İzmir, gün batımının turuncu ve mor şeridini körfezin durgun sularına bıraktığında, şehir farklı bir çehreye bürünüyordu. Alsancak'ın arka sokaklarında, begonvil çiçeklerinin duvarlardan sarktığı, zamanın unutulmuş olduğu o eski mahallede, Savaş Göktunaay için akşam henüz başlamıştı. Spor salonunun ağır çelik kapısını çekerken çıkardığı o tiz ses, mahalledeki kedileri ürküterek karanlığa kaçırdı. Savaş, 1.98'lik heybetli vücudunun ağırlığını, sanki dünyayı sırtında taşıyormuşçasına hissederek kaldırıma çıktı.
"Yine o koku," diye düşündü, burnuna dolan begonvilin o acımtırak ama bir o kadar da baştan çıkarıcı rayihasıyla. "Kaçmayı denedikçe neden hep başladığım yere dönüyorum?"
Ceketinin yakasını kaldırdı. Gözleri, karşıki metruk binanın duvarlarından fışkıran ve akşam rüzgarıyla birbirine sürtünen begonvil dallarına takıldı. O an, zamanın içinde bir çatlak açıldı sanki. 20 yıl öncesinin o kavurucu Temmuz sıcağı, küçük bir kız çocuğunun eline batan dikenler, o dikenleri temizlemek için çırpınan kendi elleri... Hepsi birer hayalet gibi zihninin perdelerine yansıdı. "Senin ellerin şifacıydı," diye mırıldandı, sesi gecenin uğultusunda kayboldu. "Benimkiler ise sadece dövüşmeyi ve yıkmayı öğrendi. O kızdan geriye kalan tek şey bu koku, benim içimden geriye kalan tek şey ise bu sızı."
Savaş, dişlerini sıktı. Omuzlarındaki o eski, görünmez yükü her zamankinden daha ağır hissediyordu. Yeraltı dünyasının soğukluğu, spor salonundaki o yorucu rutinler, kardeşi Kaan'ı koruma güdüsü... Hepsi birer zırh gibiydi ama o begonvil kokusu, zırhının en zayıf yerinden sızıp tam kalbine ulaşıyordu. "Ada," dedi, ismini sesli söylemekten korkar gibi. Sadece bir isim değil, bir kayıptı bu.
Caddenin karşı tarafındaki hastanenin o soğuk, steril ışıklarına baktı. Şehrin bu kısmında hayat akıyor, insanlar iyileşiyor, yaralar dikiliyordu. Savaş ise kendi yaralarını bir kilit altına almış, anahtarını yıllar önce o begonvillerin altına gömmüştü. İçinde, tarifi imkansız bir huzursuzluk vardı; sanki çok yakında, çok ağır bir fırtına kopacak ve o fırtınanın merkezinde yine kendisiyle o küçük kızın hikayesi olacaktı.
"İzmir unutmaz," diye düşündü, adımlarını limana doğru çevirirken. "Sokaklar, taşlar, rüzgar... Hepsi hatırlar. Bir tek sen unuttun, değil mi? Beni, bizi, o begonvillerin gölgesinde verdiğimiz sözleri."
Rüzgar sertleşti, ceketinin eteklerini savurdu. Savaş Göktunaay, gölgelerin içinde bir silüet gibi kaybolurken, arkasında sadece o buruk begonvil kokusunu ve çözülmeyi bekleyen onca düğümü bıraktı. Kendi vicdanının mahkemesinde, yıllardır süren bir davanın tek sanığı ve aynı zamanda tek hakimiydi. Ama bu gece, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı; hissediyordu. Kaderin, begonvilin o dikenli dalları gibi onu yavaş yavaş, kaçınılmaz bir sona doğru çektiğini biliyordu.
İzmir'in üzerine çöken o kadife gibi akşam, körfezin iyot kokusunu begonvillerin o keskin, tatlı kokusuyla harmanlıyordu. Savaş Göktunaay, Alsancak'ın arka sokaklarında, gözlerden uzak spor salonunun ağır çelik kapısını araladı. İçerideki hava, yoğun bir ter, deri ve metalle ağırlaşmıştı. Savaş, kum torbasına attığı son sert yumruğun ardından duraksadı. Dışarıdaki şehrin curcunası, spor salonunun kalın duvarlarına çarpıp etkisini yitirirken, o kendi içindeki gürültüyle baş başaydı.
Ellerindeki bandajları yavaşça çözerken, zihni yine o eski bahçeye, çocukluğunun geçtiği o cumbalı evin begonvillerle örtülü duvarlarına gitti. O bahçe, onun tek sığınağıydı; ama aynı zamanda tüm yaralarının da başladığı yerdi.
"Hâlâ oradasın, değil mi?" diye mırıldandı Savaş, kendi sesinin boşluktaki soğukluğuna aldırmadan. "Kaçmaya çalıştıkça köklerin daha derinime iniyor." Oysa İzmir'in bu sokakları, onun karanlık geçmişinin izlerini silmek için çok fazla şey görmüştü. Savaş, aynadaki yansımasına baktı; yüzündeki o sert çizgiler, yaşanmışlığın ağırlığını taşıyordu. "Unut," dedi kendi kendine, alnındaki teri havluyla silerken. "Dikenleri ayıkla, çiçeği at. Senin yolun dikenlerle çizili, çiçeklerle değil."
YOU ARE READING
BEGONVİL İZLERİ
Action"Karanlıkta açan bir çiçeğin tek bildiği, dikenlerini batırmaktır." Savaş, günahlarıyla yaşayan bir gölge; Ada ise zihnindeki kayıp hatıraları iyileştirmeye çalışan bir hekim. Kanlı bir hastane gecesinde yolları kesiştiğinde, ikisi de begonvillerin...
