"YETER DİYORUM GÖNÜL BU NOTLAR NE KENDİNDEN UTAN BEN DIŞARIYA NASIL ÇIKICAM REZİL ETTİN BENİ" her zamanki gibi bağırıp dağıtıyordu. Sırf sınavdan 85 aldım diye. Arkadaş ortamıma önem verdim diye, biraz olsun kendimi düşündüm diye yapıyordu bunu.
"Anne sakin ol lütfen, kızma. Bir dahakine daha yüksek alırım, olmaz," dedim sesimi alçaltarak.
Annem burnundan soluyarak öfkeyle nefes almıştı. "NE SAKİNİ? ARTIK OLAN OLDU! REZİL ETTİĞİN YETMEZMİŞ GİBİ BİR DE YÜZSÜZ GİBİ ÖZÜR DİLİYORSUN!"
Eline geçen ilk şeyi, masamın üzerindeki kalın mimarlık kitabını yere fırlattı. Sayfaların yırtılma sesi odada yankılanırken gözlerim dolmuştu ama ağlamamak için dişlerimi sıktım. Onların gözünde hiçbir zaman yeterli olamayacaktım, bunu o gün anlamıştım. Kusursuz olmalıydım, onların istediği kalıba girmeliydim. Ama ben o kalıba sığamayacak kadar büyüktüm. O gün, o odada, sırtımı döndüğüm o çığlıkların arasında yemin etmiştim: İlk fırsatta bu evden gidecektim.
********
Hayat, en çok canımızı yakanların gidişini bir seyirci gibi izlemekten mi ibaretti? Sevdiğin her insanın toprağa karışan sesini duymak, geride kalanların omuzlarına bırakılmış en ağır yük müydü bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey vardı; ölüm, hayatın içindeki en gürültülü sessizlikti. Hayat sevdiklerinin ölmesi ile mi geçecekti?
Zorluklara karşı mücadele etmek çok mu zordu? Geçmişe kül olmak yerine, geleceğimize birer kıvılcım olamaz mıydık? Bu hayatın değişmez bir kuralı vardı: Zaman ne geri alınabilirdi ne de ileriye taşınabilirdi. Her saniye bir lütuftu, ben bunun farkındaydım. Bu yüzden geçmişe değil, geleceğe odaklanmalıydım. Çünkü ne kadar geçmişte kalıp pişman olsak da hiçbir şeyi değiştiremezdik.
Ben Gönül Nare Umas. Gençlik yıllarımda ailemle sürekli kavga ederdim. Üniversiteyi bir fırsat bilip Bursa'dan Kütahya'ya taşındım. Dört yıllık üniversite eğitimimin ardından, hâlâ konuşmadığım aileme sürpriz yapıp Bursa'ya ziyarete gidecektim. Evimde oturmuş biletlere bakarken telefonum çaldı. Rehberimde kayıtlı olmayan bir numaraydı. Biraz tereddüt ettim ama sonunda ekranı kaydırıp açtım.
"Alo," dedim, sesim her zamankinden daha mesafeli çıkmıştı.
"Alo, Gönül Nare Umas ile mi görüşüyorum?"
Şaşırmıştım. İki ismimi birden neden kullanmıştı? Boğazımı temizleyip, "Evet, buyrun," diyebildim sadece.
Hattın ucundaki kadının sesi biraz titrek, fazlasıyla resmiydi: "Ben Bursa Şehir Hastanesi'nden Doktor Aylin... Babanız Buğra Umas ve anneniz Halime Umas'ı geçirdikleri bir trafik kazası nedeniyle kaybettik. Başınız sağ olsun."
Telefon ellerimin arasından kayıp yere düştü. Zaman o an durdu, odadaki hava çekildi. Helallik bile alamadığım, ardımda öfkeyle bıraktığım ailemin ansızın, tek bir saniyede yok olduğunu öğrenmiştim. Kalbimin ortasına devasa bir ağırlık çökerken aklıma düşen tek bir isim canımı her şeyden çok yaktı: Başak.
O nasıldı? Daha çok gençti. Ailemle bağım koptuğunda sadece onunla konuşur, annemle babamın durumunu hep ondan öğrenirdim. Telefonu titreyen ellerimle yerden alıp kulağıma bastırdım. Sesim, ruhum gibi darmadağındı:
"Başak... Başak Umas nasıl?"
Doktor sessizliğimi fark etmiş olacak ki, "Gönül Hanım, orada mısınız?" diye sordu.
Sesle irkilerek kendime geldim. Zaman algımı yitirmiş gibiydim. Derin bir nefes alıp, "Ah, pardon... Dalmışım. Hemen geliyorum," diyebildim.
"Merak etmeyin Gönül Hanım, Başak Hanım emin ellerde. Geldiğinizde işlemler için danışmaya uğrarsınız, tekrar başınız sağ olsun."
BẠN ĐANG ĐỌC
KÜLLERİN ARDINDA
Lãng mạnGönül Nare Umas geçmişini odaklanmayıp geleceğe odak yapar. Hayatını bir düzene sokmaya çalışan Nare yalnız olmak istememesi üzerine Yiğit Soykan ile tanışır ve akıla gelemeyecek olaylar yaşarlar ********** Amatör yazarım iyi okumalar dilerimmm😚😚😚
