Ups! Gambar ini tidak mengikuti Pedoman Konten kami. Untuk melanjutkan publikasi, hapuslah gambar ini atau unggah gambar lain.
★★
"Ne çıkar sarsan yaramı? Sarmasan, öldürsen ne çıkar... Ben çoktan tükürmüşüm ciğerimi, nefes olsan ne çıkar?"
~R. Nuri Güntekin, Çalıkuşu
9. Kuyu ve Gül Çalısı
Yazar Anlatımıyla
17 Eylül 1979
Oltu taşından yapılmış ince boncuklu tespihi parmaklarının arasında çeviren Harun, ocağın üstündeki semaverden çay döküyordu bardaklara. Küçük oğlu Tuğrul da tepesine dikilmiş, yirmi lira vermesini bekliyordu.
Genç adam göz ucuyla oğluna bakıp çay tepsisini tezgahın diğer tarafında kalan çırağına doğru uzattı. Çırak çay tepsisini alıp giderken tavlanın taş sesleri masaya vuruyordu. Tuğrul babasına yaklaşıp kollarını beline sarmış, çenesini de karnına yaslamıştı.
"Ne olur baba yirmi milyoncuk. Leblebi şekeri alacağım, ne olur baba."
Harun bıyıklarının altından gülerken, çaktırmamaya çalışıyor, kendisine göz süzen oğluna müthiş bir sevgi duyuyordu. "Param yok, sen bana para ver," demesiyle Tuğrul bir anlık tökezledi.
Çenesini babasının karnına biraz daha yaslarken dudağı aşağı sarkmıştı. "Ama benim param yok ki baba," dediğinde Harun gülmemek için boğazını temizleyince Tuğrul yanağını babasına yasladı.
Harun, çocuk onu gülerken görmediği için alt dudağını ısırıp gülüşünü bastırmıştı.
Elini tezgahın köşesindeki bozuk para sepetine yavaşça uzatmıştı. Hafiften bir şıngırtı olduysa da Tuğrul ya duymamazlıktan geldi ya da kahvehanedeki taş seslerinden duymadı. Harun oğlunun saçlarını okşayıp çocuğu kendinden biraz uzaklaştırdı.
"Tuğrul, al bakalım sana yirmi milyon." Çocuk hızla başını kaldırıp babasının elindeki paraya uzandıysa da genç adam parayı vermeyip havaya kaldırdı.
"Beleş yok, önce beni bir tane öp." Harun başını aşağı eğip oğluna yanağını uzatmıştı. Küçük eller babasının tenini kavrayıp sakalsız yanaklarına iki tane öpücük bıraktı.