İnsan hep kendi çizdiği hikayeyi yaşadığını sanır; oysa hayat, biz planlar yaparken arka sayfaya hiç beklemediğimiz renkler ekler...
Hazal için hayat gayet basitti: Reklam ajansındaki bitmek bilmeyen revizyonlar, çizim tabletinin başında sabahlanan...
Herkese merhabalar kardelenlerimmm💗💗 içimden bir an böyle hitap etmek geldigaripsemeyinsggjdsgjsfs🙃 Kül ve Kardeleni sizle buluşturduğum ilk bölüm ve ben çok heyecanlıyım. Acaba sevecek misiniz? Diğer bölümleri de okumak isteyecek misiniz? Çok merak ediyorum şimdiden. Umarım sizlerin kalplerinde yer etmeyi başaran bir kurgu olur. Daha fazla uzatmak istemiyorum diğer bölümlerde tekrar görüşeceğiz zatennn😍 İyi okumalar hepinizee✨
Şarkılar; Yalın- Yeniden Ogün Sanlısoy - Saydım
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Gelememeyi sen anlat. Gidememeyi ben anlatayım. Gözüm değil gönlüm kaldı. Beklemek değil özlemek yordu. Nazım hikmet.
☀️
Ne kadar uzağa gidersen git, kaderin seni başladığın yere geri getirmek gibi kırılması imkânsız bir alışkanlığı vardı.
Bu cümlenin anlamını bugün tekrar iliklerime kadar hissedeceğimden habersiz çalışma masamda oturuyordum. Sabahın ilk aydınlığı tül perdenin arasından süzülüp ahşap tezgahın üzerine vururken, burada oturup çizim yapmak hayatımda zevk aldığım nadir anlardan biriydi. Önümde çocukluğumdan beri her baktığımda gördüğüm Kardelen Mahallesi'nin huzur dolu manzarası duruyordu. Balkon demirlerine asılmış renkli çamaşırlar ve mahalle sokağının başındaki dev ıhlamur ağacı... Bu huzur kavramı çoğu insan için farklı olabilirdi ama benim için huzur kavramı tam olarak bu mahalleydi. İnsan gerçekten kendini buraya ait bir parça gibi hissediyordu.
Balkondan balkona aktarılan sabah sohbetleri, çocukların her sabah usanmadan bağıra çağıra oynadığı oyunları, fırından yeni çıkmış sıcak buram buram kokan taze ekmek ve birbirlerine her koşulda yardım etmeye hazır insanlar... Gerçekten her biri bu mahalleyi diri tutan, ona can veren parçalardan biriydi.
Yüzümdeki buruk tebessüm ile çizimime geri döndüm. Dijital kalemim ekranın üzerinde sessizce kayarken, yanıma koyduğum dumanı tüten kahve ile en azından işe gidene kadar biraz olsun uykum açılmaya başlamıştı.
Erken kalkmak güzel şeydi tabii ki. Günü 48 saat yaşıyormuş gibi hissettiriyordu insana. Fakat ne yazık ki ben sabah insanı olmayı pek sevmezdim. Uykuya fazlasıyla düşkün bir kızdım. Bu nedenle "düzenli uyku" benim hayatıma pek uğramayan kavramlardan biriydi. İşim dolayısıyla zorunlu olduğum için sabahın bu saatlerinde kalkardım. Elimde olsa öğlene kadar yataktan beni kimse kaldıramaz, yorgana mıh gibi yapışırdım ama elimde değildi. Maalesef...
Yaptığım çizimin bitmesi ile telefonun ekranını açarak saati kontrol ettim.
07.15
Hazırlanmak için oldukça fazla zamanım vardı. Oturduğum ahşap sandalyeden kalkarak bugün giyeceğim şeyleri seçtim hızlıca. Siyah bir crop ve koyu mavi bir pantolon oldukça sade ama şık görünen bir kombin olmuştu. Elime de siyah, deri bir çanta almıştım. Rahat olması da benim açımdan büyük bir konfordu.