24 MAYIS 2025
Ben Gizem Aytaş.4 aylık iken İzmir ili'nin torbalı ilçesi'nin bir mahallesinde çöp konteynırın'ın yanında siyah bir pusetin içinde bulmuşlar beni.18 yıldır torbalıdaki Umut yetimhanesinde yaşıyorum.Keşke adı gibi banada umut olabilseydi.
Burada sadece tek bir dostum var adı Burçe.Burçe ile kendimi bildiğimden beri arkadaşız.Arkadaş dosttan daha öte benim için kardeş gibi.Burçe 2 yaşında getirilmiş buraya.Ailesini tatil'e gider iken geçirdikleri trafik kazasında kaybetmiş.Biz bu bilgileri zamanında yetimhanenin müdürü olan Tuğçe hanımdan öğrenmiştik.
Onun yarası ise bambaşkaymış.Bundan 18 yıl önceki evliliğinde bir çocukları olmayınca kocası ile anlaşmalı olarak boşanmışlar.Tuğçe hanımda buraya gelip burada çocukların arasında çalışmak istemiş.
Ben anne ve babam'ın istemediği bir bebekmişim bunu 4 aylık iken çöp konteynırının yanına bırakıldığımdan anlayabiliyorum ama benim onlara ne zararım olmuş olabilir de beni istemediklerini anlayamıyorum.Ben bu kadar masum ve küçükken onlar nasıl bırakmıştı beni?
Benim ise tek bildiğim annemin isminin Duru ve babamın isminin ise Serkan olduğuydu.Birde beni bulduklarında puset'in içinde olan bir adet düğün fotoğrafı.Anne ve babamı o fotoğraftan tanıyorum.Yetimhanenin müdürü Tuğçe hanım 18 yaşında olduğumuzda buradan gidebileceğimizi söylemişti.Ama ben daha hukuk okuyacağım ve çalışmadığım bir birikimim olmadığı için burada kalacaktım.Hukuk okuyup avukat olmak istiyorum.Çünkü... Çünkü bana yapılanın hesabını sormak istiyorum anne ve babama.
Tabii anne ve baba denilirse...
Ünüversite sınavına yalnızca 1ay kaldığı için her gün kütüphane'ye gidip ders çalışıp test çözüyorduk.Yıllarca verdiğim emeğin karşılığını alacağım.Ortaokulda 4 yıl boyunca okul birincisi olmuştum.Lisede ise okul ikincisi ve üçüncüsü olmuştum.
Yanımda Burçe ile yine kütüphaneye doğru yürürken hem güneşin doğuşunu izliyor hemde kulaklığımdan çalan Sıla'nın Acısada Öldürmez adlı şarkısı kulaklarımda yankılanıyordu.
"Acısada öldürmez,
Cehenneme döndürmez,
Hayatını söndürmez,
Gideni de döndürmez artık."
Kendimi şarkıya kaptırdığımdan kütüphanenin önüne geldiğimizi Burçenin durmasıyla anladım.Burçe de küçüklük hayali olan doktorluk mesleği için tıp okumak istiyordu.Burçe de bende gece gündüz sürekli ders çalışıyorduk.
Kütüphanenin 2.katına çıkıp güneş batana kadar ders çalışıp kütüphaneden çıktık.Yetimhaneye gelince odamıza çıktık.Burçe ile ben aynı odada kalıyorduk.Buradaki çoğu oda 2 kişilikti.Sırayla sıcak bir duş alıp saçlarımızı kuruttuktan sonra yemekhaneye inip fasulye ile pilav birazda yoğurt yedik.Burçe ile zevklerimiz ve damak tatlarımız benzer.
Karnımızı doyurduktan sonra odamıza çıktık.
Yetimhanede çok arkadaşımız yoktu.Odada biraz daha ders çalışıp üzerime siyah renk t-shirt ile yine siyah renk şort pijamalarımı giydim.Pijamalarım bile hayatım gibi siyahtı.Siyah beni ve hayatımı yansıtıyor.Yatağa geçtikten sonra Burçenin de üzerine mavi benimki gibi bir pijama giydiğini gördüm.Ardından ben alarm kurarken o da yatağa çoktan girmiş bana "iyi geceler balım" dedi.Burçe bana balım diye seslenirdi.Bende "sanada iyi geceler fıstığım" dedikten sonra elimdeki telefonu komodin'in üzerine bıraktım ve gece lambasını açtım.Birbirmize "balım" ve "fıstığım" diye seslenmemizin sebebi göz renklerimizdi.Burçenin göz rengi tam bir antep fıstığı rengiydi.Benimki ise bal rengiydi.Burçenin horlamasından uyuduğunu anlayarak derin bir uykuya bıraktım kendimi.
Komodinin üzerindeki telefonumdan alarm sesi yükselirken sabah olduğunu fark ettim.Yataktan doğrulurken Burçe'nin yatakta olmadığını fark ettim.Burçe genellikle daha erken uyanır.Bense uyandırılmasam akşama kadar uyurum.
Telefonumdan sosyal medyada gezinirken odanın içindeki lavabodan Burçe çıktı.Gülerek "Günaydın balım" dedi.Bende aynı şekilde "Günaydın fıstığım"dedim.
Telefonumu yatağa bırakıp odamızın içindeki lavaboya
ilerledim.Yüzümü yıkadıktan sonra lavabodan çıkarken Burçe'nin saçını taradığını gördüm.Hızlıca üzerimi değiştirdikten sonra saçlarımı yukarıdan sıkı bir atkuyruğu yaptım.Hafif bir maskara sürdükten sonra en sevdiğim kiraz kokulu bir parfüm sıktım.Okula gitmektense kütüphaneye gitmeyi seçerdim ama kütüphaneye yalnızca hafta sonları gidebiliyorduk.Hafta içleri hem okul'a hemde etüt'e kalıyorduk.
Çantalarımızı aldıktan sonra yetimhaneden çıktık.Okul ile yetimhanenin arasında yalnızca 10 dakikalık bir yürüme mesafesi vardı.Bu yüzden şanslıydık.Zaten okuldaki bazı öğrenci yetimhane'dendi.
Okula vardığımızda kapıdan girerken arkamızdan bir erkek sesi "Hey! Bilekliğin düştü" diyerek seslendiğinde il önce bize seslenmediğini düşünüp yürümeye devam ederken aynı ses ama daha sinirli bir şekilde "Sana diyorum duymuyor musun?" dediğinde bize seslenebileceğini düşünerek arkamı döndüm.
"Bana mı diyorsun?" diyerek emin olmaya çalıştım.Bu çocuğu hatırlıyordum bizim sınıftan biriydi ama adını hatırlayamadım.Ama galiba Emir olabirdi.
"Evet.Bilekliğin düştü" derken eliyle havaya kaldırdığı bilekliğimi gösteriyordu.Bu bana Burçe'nin aldığı hediye bir bileklikti.Emir olarak adlandırdığım çocuk bize doğru yürüyüp bilekiği bana uzattı. "Senin bilekliğin olmalı"
"Evet.Benim bilekliğim.Kopmuş galiba teşekkür ederim."
Çocuk kahverengi gözleriyle bana bakarak "Rica ederim" dedi.Ardında elini uzatarak "Ben emir bu arada.Aynı sınıftayız ama hiç tanışamadık." derken doğru hatırladığımdan emin oldum.
"Bende Gizem.Memnun oldum"
"Bende memnun oldum.Görüşürüz" dedikten sonra yanımızdan ayrıldı.
Bilekliği kopup kopmadığını kontrol ettiğimde kopmamış olduğunu görünce rahatladım.Bilekliği Burçe'ye uzatarak "takar mısın" derken bilekiği avucuna bıraktım.Burçe bilekliği taktıktan sonra sınıfa ilerledik.Burçe ile sınıfa girdikten sonra masamıza geçtik.Bütün dersler bittiğinde okuldan çıktık ve yetimhaneye doğru yürüdük.
Kulaklığımdan Ajda Pekkan'ın Bi' Tık adlı şarkısını dinliyordum.En sevdiğim şarkıların 1.sırasında geliyordu.Odamıza girdiğimizde sırayla duş aldık.Mayıs ayındayız ve hava aşırı derece sıcak.Birazdan akşam yemeği saati gelecekti.Yemeğe kadar biraz ders çalıştık ve aşağı kata yemekhaneye indik.Yemekte nohut ile pilav vardı.Birazda yoğurt vardı.Yemeklerimizi bitirdikten sonra odamıza çıktık.
Üzerimize pijamalarımızı giydikten ve alarmlarımızı kurduktan sonra uyumak için gözlerimi kapattığımda yan yatağımdaki fıstığım'a iyi geceler dileyip uyumaya çalıştım.Ama gözüme uyku girmedi.Komodinin üzerindeki telefonumu alıp yaklaşık 1 saat sosyal medyada gezindim ve telefonu kapatıcakken ekrana bir bildirim düştü.
"_Emİr_444_ sizi takip etmek istiyor"
Hesaba girdiğimde bugün bana bilekliğimi veren sınıf arkadaşım emir olduğunu gördüm.Onayla kısmına basıp bende istek gönderdim.Telefonu komodinin üzerine bırakıp uyumaya çalıştım.Acaba onlar napıyordu şuan?
İnsanın anne ve babasına onlar demesi ne kadar garip.
Ama ben hiçbir zaman kimseye anne ve baba demedim.
Ben hayatımda anne sevgiside baba şefkatide görmedim.Kendimi bildim bileli yanımda hep Burçe vardı.O yüzden Burçe benim için kardeştende öte birisi.
Gözlerimi kapattığımda tekrar uyumaya çalıştım ama nafile.Ben neden uyuyamıyordum?
Komodinin üzerindeki gece lambamı açıp ders çalışma masamın üzerinden bir kitap alıp yatağıma ilerledim.Bu kitabı kaç kere okuduğumu bilmiyorum.Aklıma geldikçe bu kitabı okuyorum çünkü benim en sevdiğim kitap.3 serilik bir kitap.Emine Tavuz'un yazdığı Siren adlı bir kitap.Artık kitabın bütün cümlelerini ezbere biliyorum.615 sayfalık kitabı yaklaşık 2 saate bitirdikten sonra geri ders çalışma masamın üzerine bıraktım.Telefondan saate bakmak için açtığımda ekrana bir bildirim düştü.
"_Emİr_444_ sizin takip isteğinizi kabul etti"
Ekranı kapatıp telefonu komodinin üzerine bıraktım saat 3'e geliyordu ve artık uyumazsam sabah cidden uyanamam.Gözlerimi kapatıp tatlı bir uykuya daldım. "Gizem hadi artık uyan, geç kalıyoruz"
Gözlerimi açtığımda başımda dikilen Burçe'yi görmeyi beklemediğimden olsa gerek şaşkınca etrafa bakındım beni genelde alarmlarım uyandırırdı Burçe değil.Ufak bir şaşkınlığın ardından Burçe'nin zafer dolu sesini duydum.
"Sonunda Gizem uyanabildin geç kalıyoruz okula." Kalkıp "Alarmı duymamış mıyım?" dedim şaşkın bir şekilde. "Bu arada günaydın fıstığım"
"Sanada günaydın balım ama biraz daha konuşursan okula geç kalacağız"
Kalkıp hızlı bir şekilde hazırlandım.Saçlarımı düzleştirip olmazsa olmazım maskara'yı sürdüm.Çok makyaj yapan bir kız değilim zaten çoğunlukla maskara sürerim.Özel bir gün olursa da biraz ruj.Çantama siren serisinin 2. kitabını koyduktan sonra fıstığım "Hazırsan çıkalım balım" dedi.
"Hazırım çıkalım"
Kapıyı açıp bana yol verdi.Merdivenlere yöneldiğim sırada kapının kapanma sesini duydum.Birlikte merdivenlerden inerek bahçedeki kapıdan çıktık.Yolda yürürken canım sıkıldığı için hep müzik dinlerim.Gene öyle yaptım.Zaten benim hayatım müzik,kitap okumak,okul,ders çalışmak'tan ibaret değilmiydi? Birde yeşil gözlü fıstığım,Burçe'm vardı.Sadece Burçem vardı.
Hayattaki tek sırdaşım,arkadaşım,dostum,ailem'di Burçe.
Okula vardığımızda ilkbahar yağmuru başlamıştı.Sınıftan içeri girerken sırada yanındaki arkadaşı ile konuşan emir'i gördüm.Yanındaki esila ile normal bir şekilde sohbet ediyorlardı.Burçe ile kendi sıramıza geçtik.Emir ile esila ise bir önümüzdeki sırada hala sohbet ediyordu.
İlk dersimiz sanırım matematik'ti.Sabah sabah ilk derse matematik olur muydu?Matematik hocası mustafa bey geçen hafta tayin'ini istemişti.O yüzden yeni matematik hocası gelecekti.Zil çaldıktan birkaç dakika sonra kapı açılıp yeni matematik hocası kapıdan içeri girdi.Adamın yüzüne baktığımda sanki bir yerden anımsar gibi oldum.Ama adamı tanımadığıma da emindim.Kapıdan girdiği gibi adamın gözleri beni bulmuştu.Ama ben adamı tanımdağıma emindim.Çünkü benim burçe'den başka kimsem yoktu.Hoca öğretmen masasına geçerken "Herkese günaydın ben Serkan sizin yeni matematik hocanızım"dediğinde adının ne olduğunu öğrendim.Serkan hoca herkese ismini sorduğunda sıra bana gelmişti.Adımın Gizem olduğunu söylediğimde bana şaşkın bir bakış attı.Serkan hocanın gözleri ders boyunca bana çarptı ama sanki benle göz teması kurmaktan çekiniyormuş gibiydi.Belki de herkese öyleydi.Üstüme almamalıydım.2 dersin sonunda matematik dersi bitmişti.Günün geri kalan derslerini de bitirdikten sonra yetimhaneye döndük.Akşam yemeklerimizi yedikten sonra odamıza çıkıp sırayla duş aldık.Bugün işlediğimiz derslerle ilgili test çözdük.Ve yatağa yatıp uyuduk.Benim hayatım bu kadardı işte.Kalk,hazırlan,okula git,ders işle,yetimhaneye dön,yemek ye,test çöz,uyu.Bu kadar kısa.Artık bu hayattan sıkılmıştım.İnsan farklı şeyler yapmak istiyordu.Sürekli aynı şeyleri değil.Şu yaşıma kadar hiç yapmadığım şeyler vardı.Artık onları da yapmak istiyordum.Mesela lunapark'a gitmek.Ben hayatımda hiç lunapark'a gitmemiştim.Normal parklara da ayda 1 kere götürürlerdi.Zaten kalabalık olduğumuz için bizi öyle her yere götüremiyorlardı.16 yaşına geldiğimizde ise bazen istediğimiz yere çıkma iznimiz olmuştu.Sizde eğer hayatınızı bir yetiştirme yurdunda geçirdiyseniz bu duyguyu bilirsiniz.
