We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

BÖLÜM 1: KIZIL MAHZEN

24 3 7
                                        

BÖLÜM 1: KIZIL MAHZEN
Selamsss
Nasılsınız canlarım ben iyiyim elhamdülillah
Şunu söylemeliyim ki bu benim Wattpad'e yayınlandığım ilk kitap ondan dolayı yazım hataları olabilir keyifli okumalar 🌸
(Eleştirilere açığım)

•••

Bu şehrin neon ışıkları, geceleri masumların kanıyla beslenen devasa bir canavara dönüşürdü. Gündüzleri takım elbiseli adamların, aceleci insanların çiğnediği o parlak caddeler, gece yarısı olduğunda yerini illegal kumarhanelere, duman altı mekanlara ve paranın kölesi olmuş ruhlara bırakırdı. Ben o sokakların en kuytu, en karanlık köşesinde büyümüştüm. Adalet denilen o süslü kelimenin, bizim buralarda sadece güçlülerin dilinde bir oyuncak olduğunu çok erken yaşta, canım yana yana öğrenmiştim.

Üzerimdeki siyah, yıpranmış deri ceketin fermuarını boğazıma kadar çektim. Haziran ayının o boğucu sıcağına tezat, içimde bir yerlerde donmak üzere olan bir şeyler vardı. Gece yarısı rüzgârı kirli saçlarımı yüzüme savururken, gözlerimi tam karşımdaki o devasa, ışıltılı kulübe diktim: Kızıl Mahzen.

Burası şehrin altındaki o pisliği lüksle örten, yeraltı dünyasının kalbinin attığı yerdi. Ve tam şu an, beş yıl önce benim dünyamı başıma yıkan, ailemi benden söküp alan o adam, Selim Karaca, içeride bir yerlerde kendi sahte krallığının tadını çıkarıyordu. Benim sokaklarda açlıkla, soğukla ve göğsümde büyüttüğüm o devasa nefretle nasıl hayatta kaldıktan sonra bu yeraltı dünyasının pisliğine batarak bugüne geldiğimden tamamen habersizdi. Onun için ben geçmişte kalmış, çoktan üstü örtülmüş küçük bir detaydım. Ama bilmediği bir şey vardı: Küllerinden doğanlar, yakılmaya bağışıklık kazanırdı.

Beş yıl önce o yangından kurtulduğumda sıradan bir kızdım. Ama sokaklar beni evlat edinmiş, bana acımayı değil, acıtmayı öğretmişti. Adım Efsun Mila Karan’dı. Ve bu gece, soyadımın hakkını o neon ışıklarının altında verecektim.
"Sakin ol," diye fısıldadım kendi kendime. Sesim gecenin sessizliğinde, araba egzozlarının gürültüsü arasında kayboldu. Kalbimin göğüs kafesimi döven o deli ritmini durdurmaya çalıştım. Avuçlarımın içi terlemişti. Korkuyor muydum? Evet. Ama korkum, damarlarımdaki intikam ateşinin yanında sadece küçücük bir kıvılcımdı. Ben o kıvılcımla burayı yakmaya gelmiştim.

Adımlarımı kulübün ağır, döküm demir kapısına doğru yönlendirdim. Botlarımdaki çamur, kapının önündeki kırmızı halının üzerinde kirli izler bırakıyordu. Kapıda, takım elbiselerinin içine sığmayan, yüzleri yara izleriyle dolu iki iri yarı koruma duruyordu. Beni gördüklerinde bakışları anında buz kesti. Üzerimdeki eski kıyafetleri süzdüler. Onların gözünde ben buraya ait olmayan, kapının önünden bile geçmemesi gereken bir hiçtim. Buraya sadece zenginler, ruhunu satmışlar ve onların korumaları girebilirdi.

"Girişler davetiyeyle ufaklık, yol al ikile," dedi sağdaki koruma, sesindeki o iğrenç küçümsemeyle. Elini beni uzaklaştırmak ister gibi salladı. Sanki bir sineği kovuyordu.

Durmadım. Tam karşılarında durduğumda dikleştim, çenemi yukarı kaldırdım. Gözlerimin içine çöken o karanlığı görmelerini istedim. Çünkü o karanlık, onların patronunun eseriydi.
"Ben davetli değilim," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek.

"İçerideki patronunuza, Selim Karaca’ya söyleyin. Geçmişten, yarım kalan bir hesabı kapatmaya gelen biri var deyin. O kim olduğumu çok iyi anlar."

İki koruma da birkaç saniye sessiz kaldı. Ciddiyetimi tartmaya çalışır gibi yüzüme baktılar, ardından koridorda yankılanan iğrenç bir kahkaha attılar. Bu kahkaha, yıllardır sokaklarda duyduğum o aşağılayıcı seslerin aynısıydı.

"Bak sen küçük hanıma," dedi diğeri, bana doğru bir adım atıp elini omuzuma koymak üzere uzatarak. "Sen git evinde evcilik oyna hadi, burası senin gibi bebeleri aşar. Canın yanmadan kaybol buradan."

Kül DefteriStories to obsess over. Discover now