0

8 0 0
                                        

Han Jisung nefret ediyordu sessizlikten.

Çünkü sessizlik olduğunda düşünmeye başlıyordu.

Düşündüğünde de aklına hep aynı şeyler geliyordu.

Babası.

Mutfağın köşesinde kırılan bardaklar.

Kapı çarpmaları.

"Bir işe yarasan şaşarım."

"Senin yaşında ben çoktan adam olmuştum."

"Ne kadar başarısız bir çocuksun."

Jisung bunları o kadar çok duymuştu ki artık inanıyordu.

Belki gerçekten yetersizdi.

Belki gerçekten sevilmeye değmezdi.

Kulaklığının sesini biraz daha açtı ve okul koridorunda yürümeye devam etti.

Sabahın erken saatleriydi.

Öğrencilerin çoğu henüz gelmemişti.

Tam sınıfına dönecekken koridorun sonunda bir hareketlilik fark etti.

Bir grup kız heyecanla fısıldaşıyordu.

Jisung normalde umursamazdı.

Ama o gün gözleri istemsizce kalabalığın ortasındaki çocuğa kaydı.

Siyah saçlar.

Kedi gibi keskin gözler.

Sakin ama dikkat çeken bir duruş.

Sanki bulunduğu ortamın sahibiymiş gibi görünüyordu.

Jisung birkaç saniye boyunca nefes almayı unuttu.

Kalbi bir anda hızlandı.

"Neye bakıyorsun öyle?"

Omzuna vurulan darbeyle irkildi.

Arkasını döndüğünde en yakın arkadaşı Hyunjin'i gördü.

"Hiç."

"Yalan söyleme."

Hyunjin sırıtıp kalabalığa baktı.

"Yeni çocuk mu?"

Jisung cevap veremedi.

Çünkü yeni çocuk o sırada başını kaldırmıştı.

Ve göz göze gelmişlerdi.

Sadece bir saniyeliğine.

Belki daha kısa.

Ama Jisung için yeterliydi.

Çocuk hafifçe kaşlarını kaldırdı.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi dönüp yürümeye devam etti.

Jisung'un kalbi ise yerinde kalmamıştı.

"Sanırım öldüm."

Hyunjin kahkaha attı.

"Daha adını bile bilmiyorsun."

"Evet."

"Bu kadar mı?"

Jisung gözlerini koridordan ayırmadan mırıldandı.

"Evet."

---

Öğle arasında bütün okul yeni çocuğu konuşuyordu.

Lee Minho.

Transfer öğrencisi.

Başarılı.

Yakışıklı.

Eleven Times-MinsungDes histoires addictives. Découvrez maintenant