Edebi bir minific, çok fazla detaya giriyorum. Sıkılacaksan okumana gerek yok çünkü bu yazıları güzelleştirecek olan ben değil okur olmalı.
Şarkıyı şiddetle öneriyorum
Rangga Jones - Infatuated
###
Sahil, gecenin bu saatinde her zamanki gibi tenhaydı. Benim için bu rutindi; neredeyse her gece, uykuya dalmadan hemen önce, kulaklıklarımı takar, telefonumdan özel çalma listemi açar ve kendimi buraya atardım.
Bazen yanımda eskiz defteri olur, anlamsız karalamalar ya da yarım kalan şiirimsi cümlelerle sayfaları doldururdum.
Kim için olduğu belli olmayan şiirler, ama hissettirdiği şey arkası boş olmasına rağmen hoş.
Bazen telefon ekranında romantik bir dizi ya da film açık olur, saçma sahnelerde dudak büker ama yine de izlemeye devam ederdim.
Her ne kadar dizinin içinde olmasamda en az oradaki karakterler kadar yoğun hissediyordum duyguları.
Nadiren de olsa yanımda bir kitap olurdu; son sayfasını bitirene kadar dünyayla bağlantımı keserdim.
Ya da şarkı dinlemek. Bazen sözlerin içimde hissettiği kıpırtıyı, bazen de müziğin hep tekrarlı ama her nakaratta farklı, yeni ve temiz hissettirişini kaptırırdım kendimi.
Ama bazı geceler -bu gece olduğu gibi- sadece oturur, denizin tekrarlı dalgalarına dalar ve hiçbir şey yapmadan, sessizce var olmamın ağırlığını hissederdim.
Hava hafif serindi. Yakında sonbaharın rüzgârları başlayacak, bu sahil geceleri çekilmez olacaktı ama şimdilik tişörtümün üstüne geçirdiğim kapüşonlumla idare edebiliyordum.
Zaten bu tatlı işkence kafamı dağıtıyordu.
Kulaklığımdan yavaş tempolu, melankolik bir şarkı akıyordu
Thinking about how soft your lips,
Would feel on mine?
On mine...
Denizin üstünde ayın kırık yansıması titreyerek uzanıyor, dalgalar hiç acele etmeden nazikçe kıyıya vurup geri çekiliyordu.
Sırtımı banka yaslamış, bacaklarımı uzatmıştım.
Siyah saçlarım hafif dağınık, rüzgar ile yüzümü hafifçe gıdıklıyordu.
Denizin tekrarlanan dalgalarını izliyordum. Maraton ama sıkıcı değil. Nefes alıp veriyormuş gibi.
Seversen sıkılmazsın zaten değil mi?
Eğer edebiyse sıkılmazsın.
Elimi cebime yerleştirdim, karıştırdım biraz. Ama yoktu. Tılsım mi diyeyim, yoksa kolyem mi?
Onu kaybedeli yaklaşık bir sene olmuştu.
Kolyem.
Nova'm.
Ona anlatırdım bazen saçma sapan şeyleri, yaşlarımı üstüne dökerdim, dilek dilerdim.
Çocukken oyuncak ayınıza davrandığınız gibi diyeyim size.
Çocuksu bir hissi var, ama bu iğrenç değil, sorumsuz; temiz hissettiriyor.
Nova benim için bir tılsım, belki Dileğim belki de hayat anahtarımdı. Sadece bir kolyeydi belki ama uğurlu eşyalarınız olurya, onun daha önemli versiyonu. Gümüş, tek küçük bir incisi olan kolyem.
Onu belki de lisemin başından beri yanımda taşıyordum. Evet taşımak, takmaya kıyamadığım, korktuğum bir şeydi çünkü Nova'm.
Aslında bir bakıma sırrımdı, birilerinin görmesini istemiyordum.
Ama gel gör ki kaybedeli aylar haftalar olacaktı ama onu hala özlüyordum.
Evet, kolyeyi.
Bu denizde kaybetmiştim onu. Belki suya, belki kuma karışmıştı ama artık onunla bir olmuştu eminim. Ölülerin küllerinin denizle birleşmesi gibi.
Belki ölmüştü.
Belki de ölümsüzleşmişti Nova.
...
O gün okulda her şey her zamanki gibiydi. Jake, koridorda yürürken birkaç kişiyle selamlaşmış, kantinde kızlarla ayaküstü şakalaşmış, birinin saçını "bugün fena olmamışsın" diyerek hafif alayla karışık iltifatlarla süslemişti.
Elinin tersiyle masaya yaslanıp bir kıza gülümsemesi, göz kırpması, karşı tarafın yanaklarını hafif pembeleştirmesi...
Bunlar Jake'in günlük hayatının sıradan parçalarıydı.
İnsanlar onu "flörtöz" olarak tanırdı ve Jake bu tanımı hiç reddetmezdi.
Evet, öyleydi.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı: Jake, hayatında hiç ciddi bir ilişki yaşamamıştı. İstemezdi de. Ona göre ilişkiler insanı yoran, boğan, saçma beklentilerle dolu kafeslerdi. Flört etmek eğlenceliydi; o anlık heyecan, karşı tarafın gözlerindeki kıpırtı... Ama iş ciddiye bindiği anda Jake görünmez bir duvar örerdi.
Kendi bile tam olarak anlamıyordu bunu. Bildiği tek şey, romantik aşk fikrinin ona hep tıpkı bir hayal gibi geldiğiydi.
O sadece izleyiciydi; denizi izler gibi, uzaktan, karışmadan, bulaşmadan.
...
Konuyu özetledim gibi... Sıkıcı duruyor. Yazmaya devam etsem mi bilemiyorum. Benim için yazdığım şeyler yaşıyor, bu yüzden yeteri ilgiyi vermediğimde kötü hissediyorum. :(
YOU ARE READING
Nova-Jakehoon 'minific ✓
Fanfiction"Yıldızlar dokunamaz. Dokunurlarsa yanarlar." "Yanmak güzel bir şey olabilir mi peki?"
