Beste
Dün gece telefonunu şarja taktığımda içimde bir his vardı. Kötü bir his. Ama Efe'nin beni aldatabileceğini düşünmek bile aklımın ucundan geçmedi. Beş yıl. Beş yılımı verdim bu adama. Onun için ailemi karşıma aldım, arkadaşlarımı kaybettim, geleceğimi riske attım. Ve o...
Sabah uyandığımda telefona uzandım. Ekranda yirmi üç bildirim. Bazıları Efe'den, bazıları Özden'den. Ama bir tanesi farklıydı. Tanımadığım bir numaradan gelen mesajdaki fotoğraf... annemin hastane randevusunu beklerken çektiğimiz selfie'nin altında yazan yazıyı okuyunca dünyam başıma yıkıldı.
"Efe ve Özden birlikte. Ve Özden hamile. Üzgünüm."
Kim göndermişti? Önemi var mıydı? Gerçekti işte. Fotoğrafta Efe'nin eli Özden'in karnındaydı. İkisi de gülüyordu. Özden... benim ona güvendiğim kadar kimseye güvenmedim hayatımda.
O sabah evden çıkarken anneme baktım. Konuşamıyor, yataktan çıkamıyor ama gözleri her şeyi anlıyor. "Sorun yok anne" dedim gülümseyerek. Yalan söyledim. İçim paramparçaydı.
Onları Efe'nin arabasında buldum. Üniversitenin arka otoparkında. Özden ön koltuğa uzanmış, Efe'nin parmakları saçlarında. Camı tıklattım.
İkisi de irkildi.
Efe camı indirdi. Yüzünde pişmanlık değil, sadece şaşkınlık vardı. "Beste, ben..."
"Bana bunu nasıl yaptınız?" dedim. Sesim titremiyordu. İçimdeki yangın o kadar büyüktü ki sesimi bile yakmıştı.
Özden arabadan indi. Gözleri doluydu. Tamam, ağlayacak şimdi. Ağla Özden. Ağla da göreyim seni. "Beste, sizi ben tanıştırmıştım ama..." Nefes aldı derin derin. "Zamanla Efe'ye aşık oldum. Yapma... yapma dedim kendime ama olmadı."
Şimdi Efe indi. Arkasına yaslandı, kollarını bağladı. O bildiğim Efe değildi. Soğuk, mesafeli, yabancı.
"Ben Özden'i ilk gördüğümden beri ona aşığım," dedi dudaklarında acı bir gülümsemeyle. "Seninle dedenden intikam almak için kullandım."
Dedem.
Dedem iki yıl önce öldüğünde Efe yanımdaydı. Ağladığım gece saçlarımı okşamıştı. "Her şeyi hallederiz" demişti. Bana kalan mirası akrabalarım çaldığında "Ben varım" demişti. Dedemin onu sevmesini, "Torunuma iyi bak evlat" demesini kullanmıştı. Dedemin bana bıraktığı her şeyi çalan akrabalarımdan ne farkın vardı senin Efe?
Gülümsedim. Neden güldüğümü bilmiyorum. Ama güldüm.
"İkiniz de birbirine layıksınız."
Arkamı döndüm ve yürüdüm. Arkamdan seslendiler ama duymadım.
---
Bara gittim. Saat öğlen ikiydi, mekan boştu. Bardan kalkmadım. Tekila, viski, ne varsa. Yeterince içtim ama sarhoş değildim. İçimdeki yangını söndürmeye yetmedi hiçbiri.
Tuvalete gittim. Aynada kendime baktım. Gözlerim kıpkırmızıydı ama ağlamamıştım. Ağlamayacaktım. Onlara bu zevki vermeyecektim.
Kapının açıldığını duydum. "Burası bayanlar tuvaleti" dedim arkama bakmadan.
"Siktir et."
Ses kalın, tok, tanımadığım bir sesti. Arkamı döndüğümde gördüm onu. Uzun boylu, geniş omuzlu, esmer, sert hatlı bir adam. Gözleri karanlık ve tehlikeliydi. Belki otuzunda, belki otuz beşinde. Sakalları yeni tıraş olmuş gibiydi ama çenesi hâlâ gridi.
"Ne istiyorsun?" dedim. Sesim normalden daha gür çıktı. Belki de içkinin etkisiydi.
Yaklaştı. Adımını duyabiliyordum. Öyle sessizdi ki. Bir yırtıcı gibi.
ESTÁS LEYENDO
SADECE SEN
RomanceBeste Yılmaz, 21 yaşında, hem okuyor hem çalışıyor, yatalak annesine bakıyor. Bir hafta önce sevgilisi tarafından en yakın arkadaşıyla aldatıldığını öğrenen Beste, içindeki yangını söndürmek için bir yabancıya bekaretini verir. O geceden sonra, o ya...
