Yağmur, camlara vurduğu her damlayla Wooyoung'un içindeki huzursuzluğu büyütüyordu. Arabanın arka koltuğunda oturmuş, dizlerinin üzerinde sıkıca kavradığı çantasına bakıyordu. Babasının nefesi düzensizdi, annesi ise hiç konuşmuyordu. Kimse konuşmuyordu aslında. Sanki söylenecek her söz, gidecekleri yerin ağırlığını daha da artıracakmış gibi bir sessizlik çökmüştü arabanın içine.
Wooyoung, camdan dışarı baktı. Şehrin ışıkları geride kalıyor, yollar giderek daha sakin, daha gösterişli mahallelere dönüşüyordu. Her geçen dakika, ailesinin battığı borcun büyüklüğünü hatırlatan bir işaret gibiydi bu değişen manzara. Babasının küçük tekstil atölyesi iki yıl önce iflasın eşiğine gelmiş, borç üstüne borç almışlardı. Son çare olarak başvurdukları kişi ise şehrin en güçlü ailelerinden biri olan choi ailesiydi.
Araba, yüksek demir kapılardan içeri girdiğinde wooyoung un kalbi hızlanmaya başladı. Bahçe ışıklarıyla aydınlatılmış geniş bir villa, sanki bir film setinden çıkmış gibi karşılarında duruyordu. Her şey o kadar düzenli, o kadar kusursuzdu ki, kendi evlerinin sıcak ama eski mobilyalarla dolu salonunu düşününce içi burkuldu.
Kapıda onları karşılayan yaşlı bir uşak, sessizce içeri buyur etti. Geniş holün ortasındaki avizeler, mermer zeminde yansımalar oluşturuyordu. Wooyoung , annesinin elini sıkıca tuttu. Anne oğulun el sıkışması, aralarında konuşulmayan bütün korkuların tek işaretiydi.
Salona girdiklerinde, koltukta oturan adamı gördüler: Choi minjun . Şehrin en tanınmış iş insanlarından biri, sert bakışlı, keskin hatlı yüzüyle tam bir güç timsaliydi. Yanında, kollarını kavuşturmuş, pencereye yaslanmış genç bir adam duruyordu. San.
Wooyoung onu ilk kez o an gördü. Uzun boylu, siyah saçları hafifçe alnına düşmüş, yüzünde hiçbir duygu belirtisi olmayan soğuk bir ifadeyle karşısındakileri süzüyordu. Gözleri wooyoung'a takıldığında, omega bir an nefesini tuttu. O bakışta ne merhamet vardı ne de merak sadece bir değerlendirme, sanki karşısındaki bir insan değil de bir evrak parçasıymış gibi.
"Oturun," dedi Choi Bey, sesi sakin ama otoriterdi.
Wooyoung un babası, titreyen elleriyle koltuğa çöktü. "Choi Bey, bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz," dedi, sesi zar zor çıkıyordu.
Choi Bey, önündeki kağıtları düzeltirken gülümsedi ama bu gülümseme hiç sıcak değildi. "Borcunuzun ne kadar büyüdüğünü biliyorsunuz sanırım."
Babasının yutkunması, odadaki herkesin duyabileceği kadar belirgindi. "Biliyorum efendim. Bu yüzden buradayız. Ne teklif ederseniz... değerlendirmeye hazırız."
Choi Bey'in gözleri, o ana kadar sessizce duran oğluna kaydı. "San, sen anlat."
San, pencereden ayrılıp odanın ortasına doğru birkaç adım attı. Wooyoung un ona bakan gözlerinde bir titreme vardı ama San bunu görmezden geldi. Sesi, tıpkı babasınınki gibi soğuk ve netti.
"Borcunuzu tamamen sileceğiz," dedi, gözlerini wooyoung un babasına dikerek. "Karşılığında oğlunuz benimle evlenecek."
Odada bir anlığına zaman durmuş gibi oldu. Wooyoungun annesi elini ağzına götürdü, babası ise sanki duyduklarına inanamıyormuş gibi gözlerini kırpıştırdı.
"Evlilik mi?" diye sordu babası, sesi titriyordu.
"Evet," dedi San, hiç duraksamadan. "Ama yanlış anlaşılmasın istiyorum." Gözleri şimdi doğrudan wooyoung'a dönmüştü. İlk kez konuşuyordu onunla, ama sesinde hiçbir yumuşaklık yoktu. "Bu gerçek bir evlilik olmayacak. Omegam olacaksın ama eşim gibi davranmana gerek yok. Ailemin ihtiyaç duyduğu yerlerde, davetlerde, resmi toplantılarda yanımda olacaksın. Bunun dışında hayatlarımız birbirinden tamamen ayrı olacak."
Wooyoung 'un boğazı düğümlendi. Konuşmak istedi ama sesi çıkmadı. Bunun yerine, babasının çaresizce başını salladığını, annesinin sessizce gözyaşlarını sildiğini izledi.
"Peki ya duygusal olarak?" diye sordu annesi, sesi kırılgandı. "Oğlum bir gün gerçekten mutlu olmak istemez mi?"
San'ın çenesi sertleşti. "Duygular bu anlaşmanın bir parçası değil hanımefendi. Bu net bir iş anlaşması. Oğlunuz imzayı atarsa, borcunuz o gece sıfırlanır."
Wooyoung, o ana kadar sessiz kalmıştı ama artık dayanamadı. "Bana sormayacak mısınız?" dedi, sesi kendine bile yabancı geldi, bu kadar güçlü çıkacağını düşünmemişti. "Ben de bu odadayım."
San'ın gözleri ona döndü, bu sefer içinde hafif bir şaşkınlık vardı belki de ilk defa bu kadar dik bir sesle konuşan birini görüyordu. "Tabii," dedi, sesini biraz yumuşatarak ama yine de mesafeli. "Sen ne düşünüyorsun?"
Wooyoung, ailesine baktı. Babasının çökmüş omuzlarını, annesinin ağlamaktan kızarmış gözlerini gördü. Onlara bunu yaşatan kendisi değildi ama bu anda tek kurtarıcı oydu. Derin bir nefes aldı.
"Kabul ediyorum," dedi, sesi titremeden çıktı bu sefer. "Ama sizin de sözünüzü tutmanızı istiyorum. Borç tamamen silinecek, bir daha ailem asla rahatsız edilmeyecek."
Choi Bey başını salladı. "Söz veriyorum."
San, Wooyoung 'a uzun uzun baktı, sanki onu ilk kez gerçekten görüyormuş gibi. Sonra masadaki evrakları önüne çekti. "O zaman imzalayalım."
Wooyoung un eli kalemi tutarken titriyordu. Kağıdın üzerindeki satırlara gözlerini gezdirdi ama kelimeler bulanıklaşıyordu. Sadece bir cümle net bir şekilde aklında kalmıştı: *Bu evlilik hiçbir zaman gerçek olmayacak.*
İmzasını attığı an, sanki hayatının bir bölümü kapanıp yeni, bilinmeyen bir bölüm açılıyordu. San'a baktı, o da aynı anda ona bakıyordu ama gözlerinde hiçbir sıcaklık yoktu. Sadece bir anlaşmanın tamamlandığına dair soğuk bir tatmin.
Dışarıda yağmur hâlâ camlara vuruyordu. Wooyoung, bu evin artık kendi evi olacağını, ama hiçbir zaman kendine ait hissetmeyeceğini biliyordu. San'ın soğuk bakışları, önündeki uzun ve zorlu yolun daha şimdiden nasıl bir hayata dönüşeceğinin habercisiydi.
Ama bir şey vardı ki Wooyoung henüz bilmiyordu: bazen en soğuk başlangıçlar, en beklenmedik şekillerde ısınabilirdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Debt Between Us
FanfictionAilesi büyük bir borç batağına saplanan wooyoung, bir gece ailesiyle birlikte alacaklı olan zengin ailenin evine gider. Orada babası, borcu kapatmak için bir teklif sunar: wooyoung, o ailenin alfası olan San ile evlenecektir. Ancak bu evlilik gerçek...
