenin zifiri karanlığına, yalnız evime doğru kırdım.

​O gece, o ıssız sokakta ikimiz de aynı kaderi paylaşıyorduk.

Yalnızlığı.

********

​"Gerçekten mi? O kadar para mı verecekler?"

​Şaşkınlıkla elimdeki dosyaya baktım. Gözlerimi sayfadaki rakamın üzerinde birkaç kez gezdirdim.

Yanlış görmüş olmalıydım, başka bir açıklaması olamazdı.

​Ben öyle çok tanınan ya da adı büyük ödüllerle anılan bir psikolog değildim. Elbette işimi seviyordum ve mesleğimde başarılıydım ama haftada sadece üç seans için teklif edilen bu ücret, benim neredeyse bir yıllık kazancıma eşitti.

​Sekreterim Naz, telefonda heyecanını gizleyemiyordu:

"Bu işi kesinlikle kabul etmelisiniz."

​Kaşlarımı çattım. "Kim bu şahıs peki, Naz?"

​Hattın diğer ucundaki kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi:

"Roman İvanov."

​İsmi daha önce hiç duymamıştım.

"Peki neden özellikle beni istiyor?"

​"Onu özellikle sizin değerlendirmenizi talep ettiler."

​Derin bir nefes aldım. "Başka bilmem gereken bir şey var mı?"

​Naz'ın sesi bir anda ciddileşti. "Evet... Roman İvanov şu anda Alina Akıl Hastanesi'nde kalıyor. Seanslar da orada yapılacak."

​Benim için yerin bir önemi yoktu. Karşımdaki kişi nerede olursa olsun, mesleki görevim onu dinlemek ve anlamaya çalışmaktı.

​"Benim için hiçbir sorun yok," dedim.

​"O zaman kabul ediyor musunuz?"

​Hiç düşünmeden cevap verdim:

"Evet, kabul ediyorum."

​"Harika. Evrakları birazdan size göndereceğim."

​"Tamamdır. Hoşça kal."

​Telefonu kapattığımda ev yeniden o derin sessizliğine gömüldü.

​Arka bahçedeki küçük ahıra doğru yürüdüm. Kapıyı açar açmaz minik atım beni görünce başını kaldırdı ve yavaş adımlarla yanıma geldi.
​Atları çok severdim.

Hayvanlardan genelde çekinirdim ama atlar... Onlar çocukluğumdan beri bu hayattaki en büyük huzur kaynağım olmuştu.

​Elimi uzatıp alnını okşadım. Başını usulca omzuma sürttü.

​İstemsizce gülümsedim.

"Bugün de beni yalnız bırakmadın."

​Ahırın içini kaplayan o tanıdık saman kokusunu içime çektim. Dışarıdan esen hafif rüzgâr yelesini savururken onu sessizce izledim.

​Belki de gerçekten yalnız değildim. Çünkü beni koşulsuz seven, hiçbir şey istemeden sadece yanımda duran küçük bir dostum vardı.

HER ŞEYE RAĞMEN SENBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin