Direksiyona o kadar sert asılıyordum ki, tırnaklarımın siyah ojesi neredeyse derime geçecekti.
"Siktir git be adam, siktir git!" diye kükredim önümde kaplumbağa hızıyla ilerleyen herife. Kornaya ardı ardına basarken, camdan dışarı süzülen İstanbul'un o iğrenç, gri yağmuruna lanet ettim. Saat dokuzu çeyrek geçiyordu. Dokuzu! Benim gibi bu şirketin her bokunu sırtlayan, patron olacak o herifin her krizinde arkasını toplayan bir kadın, bu sikik trafik yüzünden geç kalıyordu.
Her şey üst üste gelirdi zaten. Dün gece finans raporunu hazırlayan stajyer salağın eksik girdiği veriler yüzünden sabahın köründe uyanmıştım, kahvem arabaya binerken üzerime dökülmüştü ve şimdi de bu yağmur... Tanrım, gerçekten sabrımı mı sınıyorsun?
Asansörden inip kendi departmanıma geçtiğimde, bizim kızlar Ceren ve Selin kahve otomatının başında fısıldaşıyorlardı. Beni görür görmez gözleri parladı.
"Melis! Kızım nerde kaldın, içeride kıyamet kopuyor," dedi Ceren, sesini kısarak.
"Sormayın, o köprü trafiğini yaratan herkesin ta..." derin bir nefes alıp çantamı masaya bıraktım. "Ne var, ne oluyor yine? Asaf Bey sabah sabah neye celallenmiş?"
Selin hemen dibime sokuldu, gözlerini devirdi: "Şu yan departmandaki Pelin var ya... Sabah Asaf Bey'in odasına girerken eteğini düzelteceğim diye kahveyi adamın masasına devirmiş. Sonra da hüngür hüngür ağlamış. Görmen lazımdı, tam bir ezik."
Hafifçe güldüm, dudaklarım alaycı bir kıvrımla yukarı kalktı. "O gerizekalının bu şirkette kalması bile mucize zaten. İki kelimeyi bir araya getiremeyen vizyonsuzları başımıza topluyorlar, sonra temizlemesi bana kalıyor."
Tam kahveme uzanacaktım ki, arkamdan o her zaman duymaktan nefret ettiğim ses yükseldi:
"Melis Hanım, odama gelebilir misiniz? Bir de yanınızda birini getirdim."
Arkamı döndüğümde Asaf Bey'i gördüm. Ve hemen arkasında... Aman Allahım, şaka falan mıydı bu?
Asaf Bey'in arkasına adeta saklanmış, sanki onu her an yiyecekmişiz gibi etrafa ürkek gözlerle bakan bir kız duruyordu. Üzerinde muhtemelen ilk iş günü heyecanıyla günlerce önceden ütülenip hazırlanmış, jilet gibi duran ama bu ortama fazlasıyla masum kaçan pastel tonlarında bir takım vardı. Saçlarını evde özenle toplamıştı ama heyecandan elleriyle oynadığı için birkaç tutam yüzüne düşmüştü. Kız resmen buram buram "Ben buraya ait değilim, beni eve gönderin" diye bağırıyordu.
"Melis," dedi Asaf Bey, her zamanki o üstten bakan ama işi bana düşen tavrıyla. "Bu Nur. Bugünden itibaren ekibimizin yeni parçası. Sektörde yeni ama potansiyeli yüksek. Onunla bizzat senin ilgilenmeni, şirketin işleyişini öğretmeni istiyorum. Sana emanet."
Sana emanet.
İçimden okkalı bir küfür savurdum. Ulan ben buranın çocuk esirgeme kurumu muyum? Benim zaten başım kıçıma denk gelmiyor, bir de bu ponçik tavşanı mı eğiteceğim?
Asaf Bey arkasını dönüp giderken, Nur denen kız bir adım öne çıktı. Boyu benden biraz kısaydı, ya da o an heyecandan omuzlarını öyle bir kısmıştı ki bana öyle geliyordu. Göz göze geldik. Kızın gözleri panikten kocaman açılmıştı, yanakları hafifçe kızardı.
"Me-merhaba Melis Hanım..." dedi, sesi o kadar ince ve titrekti ki, sanki üflesem ağlayacak gibiydi. Elini uzattı, parmakları heyecandan hafifçe titriyordu. "Ben Nur... Sizinle çalışacağım için çok heyecanlıyım. İlk işim olduğu için biraz... Şey, kusura bakmayın lütfen."
Uzattığı ele, sonra da tepeden tırnağa o aşırı özenli ama bu kurtlar sofrası için fazla temiz duran kıyafetlerine baktım. Şirketteki herkes benden korkardı, bu kızın ise korkudan kalbi durmak üzereydi. Benim gibi özgüvenin vücut bulmuş hali olan bir kadının yanına, bu ürkek tavuğu koymuşlardı ya... Gerçekten şaka gibi bir gündü.
Elimi yavaşça uzatıp elini sıktım. Elim sıcacıktı, onunkiler ise buz gibi. Gözlerimi hafifçe kısıp, sesimdeki o soğuk ve mesafeli tonu hiç bozmadan konuştum:
"Hoş geldin Nur. Burası üniversite amfilerine benzemez, hata kabul etmeyiz. Benim çalışma tempom ağırdır, ağlamaya ya da sızlanmaya vaktimiz yok. Masana geç, çantanı koy. Beş dakika sonra odamda ol, önümüzdeki o geciken raporları birlikte eritmeye başlayacağız. Bakalım ne kadar dayanabileceksin."
Kız yutkundu, kafasını hızla salladı. "Tabii, hemen geliyorum!" derken neredeyse kendi topuklusuna takılıp düşecekti.
Arkasından bakarken Selin ve Ceren'e döndüm, gözlerimi devirerek fısıldadım: "Şuna bak, resmen kreşten stajyer almışız gibi. Bakalım kaç gün dayanacak elimde."
YOU ARE READING
Sürgün GxG
General FictionTamamlandı. ~"Keşke seni hiç tanımasaydım Melis." "Senin iyiliğin için seni kendimden mahrum bırakmak zorundayım Nur."~
