We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

0.0

777 71 74
                                        

İlk defa değil, diye düşündü Alperen. İlk defa değil.
Yarışma bittikten birkaç saat sonraydı ama ilk defa başarısız olmamıştı.
Dolu gözlerle topladığı ilk valizi değildi, sessizlik içerisinde çıktığı ilk kapı ve düzen tuturamadığı ilk yer değildi burası.
Verdiği emeklerin hiçe sayıldığı ilk an değildi.
Hayalkırıklığıyla derin bir nefes aldı, başarısız olduğu ilk sefer değildi.
Ne mutsuzluğa gömüldüğü, ne ısrarla çalan telefonunu görmezden geldiği, ne aynaya bakmaktan kaçtığı, ne de zihninde köşe kapmaca oynayan huzursuzluğa gözlerini açtığı ilk sabah değildi.

En azından böyle düşündü, çünkü o zaman hislerinin altında ezilmekten kurtulabilirdi. Bu da ilk değildi.

Alperen elindeki valizi ve sırtındaki çantası ile kamp evinin bahçesine adımladı yavaş yavaş. Bahçe kapısına ilerlediği sırada çamların arasındaki çardakta elindeki henüz yakmadığı sigaraya bakan çocuğa değdi gözleri.

Ahmet Emre.

Önce hiçbir şey dememeyi düşündü, sadece önüne dönüp birkaç adım attıktan sonra hayatının bu perdesini de sonlandıracaktı. Daha kolaydı, ilk kaçışı da değildi.

Kulağına ulaşan çakmak sesini duydu önce, sonra da çardakta tek başına oturan çocuğun gözünden akan tek damla yaşı gördü.

Ağlıyor muydu?

Ağlayan birini ilk görüşü de değildi aslında ama nedense... Nedense kalbinde hissettiği o ince sızı ilkti.

İzlendiğini fark etmeyen çocuğun gözünden akan yaş çenesine ilerlerken, Alperen göğsünü sıkıştıran garip his ile tanıştı. 'Ağlama' demek istedi, mümkün olsa yanına gidip teselli ederdi.

Yanına gidip teselli edemedi ama bakışlarını çardakta oturan çocuktan çekemedi. Ve eğer Ahmet onu fark edip dolu gözlerine rağmen gülümsemese, çekemezdi de.

"Çıkıyor musun?" diye sordu Ahmet Emre, kendisi de çoktan hazırlanmış kamptan ayrılmak için Can'ın işinin bitmesini bekliyordu.

Alperen çardağa doğru yürürken konuştu "Evet," valizini kenarda bırakıp Ahmet'in yanına oturdu. "Sen?"

"Can'ı bekliyorum."

Başıyla onayladı ve gözlerini zaten bir türlü alamadığı çocuğa döndü.

Ahmet Emre yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle, içinde kopan fırtınaları susturan biriydi. Ne yaşarsa yaşasın, o parlak gülümseme Alperen ne zaman ona baksa hep orada olurdu.

Ama şimdi öyle değildi.

Şimdi bu gülümseme, ağlamaktan ve uykusuzluktan kızarmış gözleri ve konuşursa titremesinden korktuğu sesini gizlediği bir kalkandı Ahmet Emre için.

Alperen bunu anlamayacak biri değildi ama karşısındaki çocuğun bir gecede çöküşünü görmeye çok hazırlıksız yakalanmıştı.

Birbirlerinden ayırmadıkları bakışları ile aralarındaki sessizlik uzayıp giderken, Ahmet'in yüzündeki gülümseme yavaş yavaş solmuş, gözleri yeniden dolmaya başlamıştı.

Alperen yeniden dolan gözleri gördükten sonra mantıklı düşünemedi, aklı durdu ama kalbi hareket etti. Çünkü şu an önemli olan tek şey, karşısındaki çocuğun mutsuzluğunu hafifletme isteğiydi. Sol elini kaldırıp, yavaşça Ahmet'in kıvırcık saçlarını karıştırırken konuştu.

"Grup da tırtmış ha."

Ve bahçeyi dolduran iki kahkaha.

O gece herkes yeni hayatlarına alışmaya çalıştı. Kalabalık kamp evinden kendi yalnız evlerine, her an duyulan gülüşler ve sohbet seslerinden duvarlarla çevrili sessizliğe, kurdukları hayallerin ardında kalan yıkıma.

Ve Alperen o gece kalbindeki ince sızıya alışmaya çalıştı. Ahmet Emre'yi gördüğünde ciğerlerine dolan bahar esintisine, onu gördüğü an ensesinden parmak uçlarına kadar yayılan sıcaklığa ve en önemlisi de tüm bunların sebebine alışmaya çalıştı.

Ahmet Emre'ye.













-------
Selamlar, giriş bölümü ile geldim.
Umarım beğenirsiniz.

Perma • AlpmetStories to obsess over. Discover now