Babasından yaptıkları yüzünden nefret eden Rossa babası hakkındaki gerçekleri öğrenmek üzere Rusya'ya gider ama dayısı onu en yakın koruması Karpla Türkiye'ye geri gönderir ve Rossa dedesinin ona bıraktığı mirası üstlenir. Yavaş yavaş herşeyi öğren...
Hayat zordu... Yani kimi insan için zordu. Bende o insanların arasında yer alıyordum. Tabi 18 yaşıma girince yetimhaneyi terk etmek zorunda da kalmıştım. O zamanlar zorlanıyordum. Yetimhaneden çıkar çıkmaz bir iş ve kalacak bir ev bulmuştum.
Ev ne çok büyük ne de çok küçüktü. En azından ben içine sığıyordum. Büyük bir restorantta garson olarak çalışıyordum. Lüks bir yer olduğu için maaşımda gayet iyiydi.2 yıldır orada çalışıyordum
Anahtarı deliğe sokup iki defa çevirdim ve kapıyı itip içeriye girdim . Yorgunluktan ölüyordum.
Eve girer girmez kendimi banyoya atıp soğuk bir duş aldım. Üzerime rahat picamalarımı giyip mutfağa girdim. Küçük ama sıcak bir mutfaktı. İçerideki herşey gri lacivert tonlarındaydı. Evinin geri kalanını olduğu gibi... Lacivert rengine bayılıyorum. Griyede öyle. Gözüm ağrımaya başlayınca lensimi çıkarmayı unuttuğunu fark ettim ve hızla banyoya yöneldim. Hadi ama bu lenslerle duş almıştım ben! Aynadan bakarak yavaşça lens'i çıkardım sağ gözümden. Kendimi incelemeye başladım ister istemez. Simsiyah saçlarım belime kadar geliyordu. Saçlarım dümdüzdü tek şekilli olan perçemlerimdi.
Gözlerim... İki ayrı renkti Heterokromi ıridum hastalığı Biri yeşil diğeri ise masmaviydi. Ama ben hep yeşil gözüme mavi lens takardım. İnsanların bakışlarından sıkılmıştım ve çözümü lenste bulmuştum. Gözlerim önce badem şeklindeydi ve sevdiğim tek şey buydu sanırım gözlerimde.
Lens'i dikkatlice kabına yerleştirip mutfağa girdim ve dünden kalma yemekleri ısınması için ocağa bıraktım. O sırada çalan telefonumu açtım. Numarayı tanımıyordum. "Alo." Diye cevapladım telefonu ama ses gelmedi karşı taraftan. "Kimsiniz?" Yine sessizlik. "Eğer cevap vermeyecekseniz kapatıyorum." Dedim ve belki ses gelir diye birkaç saniye daha bekledim ama gelmeyince kapadım. Yemeğin ısınınca alıp hızlıca yedim. Ve hemen yatağa yatıp uyudun Sabah kalkar kalkmaz kahvaltı yaptım ve ardından altıma beyaz bir plazzo pantolon üzerime ise lacivert göğsümun üzerinden boynuma kadar açık bir crop giydim.
Saçlarımı açık bırakıp yine lacivert bir şapka taktım. Kirpiklerin zaten uzun ve kıvrımlı olduğunu için göz altına kapatıcı sürüp dudaklarıma kapalı tonlarda bir ruj sürdüm ve çantamı alıp evden çıktım.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Ayakkabı yok) Yavaş yavaş yürüyerek üniversitenin yolunu tuttum. Üniversiteden içeri girdiğimde bahçede bir banka oturup Belinay'ı beklemeye başladım. Herzaman herşeye geç kalan biriydi. Onunla üniversitenin 2. Döneminde tanışmıştım yani yaklaşık 1 yıldır arkadaştık. Kötü biri değildi ama birini gerçekten tanımak için zaman ihtiyaç vardı. Etrafta dolaşan insanları daha fazla görmek istemediğim için bakışlarımı elimdeki kitaba indirdim. Suç ve ceza...
Kitabı uzun bir süre okuduktan sonra üzerime inen gölgeyle başımı kaldırdım ve Belinay'ı gördüm. Onu ve sünepe sevgilisi mert'i. "Yine geç kalmadım değil mi?" Dedi Belinay yüzündeki gülümseme ile. "Hayır daha 10 dakika var " dedim ve kitabı kapatıp ayağa kalktım. "Girelim o zaman " dedi Mert. "Siz gidin. Ben birazdan girerim zaten sınıflar farklı." Dedim. Bir erkeğin yanında bulunmasına bile doğru düzgün tahammül edemiyordum. Hele ki bu gevşek Mert'e hiç tahammülüm yoktu. D Tabi bunu kimseye belli etmiyordum Belinay da dahil. Etrafımdaki tek erkek denizdi. Tek arkadaşımdı. İlk okuldan beri birlikteydik. Ve ona gerçekten çok güveniyordum
"Emin misin ?" Dedi Belinay yüzüme bakarak. "Evet . Hadi gidin ." Dediğimde yanından uzaklaştılar. Bende onların ardından binaya doğru ilerledim. Bugün 1 saat arayla 2 dersim tek vardı. Sonrasında yaklaşık bir buçuk saat sonra restorana geçecektim...
Derslerim bitince yakınlardaki bir kafeye girdim. Birşeyler içsem iyi olurdu. Eve gitme gereksinimi duymuyordum. Cam kenarındaki bir masaya oturdum. Bir dakika sonra garson yanıma geldi. "Hoşgeldiniz hanımefendi, ne Arzu edersiniz?" "Buzlu bir limonata alabilirim." Dedim. "Başka bir isteğiniz var mı?" "Hayır." Dediğimde garson yavaşça uzaklaştı yanımdan. Kafe biraz kalabalıktı. Ama deniz burada yoktu. Laptop'umu çıkarıp projemin detayları üzerinde çalışmaya başladım. O sırada limonatamda gelmişti. Bu sıcak havada çok büyük bir yardımı olmuştu limonatanın.
Projemin detayları bittikten hemen sonra tasarlamayı düşünüyordum. Ama önce en ince ayrıntısına kadar halletmem gerekiyordu. Yaklaşık yirmi dakika sonra üzerimde hissettiğim bakışlarla sağıma döndüm. Tahmin ettiğim gibi iki kişinin bakışları üzerimdeydi. Biri yaklaşık 26 yaşlarında görünüyordu.digeri ise 23 lerinde . Biri kahve gözlü digeri ise yesil gözlüydü. 'Ne var' anlamında başımı salladığımda hiçbirşey demeden önlerine döndüler. Bende biraz daha çalışıp hesabı ödedim ve kafeden çıktım.
Dışarıda ki kısa bir yürüyüşün ardından restorana girdim ve arka tarafa geçip siyah etek ile beyaz gömleğimi giydim. Saçımı tepeden sıkı bir at kuyruğu yapıp müşterilerle ilgilenmeye başladım. Yoğun olduğu için gece geç saatlerde bitmişti işim. Kıyafetlerimi değiştirip eve doğru yine yürümeye başladım. Etraf çok sessizdi ve bu sessizlik çok rahatsız ediciydi. Birkaç dakika daha yürüyünce arkamda birinin gölgesini gördüm. Dönüp bakmadım bile. Adımlarımi eve doğru hızlandırdım. Binaya girdiğimde titreyen ellerimle zarzor açtım kapıyı ve içeriye girip defalarca kilitledim kapıyı.
Sooon evet arkadaşlar ilk bölümün sonuna geldik. Nasıl bir bölümdü ??? Lütfen Yıldıza basmayı unutmayın. Bu bölüm biraz sıkıcı gelmiş olabilir ama sadece tanıtma amaçlıydı diğer Her bir bölüm daha heyacanlı ve gizemli olacak. Lütfen hemen sıkılmayın ve devamını okuyun. Yıldıza basmayı da unutmayın nnnnnnnnnn💫💫⭐✨✨✨💖