"Bazı insanlar kaderini seçer... Bazılarının kaderi onlar doğmadan yazılır."
İstanbul...
Gündüzleri milyonlarca insanın birbirine karıştığı bu şehir, geceleri bambaşka bir yüzünü gösterirdi.
Paranın sustuğu yerde güç konuşur...
Gücün sustuğu yerde ise korku.
Ve korkunun bir adı vardı.
Cosa Nera.
Kimileri bunun bir efsane olduğunu söylerdi. Kimileri ise yalnızca adını fısıldamaya cesaret ederdi.
Ne polis kayıtlarında gerçek bir isim vardı ne de gazetelerde.
Ama şehrin en büyük ihaleleri, limanları, kaçakçılık ağları ve yeraltı anlaşmaları görünmeyen eller tarafından yönetiliyordu.
O ellerin sahibi ise sadece birkaç kişinin yüzünü gördüğü bir adamdı.
Lorenzo De Luca.
Yirmi dokuz yaşındaydı.
Siyah takım elbisesi kadar kusursuz bir disipline sahipti.
Onu tanıyanlar yakışıklılığından önce bakışlarını hatırlardı.
Çünkü o gözlerde öfke yoktu.
Merhamet de yoktu.
Sadece hesap vardı.
Gece saat 02.17...
Boğaz kıyısındaki eski bir tersane.
Yağmur pas kokusuna karışıyor, dalgalar demir iskelelere sertçe vuruyordu.
Lüks siyah araçlar sessizce depoya yanaştı.
Kapılar aynı anda açıldı.
Silahlı adamlar iki sıra hâlinde dizildi.
Kimse konuşmuyordu.
Birkaç saniye sonra son araçtan Lorenzo indi.
Parmaklarındaki siyah deri eldivenleri düzeltti.
Başını kaldırmadan yürümeye başladı.
Adımlarının sesi bütün depoda yankılanıyordu.
Ortada diz çökmüş bir adam vardı.
Elli yaşlarında...
Yüzü kan içindeydi.
Titriyordu.
"Ne olur..." dedi boğuk sesiyle.
"Bir hata yaptım."
Lorenzo durdu.
Yavaşça eğildi.
Adamın yüzüne uzun süre baktı.
"Hayır."
Sessizlik.
"Sen hata yapmadın."
Adam umutla başını kaldırdı.
Lorenzo'nun dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Sen seçim yaptın."
Depoda buz gibi bir sessizlik yayıldı.
"Ve bu dünyada seçimlerin bir bedeli vardır."
Lorenzo arkasını döndü.
Silahını bile çekmedi.
Sadece tek bir kelime söyledi.
"Bitirin."
Arkasından gelen tek silah sesi, depodaki herkesin nefesini kesmeye yetti.
Lorenzo ise dönüp bakmadı.
Çünkü onun dünyasında geriye bakmak, zayıflıktı.
Aynı saatlerde...
Şehrin diğer ucunda...
Mira Yalın, hastaneden çıkan annesinin koluna girerek taksiye yardım ediyordu.
Yirmi dört yaşındaydı.
Hukuk fakültesinden yeni mezun olmuştu.
Çocukluğundan beri tek bir hayali vardı:
Suçluları mahkemede diz çöktürmek.
Annesi gülümsedi.
"Bir gün çok iyi bir savcı olacaksın."
Mira da gülümsedi.
"Olacağım."
Henüz bilmiyordu.
Hayat onu mahkeme salonlarına değil...
Yeraltı dünyasının tam ortasına sürüklemek üzereydi.
Lorenzo, aracının arka koltuğunda sessizce oturuyordu.
Sağ kolu Dante ön koltuktan konuştu.
"Patron."
"Konuş."
"İçimizde köstebek var."
Aracın içindeki hava bir anda değişti.
Lorenzo camdan dışarı bakmayı bırakmadan sordu.
"Emin misin?"
"Evet."
"Kime güveniyorsun?"
Dante birkaç saniye sustu.
"Kimseye."
Lorenzo ilk kez hafifçe gülümsedi.
"Doğru cevap."
O gece...
İstanbul uyuyordu.
Ama iki farklı hayat, görünmez bir ipin iki ucu gibi birbirine yaklaşmaya başlamıştı.
Biri adalet uğruna yaşamaya yemin etmişti.
Diğeri ise gücü korumak için her şeyi göze almıştı.
İkisi de henüz birbirini tanımıyordu.
Ama kader...
Çoktan isimlerini aynı sayfaya yazmıştı.
Ve o sayfa, kana bulanmak üzereydi.
Bölüm Sonu...
YOU ARE READING
COSA NERA
ActionCOSA NERA "Bazı yeminler sözle edilmez... Kanla mühürlenir." Mira Yalın'ın tek hayali adaletin peşinden gitmekti. Hayatı boyunca suçluların karşısında duracağına inanmıştı. Fakat bir gece, yanlış zamanda yanlış yerde bulunması, onu İstanbul'un en ka...
