Bölümler kısadır uzatılmasını isteyenler yorum yazabilir iyi okumalar.
•••
Kadim Gece Ormanı'nın asırlık, devasa ağaçları gökyüzünü bir zırh gibi kapatıyor, saray meydanına ancak soluk ve puslu bir gün ışığının sızmasına izin veriyordu. Havada nemli toprak, çürüyen yapraklar ve büyü uyanışlarının getirdiği o keskin, taze kıvılcım kokusu vardı. Bugün, Kim hanedanlığının kalbinde, taştan oyulmuş devasa meydanda yüzyıllardır süren bir gelenek gerçekleşiyordu: Genç büyücülerin Element Uyanış Töreni.
Taehyung, sarayın kimsenin uğramadığı, sarmaşıklarla kaplı yüksek gözetleme balkonunun en karanlık köşesine sığınmıştı. Parmaklarını yosun tutmuş taş tırabzanlara öyle sıkı bastırmıştı ki, boğumları bembeyaz kesilmişti. Aşağıda, meydanın tam ortasına kurulmuş siyah mermerden uyanış kürsüsünü izliyordu.
Kürsüye sırayla çıkan kendi yaşıtı soylu çocuklar, içlerindeki element gücünü ilk kez tüm krallığa sergiliyordu. Kim hanedanlığının baş muhafızının kızı öne çıktığında, avuçlarını gökyüzüne açtı ve parmak uçlarından havaya berrak, ışıl ışıl parlayan su dalgaları süzüldü; su havada asılı kalıp bir kalkan gibi dönerken meydandaki soylulardan bir alkış tufanı koptu. Onun hemen ardından kürsüye gelen bir diğer çocuk, toprağa diz çöktü ve meydanın taş zeminini çatlatarak devasa, sarmaşık köklü bitkileri havaya dikti. Elementlerin doğuşu, havada uçuşan ateş topları ve rüzgar girdapları meydanı adeta bir festival alanına çeviriyordu.
Taehyung'un boğazına ise yakıcı, amansız bir düğüm oturdu. İçini kavuran şey sadece yalnızlık değil, saf ve çaresiz bir kıskançlıktı. Normalde bugün onun da o kürsüde olması, Kim hanedanlığının bir prensi olarak elementini dünyaya haykırması gerekiyordu. Ama göğsünde, tam kalbinin üzerinde kıyafetlerinin altına gizlenmiş o soğuk, metalik mühür tılsımı duruyordu.
Meydandaki yüksek tahtında, altından ve siyah taşlardan yapılmış görkemli koltuğunda oturan babası—Kral Kim—Taehyung'a bakmıyordu bile. Kral, karısının doğum sırasında ölmesinden sorumlu tuttuğu oğlunun elementleri hissetmesini, büyü eğitimi almasını kesin bir dille yasaklamıştı. Aşağıdaki halk ve törene katılan diğer küçük soylular, yukarıdaki balkonda saklanan prensi çoktan unutmuşlardı. Aralarında dönen fısıltıları Taehyung buradan bile duyabiliyordu:
"Kralın küçük oğlu mu? Doğduğundan beri tek bir kıvılcım bile çıkaramadığı söyleniyor."
"Soyun yüz karası... İçinde element namına hiçbir şey taşımayan bir hiç."
Taehyung, bu acımasız fısıltıların ve babasının buz gibi umursamazlığının altında ezilirken, meydandaki tüm element sesleri ve uğultular bıçakla kesilmiş gibi sustu. Kapıdaki devasa demir kapıların ardındaki muhafızların ağır kalkanları yere vuruldu. Yüzyıllardır Kim hanedanlığıyla kanlı savaşlar yürütmüş, dağların acımasız efendileri olan Jeon Hanedanlığı alana giriş yapıyordu. Asırlar süren savaşa son vermek, kırılgan bir ateşkes imzalamak amacıyla yapılan bu ziyaret, meydandaki havayı bir anda buz kesti.
Ve en önde, Jeon hanedanlığının tüm ihtişamını ve korkutucu gücünü üzerinde taşıyan Veliaht Prens yürüyordu.
Genç adam, Kırağı Dağları'nın o bıçak gibi keskin ayazını bizzat bu meydana getirmiş gibiydi. Gümüş ve gece mavisi işlemeli ağır, asil pelerini omuzlarından dökülüyor, kömür karası saçları hafifçe alnına düşüyordu. Ancak asıl ürkütücü olan bakışlarıydı; dağların üzerindeki açık gökyüzü kadar berrak, ama bir o kadar da acımasız bir buz mavisi. Attığı her ağır adımda, bastığı nemli toprakta ve kara ağaç köklerinde hafif kırağı lekeleri kalıyor, geçtiği yer donuyordu. O kadar dik ve tavizsiz yürüyordu ki, sanki bir ölümlü değil, dağların şimşeğinden dövülmüş bir savaş tanrısıydı.
Onun hemen solunda ise meydandaki herkesin nefesini kesen, Kim büyücülerinin ellerini korkuyla kılıçlarına götürmesine sebep olan efsanevi Kırağı Ulukurdu ilerliyordu. Devasa kurdun heybetli gövdesi neredeyse bir insan boyuna ulaşıyordu. Kürkü, güneş altındaki taze karlar gibi göz alıcı bir gümüş-beyazlıktaydı. Hayvanın etrafa yaydığı vahşi, tekinsiz ve koruyucu enerji o kadar ağırdı ki, ön sıralardaki soylular geri çekilmek zorunda kaldı. Jeon prensi ve ulukurdu, aralarındaki zihinsel bağ sayesinde tek bir beden gibi, kusursuz bir uyumla hareket ediyordu.
Jeon hanedanlığı üyeleri, meydanın ortasından geçip Kral Kim'in tahtının önüne doğru ilerlerken, o devasa beyaz kurt aniden adımlarını kesti. Kafasını hızla yukarı, Taehyung'un saklandığı gölgeli balkona doğru çevirdi. Kurdun boğazından derin, kemik sızlatan bir hırlama yükseldi. Hayvanlar doğadaki dengesizlikleri hissederdi; kurt, Taehyung'un göğsündeki mühür yüzünden dışarı sızamayan ama içeride deli gibi çırpınan o tuhaf elementinin yarattığı o garip, doğaüstü yokluğu fark etmişti.
Kurdunun bu ani huzursuzluğuyla genç Jeon prensi de durdu. Bakışlarını kurdun odaklandığı noktaya, yukarıya, o karanlık balkona çevirdi.
Zaman durdu.
Aşağıda, dağların şimşeğine ve ulukurtlarına hükmeden, herkesin adını korkuyla andığı Jeon veliahdı; yukarıda ise gölgelerin ardına gizlenmiş, gücü babası tarafından elinden alınmış kırgın ve öfkeli Taehyung... Gözleri kalabalığın ötesinde, havada çarpıştı. Genç prens, o karanlığın içindeki esmer gencin gözlerinde parlayan keskin, meydan okuyan ama bir o kadar da yaralı ışığı fark edince hafifçe kaşlarını çattı. Hayatında ilk kez kendisine böyle bakan, gözlerini kaçırmayan biriyle karşılaşmıştı.
Taehyung, yakalanmanın verdiği panikle ve kalbindeki mührün aniden acıyla sızlamasıyla geriye doğru bir adım attı ve gölgelerin içinde kayboldu.
Aşağıda ise Jeon prensi, bakışlarını nihayet balkondan çekip tahtta oturan Kral Kim'e çevirdi. Adımlarını tekrar başlattı, tahtın önünde durdu ve ne tam bir itaat ne de tam bir saygısızlık içeren, sadece politik bir formaliteden ibaret olan hafif bir baş eğmeyle Kral'ı selamladı.
Kral Kim, Jeon hanedanının bu gövde gösterisinden hoşnutsuz bir şekilde tahtının kollarını sıktı ama sesini sakin tutmaya çalışarak konuştu: "Kırağı Dağları'nın asil liderleri... Sarayımıza hoş geldiniz. Umarım getirdiğiniz soğuk, bu topraklarda kalıcı bir barışın habercisidir."
Jeon prensinin babası, yaşlı Jeon Kralı öne çıkarak tok bir sesle yanıt verdi: "Biz barış anlaşması için buradayız, Kim. Ancak dağların ayazı, müttefiklerini her zaman tetikte tutar."
Meydandaki soylular kendi aralarında fısıldaşmaya, bu gergin barışın ne kadar süreceğini tartışmaya başlamışken, genç Jeon prensinin buz mavisi gözleri bir anlığına tekrar o yüksek balkona kaydı. Yanındaki kurt artık sakindi ama genç prensin zihninde tek bir düşünce dönüyordu: O gölgenin içinde saklanan esmer genç kimdi ve kurdu neden ondan bu kadar ürkmüştü? Jeon prensi, bu sarayda saklanan o gizemli gözlerin sırrını çözmeye kararlıydı.
•••
YOU ARE READING
LEVIN / taekook
Fantasy"Ben bu dağların ayazıyla doğdum, Prens Taehyung. Benim kanım donmaz. Ama senin bu zayıf kanın, dağlarımın eşiğine varmadan seni öldürecek gibi duruyor."
