Bir şehir düşünün.
Kendi tırnakları ile bir kadının yarattığı bir şehir;
çocukları kötülükten uzak tutmaya and içmiş bir kadının, karanlık şehri.
Bu şehir İnsiyak'tı.
Şimdi ise...
Şimdi İnsiyak'tayım.
Ben İnsiyak'tım.
İnsiyak ise bendi.
Not: Kita...
♪ Elçin Bulut - Bir Fırtına Tuttu Bizi ♪ Erkin Koray - Fesuphanallah ♪ Aytekin Ataş - Var Git Ölüm
Herkese merhaba...
İkinci kitabın son bölümü ile geri döndüm. Şu zamana kadar yazdığım en uzun bölüm oldu. Neredeyse iki bölüm kadar bir bölüm oldu. Yazarken yeri geldi güldüm, yeri geldi ağladım. Bu duyguları umarım size de geçirebilirim.
Bana destek olup yeni bölüm bekleyen herkese teşekkür ederim, yıllardır belki de kitabımı okuyanlar var. Bunun için sizlere minnettarım. Üçüncü kitap ise bu İnsiyak serisinin son kitabı olacak. Bizi daha neler bekleyecek...
Bazı vedalar buruktur, üçüncü kitabın başlangıç bölümüyle görüşmez üzere.
Sizi Seviyorum 🖤
Keyifli okumalar...
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
🥂
Acının üzerine kalkıp toprak atıp üzerine de içine çiçek ekerseniz, o çiçek büyür müydü? Acı hep altta kalmaz mıydı? Kalırdı. Dün gece İnsiyak susmamıştı; sadece ikimiz için bir süreliğine sessizliği öğrenmişti. Gürültüsünü kalplere saklamış, gözlerin ardında kanayan bir yankıya dönüşmüştü. Bu şehrin damarlarından akıp giden kan gibi, her sokak bir sır, her nefes bir intikam fısıltısı taşıyordu.
İnsiyak'ı kurduğumda hep içimde bir yerlerde ela gözlü çocuğun normal bir hayat yaşadığını düşünürdüm. Onu uzaktan izleyip, bu battığım pis işlerde boğulacağıma kendimi inandırmıştım. Alkan Devrim... tüm planlarımı dağıtan adam bunu da dağıtmıştı. Kartları ve seçimleri yeniden önüme dizmişti. Şimdi yine bir seçim sunmuştu, kabul etmiştim. Ona hayır demek asla mümkün değildi. Ama insan bazen en büyük mutluluk anını yaşadıktan sonra bile, en derin boşluğa düşerdi. Çünkü kalbin bütün kapıları aynı anda açılırsa, içeriye yalnızca sevgi değil, korku da girerdi.
O anı tekrar tekrar zihnimde döndürüyordum. Dudaklarımıza sinmiş o söz, odada hâlâ yankılanıyordu. Bir yanım mutluluktan delirmiş, diğer yanım kaybetme korkusuyla çırpınıyordu. Bu hayatın içinde onun elinden tutup evleniyoruz demem kolay olmazdı. Normal insanlar gibi yaşayamazdık. Bunun için tekrar bedeller ödemeye hazır mıydık?
"Düş'ün elini bırakan ölsün." Ne gariptir ki bu cümle beni rahatlatmıyor, tam aksine içimde tarifsiz bir ürperti bırakıyordu. Çünkü hayatım boyunca bana verilen her söz, bir gün mutlaka yalnızlığıma dönüşmüştü. Alkan isteyerek benim elimi bırakmasa bile yine isteyerek bırakmak zorunda kalacağı bir duruma düşer diye korkuyordum. Bir daha elimin bırakılıp sırt döndürülmesine dayanamazdım. Benimde artık geçmişin ağırlığını bile kaldıramıyorken, yenisiyle savaşacak mecalim yoktu. Belki değişmiştik, büyümüştük ama dünya hâlâ aynı dünyaydı. Aynı kötülükleri barındırıyordu.