We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

1. BÖLÜM SONSUZ BAŞLANGIÇLAR

23 4 8
                                        



~SONSUZ BAŞLANGIÇLAR~

~Beliz Akbay~

"Beliz eğil!" Sesin ne taraftan geldiğini anlamaya çalışıyordum. Beynimde anlaşılmayan bir çok ses vardı ama ben emin olduğum o tok sesi anlayabiliyordum. Tam sesin geldiği tarafı çözmüştüm ki yanımdan geçen kurşun ile irkildim. Hızlı bir şekilde sesi umursamayıp bir kaç adım ileri de ki ağacın arkasına gittim.

-İlahi bakış açısı-

Herkes kıyametin arasında sıkışıp kalmıştı. Çevik nefes nefese dayandığı kayanın arkasında şarjörlerini değiştiriyordu. Gözleri Beliz'i arıyor ama bulamıyordu, ondan gözlerini ayırmaması gerekiyordu!

Silahının anahtarını açıp kafasını çıkarmadan bir kaç el sıkmıştı! Şuan Beliz'e ihtiyacı vardı! Kimse Beliz kadar iyi silah kullanamıyordu. Nasıl yaptığını bilmiyorlardı ama Beliz bazenleri tek kurşunla iki kişiyi bile öldürebiliyordu. Bu kız olağanüstü bir şeydi.

Kafasını çıkarmadan Beliz'i en son gördüğü tarafa doğru ilerliyordu. Vurulmayacağına emindi çünkü sırtını yasladığı kişiler sağlamdı.

Arkasında güvendiği dostları vardı. Hepsi için koşarak ölüme gidebilirdi. Yanından geçen vızır vızır kurşunlarla hem etrafına bakıp Beliz'i arıyor hemde birilerini vuruyor. İnsanları öldürmeyi fazla sevmesede bu korumaları öldürmesinin iki büyük sebebi vardı. Birincisi bu adamlar babasının adamlarıydı, ikincisi ise onlar Beliz'i öldürmeye gelmişti.

Çevik ağaçların arkasından ilerleyerek Beliz'i gördüğü yere varmıştı ve bir kaç adım arttıktan sonra bir kaç inleme sesi duymuştu. Hızlıca sesin geldiği tarafa doğru koştu. Çevik'e bir yol ilk defa bu kadar uzun geldi. Aslında gitmesi yarım dakikasını bile almazdı.

Sesin yoğun olduğu ağacın arkasına bakınca görmek istediği şey etrafında kan olan ve yerde oturup dizlerini kendine çekmiş bir ileri bir geri giden, kendi kendine konuşan bir Beliz değildi.

Çevik endişeyle Beliz'in yanına eğilmiş, Kendi yüzünü tırmalayan bu kadının ellerini tutmuştu. Beliz sanki elektrik çarpmış gibi ellerini sert bir şekilde çekip kafasını kaldırdı ve önünde duran Çevik'e kafa attı. Çevik neye uğradığını şaşırsada fazla umursamadan sesini oldukça yumuşatıp, "Beliz korkma benim, Çevik." bunları dediği an Beliz'in yüzü daha da kızgın bir hal aldı ve, "Sen Çevik değilsin, Çevik'in sesi böyle değil!" dediğinde Çevik daha fazla dayamadan Beliz'in dudaklarına gömülmüştü.

Beliz kendi dudaklarının üstündeki dudaklara alışması kolay olmuştu. Sanki bir daha bu anı yaşayamayacakmış gibi geri tepmemişti bu teklifi. Beliz'in kafası biraz da olsa yerine gelmeye başlamıştı. Çevik duymasada arkasında bir ayak sesi duymuştu Beliz. Hızlı bir refleksle kendisi bile ne yaptığımı bilmeden Çevik'in üstüne kapandı ve aynı anlarda silahını çıkarıp adama doğru sıkmıştı.

Tam o an iki silahtan da birer kurşun çıktı...















Elimdeki silah ile ofisinde oturan kurbanımı izliyordum.
Elimdeki bebek 300 metre herhangi bir canlıyı vurabilirdi. Kurbanımı bugün öldürecektim.

Seyfi Aytek, büyük bir uyuşturucu baron uydu.
Gencecik çocukları aileleri ile tehdit ediyor ve kendisine
çalışmalarını zorluyordu. Birçok aile ve çocuğun hayatını karartmıştı. Piyasaya çıkardığı uyuşturucular, normal uyuşturuculardan daha farklıydı ve bu yüzden hiç bir emniyet mensubu onun kirli işlerini ortaya dökememişti.

Onlar yasakarla hareket ettiği için benim kadar hızlı ilerleyemezler. İşi aldığım ilk gün sadece kurbanımın bilgilerini, kirli işlerini ve gün içindeki temposunu araştırıyordum.

Sadece suçlu insanları öldürüyordum. Yalan yok arada masum insanlarda gidiyordu çünkü öldürdüğüm kişinin etrafındaki bazı korumaların hiçbir şeyden haberleri olmaya biliyordu ama çatışmalarda bana sıktıklarında kendimi savunurken ölüyorlardı.

O öldürdüğüm dört masum korumanında ailelerine yüklü miktarda bağış yapıyordum. Evet bu zamana kadar sadece dört masum koruma öldürmüştüm.

Öldürdüğüm insanlar için asla vicdan azabı çekmiyordum çünkü hepsi piç heriflerden oluşuyordu.
Aslında o dört koruma içinde vicdan azabı çekmiyordum, neticesinde ben bunun için yetiştirilmiş tim. Kendimi suçlu hissetmesemde ailelerinide umursamazlıktan gelmiyordum.

Şu zamana kadar sayısızca insan öldürmüştüm ama hiçbirinin beni zorlayacak kadar bir vazifesi yoktu. Şu zamana kadar kendime dişli bir rakip bulamamıştım.

Son beş gündür kurbanımın her hareketini izliyordum.
Her işimi altıncı günde tamamlardım ve bugün altıncı gündü. Kurbanımı kabul ettikten sonra sadece yaşaması için altı günü vardı. Seyfi'nin önünde iki tane yarma koruma olduğu için otururken vuramıyorum. Sonunda ayağa kalkmıştı ve bu hayatında aldığı en kötü kara olabilir. İyi tarafı bundan sonra bir hayatı olmayacak. Korumalar iki tarafında geçmek için kurbanımın arkasından ayrılmışlardı.

O kurbanımın kafasını gördüğüm an hiç beklemeden silahımı ateşledim. Kurşun kurbanımın kafatasına girdiği an kurbanım yaşamıyordu. Patlayan silah sesi ile hızlıca silahlarını çıkartan korumalar artık çok geç kalmıştı çünkü patronları yaşamıyordu artık.

Silahımı hızla toparlayıp, özel üretim olan hiçbir yeri açmayan o anahtarı bırakıp hızla uzaklaşmıştım. O anahtar özel üretim olan bir anahtardı. Her işimde arkamda bıraktığım bir eşyaydı. Emniyet mensuplarının o işin arkasında benim olduğumu bilmeleri içindi. Şuana kadar kimse benim hakkımda bir bilgisi yoktu.

Arkamdaki isimler güçlüydü, güçlü olmasınada yaptığım meslekte arkamdaki isimlere güvenmiyordum. Şu dünya üzerinde güvendiğim tek kişi kendimim.

Hızlı bir şekilde tek kullanımlık çok eski gözüken ama çoğu arabaya toz yutturacak o makinaya bindim. Girdiğim topraklı yollar da varacağım yönün izi belli olmasın diye yaklaşık beş dakika her yola sapmış ve arkamda hiçbir iz bırakmamıştım.

Sığınağa vardığım an girişte üstümdeki iç çamaşırlarım dahil herşeyi çıkardım. Girişteki odaya gözümü okutup yirmi altı haneli olan kodlamayı girmiştim. Bütün kıyafetleri özel bir kaba katıp üzerine hidrojen peroksit, sodyum hipoklorit gibi birkaç kimyasal maddeden oluşan bir karışım dökmüştüm. Kıyafetlerin üzerindeki DNA'lar saniyeler içerisinde onarılmaz bir hale gelirken üzerime arındırıcı kıyafetleri geçirmeyi es geçmemiştim. Üzerimdeki arındırıcı kıyafetler zararlı kimyasallardan değil aksine cilde vitamin ve mineralleri eksiksiz bir şekilde veren özel kıyafetleri ben yapmıştım.

Odadaki işlerim bitince arındırıcı kıyafetleri çıkarıp odama doğru ilerledim. Bu sığınak yeraltının dört metre altında olduğu için hiçbir emniyet mensubunun bulamayacağı bir yerdi. Oldukça güvenli bir sistemi vardı.

Ormandaki özel girişi ben istemediğim sürece hiç bir kişi bulamazdı çünkü bu sığınağın giriş yeri ormandaki özel küçük bir kulübe ile birleşik olan bir ağacın içindeki kovuktan geçiyordu.

Peki ben kimdim? Beliz Akbay. Kendi babası tarafından bir hayvan gibi yetiştirilip bir tetikçiye dönüştürülen ve en sonun da babasını öldüren hayatın, acımasız biri yaptığı o çocuktum ben...


♡ BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU ♡

KANLI BIÇAKLIStories to obsess over. Discover now