Başlama tarihlerii>>>>
Biraz kısa oldu ama söz diğer bölümler uzun olacakk
____________________________________
Avuçlarımın içindeki ter, ceketimin astarına sızarken kalbimin ritmi çoktan normal bir insanın sınırlarını aşmıştı. Kulaklarımda uğuldayan o tanıdık, zehirli ses sinir uçlarımı tırmalıyordu.
"İçeri gir, Gökçe. Güvenlerini kazan. Eğer o masaya oturamazsan, kardeşinin nefes aldığı son gün bugün olur."
Telefonun ekranı karardı ama o kelimeler zihnimin duvarlarına çakılı kaldı. Seçme şansım yoktu. Önümde uzanan bu karanlık dehlize girmek, benim için bir lüks değil, hayatta kalma meselesiydi. Derin, titrek bir nefes aldım. Ciğerlerime dolan rutubet, eski ahşap ve barut kokusu midemi bulandırdı. Ben Alya Soykan; hayatım boyunca dürüstlüğüyle övünen o kadın, şimdi hayatının en büyük, en tehlikeli rolünü oynamak üzere bu ağır metal kapıyı itti yerinden.
Kapı, paslı bir çığlıkla açıldı.
İçerisi, dışarıdaki şehrin ışıltılı sokaklarından tamamen yalıtılmış, yeraltının o çiğ ve tekinsiz atmosferine teslim olmuştu. Burası eski bir antrepoydu ama yukarılara asılmış loş, endüstriyel ışıklar altındaki pahalı bilgisayar sistemleri, duvara sabitlenmiş taktik haritalar ve köşedeki lüks oturma grubu buranın sıradan bir depo olmadığını bas bas bağırıyordu.
Ve oradaydılar. Tek bir vücut gibi hareket eden, dünyaya karşı örülmüş o aşılmaz duvar: Yalaz'lar.
Kapının sesiyle birlikte içerideki o yaşayan hava bir anda buz kesti. Dört çift göz, eşzamanlı olarak bana döndü. O an hissettiğim baskı, üzerime çöken tonlarca beton gibiydi.
"Kim lan bu?" dedi masanın üzerinde oturan, elindeki kelebek bıçağı parmaklarının arasında bir tüy gibi uçuran adam. Araz Yalaz. Geniş omuzları, yüzündeki o umursamaz ama her an birini boğabilecekmiş gibi duran tehlikeli ifade... Bakışları üstümde gezindiğinde, kemiklerimin sızladığını hissettim.
"Sakin ol Araz," diye araya girdi devasa ekranların önünde oturan çocuk. Pamir Yalaz. Kulaklığının tekini tek hamlede boynuna indirdi. Yüzünde, bu karanlık ortama hiç uymayan, insanı yanıltacak kadar sıcak bir tebessüm belirdi. "Yeni misafirimiz olmalı. Barkın'ın bahsettiği hani..."
"Barkın her kapıdan geçene kucak açacak olsaydı, soyadımız Yalaz değil, hayır kurumu olurdu Pamir."
Ses, odanın en karanlık köşesindeki deri koltuktan gelmişti. Melis Yalaz. Saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı; gözlerinde bir kadının bir kadını ilk bakışta nasıl çözeceğini çok iyi bilen o tehlikeli zeka parıldıyordu. Ayağa kalktı, kollarını göğsünde kavuşturarak bana doğru birkaç adım attı. "Fazla kırılgan duruyor. Burası ona göre değil."
Yutkundum. Maskemi yüzüme geçirme zamanıydı. Korkumu, çaresizliğimi, arkamdaki o şantajcının varlığını derin bir kuyuya gömdüm. Omuzlarımı dikleştirdim, gözlerimi Melis'in gözlerine diktim. "Kırılgan olup olmadığıma görünüşüme bakarak karar veriyorsan, yanılıyorsun," dedim. Sesimin titrememesine şaşırarak.
Araz hafifçe güldü, bıçağı havada dönüp avucunun içine oturdu. "Bak sen, kedinin pençeleri varmış."
Tam o sırada, deponun üst katındaki demir merdivenlerde sert bot sesleri yankılandı. Basamaklardan inen her adımda, odadaki o dağınık enerji bir anda hizaya girdi. Herkes sustu. Bakışlarımı merdivene çevirdiğimde, onunla ilk kez göz göze geldim.
Barkın Yalaz.
Grubun lideri, ekibin beyni ve arkasındaki o asıl güç. Üzerindeki siyah tişörtün altından görünen dövmeli kolları, keskin çene hatları ve en önemlisi... İnsanın ruhunu soyup arkasındaki yalanı görebilecek kadar derin, kapkara gözleri. Merdivenin son basamağında durdu. Elleri ceplerindeydi. Bakışları bende sabitlendiğinde, sırtımdan aşağı soğuk bir ter damlasının süzüldüğünü hissettim.
YOU ARE READING
NEXUS
Mystery / ThrillerBir tarafta kardeşinin canı için hayatının en büyük, en tehlikeli rolünü oynamak zorunda kalan Alya Soykan. Diğer tarafta kendi yasalarını kendileri yazan, birbirleri için ölmeyi ve öldürmeyi göze almış dört kardeş: Yalaz'lar.
