Üniversiteden mezun olduğum ilk gün, yeni işime başlamak için çok heyecanlıydım. İlk kez bir şeyi gerçekten başardığımı hissediyordum.
Bir sanat galerisinde çalışacaktım. Boyaların arasında, hayal gücümün yettiği her şeyi çizebileceğimi düşünmek bile içimi kıpır kıpır ediyordu.
Fırçaların arasında kendimi güvende hissediyordum. Tuvalin karşısına geçtiğimde sanki sadece ben ve çizeceğim şey kalıyordu geriye.
Birkaç hafta boyunca bu şekilde çalıştım; yapmayı en çok sevdiğim şeyi, resmetmeyi, her gün devam ettirdim.
Sonraki hafta galeriye bir adam geldi.
Benim kapalı kahve saçlarıma itafen kopkoyu bir siyahlıkla alnına dökülen saçlarının ardındaki gözlerini hafifçe kıstığında keskin bir avcıyı, tam açtığında ise dünyayı hayranlıkla izleyen bir sanatçıyı andırıyordu.
Hafifçe gülümsedi bana. Gözlerini yüzümden bir saniye bile ayırmıyordu. Yavaşça karşımdaki müşteri koltuğuna oturdu.
"Bir portre yaptırmak istiyorum. Yardımcı olabilir misiniz?"
Sözleriyle kendime geldim. Öyle saf bir yakışıklılığı vardı ki, insanın konuşmayı unutacağı türdendi.
Boğazımı temizledim.
"Tabii, yardımcı olayım. Kimin portresini çizdirmek istiyordunuz? Belirli bir kişi varsa resmini gönderebilirsiniz, ona göre çizerim."
"Açıkçası," dedi, "köpeğimin portresini istiyorum. Onu buraya getirirsem canlı olarak çizebilir misiniz? Sizin için de sorun olmazsa yarın öğleden sonra 16.00 civarı."
Çok sade giyinmişti. Gözlerinin altındaki küçük ben o an dikkatimi çekti.
"Evet, canlı model çizimi yapıyoruz. Saat de gayet uygun. Rica etsem isminizi ve telefon numaranızı alabilir miyim? Sıra için kayıt yapıyoruz."
Aslında yarın çok müşteri yoktu ve sıra almak pek de şart değildi ama ismini ve numarasını öğrenmek istedim.
"Hemen yazayım," dedi ve masadaki kalemi elinde çevirdi. Bir şeyler karaladıktan sonra kâğıdı bana uzattı.
Parmaklarımız birbirine değdiği anda, karşımdaki adamın gerçekliğinden şüphe ettim.
Elleri buz gibiydi.
Sonra hafifçe gülümsedi ve elini paltosunun içine sokarken konuştu.
"Yarın görüşürüz o hâlde."
"Görüşürüz..."
Kapıdan çıkana kadar arkasından baktım. Bir süre yeni müşteri gelmesini bekledim, gelenlerin siparişlerini aldım ve mesai saatim doldu.
Kapıya "Kapalı" yazısını astım ama galeriden çıkmak istemedim. Normalde mesai biter bitmez hiçbir güç beni tutamazdı. Bu sefer farklı olsun diye düşündüm ve siparişlerin bir kısmını burada halletmeye karar verdim.
Eve gitmek üzere galeriyi tamamen kapatmaya hazırlanıyordum ki masanın üstündeki kâğıt dikkatimi çekti.
Nasıl unutmuştum onu okumayı?
Hemen kâğıdı elime aldım ve yazanları okudum.
"Kim Taehyung
0**********"
Hızlı ve karakteristik bir el yazısıyla yazılmıştı.
Kim Taehyung... Bu isim bir yerlerden tanıdık geliyordu. Belki de sadece bana öyle gelmişti.
Kâğıdı cebime attım, galeriyi kilitledim ve evime doğru yürümeye başladım. Saat 00.15'ti. Hava çoktan kararmış, sokaklar boşalmıştı.
